Ebu’l Vefâ kimdir

Ebul Vefa el-Büzcani (10 Haziran 940-1 Temmuz 998) tam ismi Ebu el-Vefa Muhammed bin Muhammed bin Yahya bin İsmail bin el-Abbas el-Büzcani olan İranlı matematikçi ve astronom.940 yılında İran’da bulunan Büzcan kasabasında doğmuştur.Bu yüzden Ebul Vefa Büzcani diye meşhur olmuştur.İlim tahsiline amcası Ebu Amr Mugazili ve Ebu Yahya bin Kimib’in yanında başlayan Ebul Vefa 959 yılında Bağdat’a gitti.Ölümüne kadar da burada ilimle meşgul oldu.İlim sahasında,matematik ilmini tahsil etti ve özellikle trigonometri üzerinde çalışmalar yaptı ve bu alanlarda çok fazla bir süre muhafaza edilemeyen kitaplar yazdı.Batlamyus’un ve Diophantos’un eserlerini inceleyip açıklamış,astronomi sahasında ise Ay’ın hareketleri üzerine çalışmalar yapmıştır.Matematik ve astronomideki hizmetleriyle ilim tarihinde önemli bir yer tutmuştur.

Astronomi

Ebul Vefa,yıldızların eğimlerininin kesin ve doğru bir şekilde ölçülebilmesi için bir duvar oktantı geliştirdi.Bundan başka trigonometri çizelgelerinde hesaplamalar yapmak için gelişmiş metotlar üretti ve küresel trigonometrideki bazı problemlerin çözümü için yeni yöntemler keşfetti.Astronomik gözlemler için sinüs(ceyb) ve tanjant(zıl) değerlerini gösteren çizelgeleri on beşer dakikalık açı aralıklarıyla hesapladı.Ünlü matematikçi El-Mervezi’nin de buna benzer çizelgeleri olduğu bilinse de,O’nun çizelgeleri tanjant ve kotanjantı yayın fonksiyonu olarak vermediği gibi,Ebul Vefa’nın çizelgeleri kadar sağlıklı değildir.

Matematik

Ebul Vefa,matematik sahasında,özellike trigonometri üzerinde çalışmalar yapmıştır. Trigonometrinin altı esas oranı arasındaki trigonometrik münasebetleri ilk defa ortaya koymuştur.Bu oranlar,günümüzde aynen kullanılmaktadır.

Ebul Vefa’nın matematik tarihinde ortaya koyduğu ilk trigonometrik özdeşliklerden bazıları şunlardır:

sin(a + b) = sin(a)cos(b) + cos(a)sin(b)

cos(2a) = 1 − 2sin2(a)

sin(2a) = 2sin(a)cos(a)

Ayrıca küresel trigonometride sinüs teoremini açıklamıştır:

Ebul Vefa,Habeş el-Hasib ve el-Mervezi gibi önemli matematikçileri izleyerek tanjant ve sekant fonksiyonlarını tanımladı. Sekant kaşifi olarak genellikle Kopernik bilinirse de,ünlü bilim tarihçilerinden Monte Candon ve Carra de Vaux’un araştırmaları sonucu bu buluşun Ebul Vefa’ya ait olduğu tespit edilmiştir.

Trigonometrinin yanında cebir ilmi üzerinde derinlemesine çalışmalarda bulunan Ebul Vefa,o zamana dek bilinmeyen dördüncü dereceden denklemlerin çözümünü gerçekleştirdi.

Örneğin:

X4 + pX3 = r denklemini çözerken

y3 + axy + b = 0 ve X2Y = 0

koniklerinin kesişmesinden istifade etti.Eski Yunanlıların ve Hintlilerin çözemediği birçok problemi geometirk yollarla çözmeyi başardı.

Eserleri

1-Kitab ül Kamil: Trigonometri ve astronomiden bahseden meşhur eseridir.Birinci bölümde,yıldızların hareketinden önce bilinmesi gereken meseleler,ikinci kısımda yıldızların hareketlerinin incelenmesi,üçüncü kısımda yıldızların hareketlerine arız olan şeyler anlatılmaktadır.Eserin yazma bir nüshası Paris National Kütüphanesi’nde 1138 numarada kayıtlıdır.Eser,Sedilot tarafından tercüme edilerek basılmıştır.

2-Kitabun fi Amel-il,Mistarati vel-Pergarvel-Gunye

3-Kitabab ma Yahtacu-İleyh-İl-Küttab vel Ummal min İlm-il-Hisab

4-Kitabün Fahirün bil Hisab

5-Kitabün fil İlmi Hisab-il-Müsellat

6-Kitabün fil-Felek

7-Kitabün Zic-iş-Şamil

8-Kitabun fil-Hendese

9-Kitabül Medhal ila-Aritmetik

10-Tefsiri Harezmi fi Cebri vel-Mukabele

Saygınlığı

Ay üzerindeki bir kratere O’na ithafen Abul Wafa adı verilmiştir.

Ünlü bilim tarihçisi Plorian Cajori History of Mathematics adlı eserinde onun hakkında şöyle demiştir:

Ebul Vefa şüphesiz ki Harezmi’nin matematik ve geometrideki buluşlarını önemli ölçüde geliştirdi.Özellikle de geometri ile cebir arasındaki münasebetler üzerinde durdu.Böylece,bazı cebirsel denklemleri geometri yoluyla çözmeyi başardı ve diferansiyel hesap ve analitik geometrinin temelini kurdu.Bilindiği gibi,diferansiyel hesap insan zekasının bulduğu mühim ve pek faydalı bir mevzu olup,ilim ve teknolojik muasır gelişmelerin temel kaynağını teşkil etmektedir.Ayrıca Battani’nin trigonometriyle ilgili eserlerini inceleyerek girift ve anlaşılmayan yönlerini açıklığa kavuşturdu. demektedir.

Ali bin Rıdvan kimdir?

Ebul Hasan Ali bin Rıdvan el-Mısri (d. 998 – ö. 1068) Mısırlı Müslüman doktor, fizikçi,astronom ve astrolog olan bilim adamı.Gize’de doğmuştur.

Ali bin Rıdvan Antik Yunan tıbbı, özellikle Yunan hekim Galen’in çalışmaları üzerine çalışmalar yapmıştır. Galen’in Ars Parva adlı eseri üzerine yaptığı tefsir Gerardo Cremonesse tarafından tercüme edilmiştir. Bundan başka 1006 yılındaki Süpernova gözlemleriyle tanınmıştır. Ayrıca tümevarım teorisi üzerine çalışmalar yaparak katkıda bulunmuştur.

Ali bin Rıdvan Avrupalı yazarlar tarafından Haly ya da Haly Abedrudian olarak adlandırılmıştır. Ali bin Rıdvan, bir zaman fizikçi ibn Butlan la girdiği meşhur bir tartışmayla meşgul olmuştur.

Çalışmaları

Batlamyus’un Tetrabiblos adlı eserine yaptığı tefsir

De revolutıons nativatatum (Doğumların Deveranı) Luca Gaurico tarafından düzenlenerek,1524 yılında Venedik’te basılmıştır.

Tractatus de cometarum significationibus per xii signa zodiaci (12. Zodyak Kuşağındaki kuyruklu yıldızların anlamları üzerine inceleme) 1563 yılında Nürnberg’de basılmıştır.

Ali bin Rıdvan kimdir?

Ebul Hasan Ali bin Rıdvan el-Mısri (d. 998 – ö. 1068) Mısırlı Müslüman doktor, fizikçi,astronom ve astrolog olan bilim adamı.Gize’de doğmuştur.

Ali bin Rıdvan Antik Yunan tıbbı, özellikle Yunan hekim Galen’in çalışmaları üzerine çalışmalar yapmıştır. Galen’in Ars Parva adlı eseri üzerine yaptığı tefsir Gerardo Cremonesse tarafından tercüme edilmiştir.

Bundan başka 1006 yılındaki Süpernova gözlemleriyle tanınmıştır. Ayrıca tümevarım teorisi üzerine çalışmalar yaparak katkıda bulunmuştur.

Ali bin Rıdvan Avrupalı yazarlar tarafından Haly ya da Haly Abedrudian olarak adlandırılmıştır. Ali bin Rıdvan, bir zaman fizikçi ibn Butlan la girdiği meşhur bir tartışmayla meşgul olmuştur.

Çalışmaları

Batlamyus’un Tetrabiblos adlı eserine yaptığı tefsir

De revolutıons nativatatum (Doğumların Deveranı) Luca Gaurico tarafından düzenlenerek,1524 yılında Venedik’te basılmıştır.

Tractatus de cometarum significationibus per xii signa zodiaci (12. Zodyak Kuşağındaki kuyruklu yıldızların anlamları üzerine inceleme) 1563 yılında Nürnberg’de basılmıştır.

Ali bin İsa kimdir?

Ali bin İsa (9.yüzyıl?,Bağdat) ya da Ali ibn İsa 9. yüzyılda astronomi,coğrafya ve özellikle optik alanında çalışmalar yapmış Afro-Arap Müslüman bilim adamı.

Notebook of Oculist(Göz Doktorunun Defteri)

Ali bin İsa Orta Çağ’da göz hastalıkları üzerine verilen ilk eser olan Notebook of Oculist (Göz Doktorunun Defteri) adlı eserini yazmıştır.Bu eser onun Orta Çağ Avrupası’nda Jesu Occulist olarak tanınmasını sağlamıştır.Jesu Latince’de İsa demektir.Bu eser ilk olarak Farsça’ya çevrilmiş ve daha sonra da Latince’ye çevrilerek 1497 yılında Venedik’te basılmıştır.Daha sonra ise 1904 yılında Hirschberg ve Litter tarafından Almanca’ya;1936 yılında da Casey Wood tarafından İngilizce’ye çevrilmiştir.

İbn İsa’nın bu kitabı,kendinden sonra gelen optik ilimciler tarafından en çok başvurulan kaynak kitaplardan biri olmuştur.

Ali bin İsa bu çalışmalarından başka,827 yılında Halid bin Abdülmelik ile birlikte,Dünya’nın çevresini ölçmüş ve 40,248 km. sonucunu elde etmişlerdir.(başka kaynaklara göre bu oran 41,136 km.dir.)

Ahmed bin Musa

Ahmed bin Musa ( ?-878 )Sistem mühendisliği ve sibernetik ilminin öncülerinden aynı zamanda matematik ve astronomi alanında eserler veren Müslüman bilim adamı.

İlim Alanındaki Çalışmaları

Babası Musa bin Şakir’dir.Çocukluğundan beri ilimle uğraşmış özellikle mekanik ilmine ilgi duymuştur.Kardeşlerinin ve babasının ilim adamı olması,zamanın ilim öğrenmeyle geçirmesi ve halife Memun tarafından korunması onu ilim sahasında daha da yükseltmiş devrinin büyük matematik ve astronomi bilginlerinden biri olmasını sağlamıştır

Halife Memun’un astronomu olan Yahya bin Ebu Mansur’dan dersler almıştır. Kardeşleri Muhammed ve Hasanla birlikte yıldızları diğer gök cisimlerini bunların doğuş ve batışlarını inceledi bu incelmelerinin sonucunda yıldızların doğuşu, batışı aynı zamanda onların resimlerini gösteren mükemmel bir cihaz yaptı ve bu görenleri hayrete düşüren bu cihazı Samarra Rasathanesi’nin önüne koydu. Bu cihazı gören İbnı Habban el-Teberi hayretini gizleyememişti. Bu cihaz bakırdan olup su kuvvetiyle çalışmaktaydı ve yıldızların resmini, ismini ayrıntılılı bir şekilde hiç kimsenin müdahalesi olmadan gösterebiliyordu.

Ahmed bin Musa astronomi ilminin yanısıra özellikle mekanik ilmiyle ilgilendi yüzlerce büyüklü küçüklü alet yaptı bu aletlerin içinde otomatik su kapları, kandiller, izafi ağırlık ölçen aletler ve günümüzde hala kullandığımız aletleri tasarlamıştır. Teknik sahada ne kardeşleri ne de başka bir alim ona yetişebilmiştir.

Ahmed bin Musa, kardeşleriyle birlikte Halife Memun tarafından, daha önce Sabit bin Kurra’nın, dünyanın çevresini doğru ölçüp ölçmediğini kontrol etmek için görevlendirilir. Üç kardeş, Sincan’da ve Kûfe’de yaptıkları ölçümler ve hesaplar sonunda, Sabit bin Kurra’nın bulduğu rakamı bulurlar.

Ahmed bin Musa gerek mekanik alanında gerek astronomi alanındaki mükemmel çalışmalarıyla devrinin en büyük bilim adamlarından biri olduğunu göstermiş ve mekanikte çok kıymetli eserler vererek kendisinden sonra gelecek olan Cezeri gibi daha nice alimlere öncülük etmiştir.

Ahmed bin Musa Miladi 878 yılında vefat etmiştir.

Eserleri

1-)Kitabul Hıyel (Sistem mühendisliği ve mekanik alanında yazılmıştır.)

2-)Sabit yıldızlar küresinin dışında dokuzuncu kürenin bulunmadığının geometrik ispatı.

3-)Sanad bin Ali’ye sual.

4-)Kendi kendine müzik yapan aletler

Şemseddin Halili kimdir?

Şemseddin Halili vakit cetvelleri hazırlayan astronomi alimi. İsmi, Muhammed bin Muhammed bin Muhammed’dir. Lakabı Şemseddin, nisbesi Halili’dir. Hayatı hakkında kaynaklarda fazla bilgi bulunmamaktadır. Doğum tarihi belli olmayıp, 1397 yılında vefat etmiştir.

Şemseddin Halili, namaz vakitlerini hesaplamak için yaşadığı devre kadar Avrupa ve İslam aleminde eşine rastlanmayan cetveller hazırladı. Halili adıyla anılan cetvelinde, Şam enlemini esas aldı. Ona dayanarak zamanı, namaz vakitlerini ve kıbleyi tayin etti. Kıbleyi tayin ederken enlem ve boylam farklarından faydalanıyordu. Bu matematiki cetvellerle her enlemde kürevi astronomi problemlerini rahatlıkla çözüyordu. Halili, dünyanın ekseni etrafındaki eğimini de 23 derece 21 dakika olarak hesapladı.

Dürbünün keşfine kadar astronomi sahasında gözlem aracı olarak kullanılan ve Rubu aleti denilen kadranı da keşfetti. Şimşir gibi sert tahtadan veya fildişinden yapılan bu aletle yıldızların yükseklikleri ölçülür, namaz vakitleri ve kıble tayin edilirdi.

Eserleri

Şemseddin Halili’nin en önemli eseri Cedavil-ül-Mikat ismiyle bilinen vakit cetvelleridir. Bu eserin yazmaları Paris ve Kahire kütüphanelerinde bulunmaktadır. Ayrıca;

1) Cedvelü Fadl-id-Dair ve Amel-ül-Leyl ven-Nehar,

2) Risale fil-Ameli bil-Murabba,

3) En-Nücum-üz-Zahire adlı eserleri vardır.

Halili’nin astronomideki çalışmaları Kopernik’e tesir etmiştir. O da bir noktaya kadar, kendi çalışmalarına bunları temel olarak almıştır.

Seydi Ali Reis kimdir?

Seydi Ali Reis (1498 – 1562), Kaptan-ı Deryalık da yapmış olan Osmanlı denizcisi. Osmanlı Devleti’nin Büyük Okyanus rüyasını gerçekleştirmek için görevlendirilen denizci. Türk amirali, coğrafya ve matematik bilgini.

Hayatı

İstanbul, Galata’da doğdu. Sinoplu bir aileden gelmedir. Dedesi, II. Mehmet zamanında tersane kethüdalığında, babası Hüseyin Ağa da Darüssınaa kethüdalığında bulunmuşlardı. Kendisi de tersanede reis olarak çalıştı. Barbaros Hayreddin Paşa’nın yanında yetişti.

Seydi Ali Reis, tersane kethüdası olduğundan, bir deniz harekatında bağımsız olarak kumandanlık yapmadı. Rodos’un fethine (1522) ve daha sonra Akdeniz’de cereyan eden bütün deniz savaşlarına Barbaros Hayrettin Paşa yanında katıldı ve Batı Akdeniz bölgesini çok iyi öğrendi. Preveze Deniz Savaşı’nda (1538) Osmanlı donanmasının sol tarafına komuta ederek büyük yararlıklar gösterdi ve bu savaştan sonra adı daha çok duyulmaya başlandı. Trablusgarp’ın fethiyle biten harekatta Kaptan-ı Derya Sinan Paşa ve Turgut Reis emrinde çalıştı(1551).

Kanuni Sultan Süleyman tarafından, Portekiz donanmasıyla girdiği deniz savaşını kaybeden Murat Reis’in yerine Hint Kaptanlığına atandı ve Basra’daki donanmayı Süveyş’e getirmekle görevlendirildi.

Bu olay onun yaşamının da dönüm noktası oldu. 15 gemiyi derhal tamir ettirerek uygun deniz mevsimi için beş ay bekledi ve donanması ile Basra’dan ayrıldı (1554). Basra’dan aldığı 15 kadırga ile Süveyş’e doğu yol alırken Horfakan şehri açılarında 25 parçalık Portekiz donanmasıyla karşılaştı. Yapılan çarpışmada Portekizliler bir gemi kaybedip geri çekilince yoluna devam etti. Maskat yakınlarında 34 parçalık bir Portekiz Donanmasının saldırısına uğradı. Güney Arabistan sahillerinde dağların denize dik inmesinden faydalanarak, gemilerini Portekiz donanmasıyla kıyı arasına soktu, savaş başladığı zaman dağların kestiği rüzgar sebebiyle Portekiz donanmasının yelkenli gemileri hareketsiz kaldı, kürekli gemileriyle hızlı hareket ederek düşmanın sayı üstünlüğünü yok etmeye çalıştı. Yapılan savaşta Portekizlilerin altı gemisi batırıldı, Osmanlı donanmasının da beş gemisi battı, biri de yandı (1554).

Seydi Ali Reis’in Hint Okyanusu’nda Portekiz Donanması ile Muharebesi (09 Ağustos 1554)

Umman sahilindeki Zufar limanı geçilerek Şihr şehri hizasına gelinince, günbatısı yönünden fil tufanı (Tufan-ı Fil) veya Tsunami denilen bir fırtına çıktı. Çıkan fırtına yüzünden Seydi Ali Reis kalan dokuz kadırgalık donanmasıyla birlikte kıyıdan uzaklaşmak zorunda kaldı. Fırtınaya kapılan, günlerce denizde çalkalanan gemiler doğuya doğru sürüklenerek Hindistan kıyılarına, Gücerat sultanlığının Demen Kalesi önüne gelebildi, burada üç gemi karaya vurdu; geri kalan gemilerdeki top ve levazımı bırakarak Seydi Ali Reis elindeki altı gemiyle Surat limanına girdi; çünkü Portekiz donanması onu yakalamak için dolaşıyordu

Seydi Ali Reis buradan Gucerat’ın başkenti Ahmedabad’a gitti. Harap gemilerle Süveyş’e ulaşmak imkansız olduğundan, kalan gemiler satılıp karadan İstanbul’a dönülmesine karar verildi. Seydi Ali Reis Gucerat sultanı Ahmet Han tarafından iyi karşılandı. Daha sonra adamlarından bir kısmı Gucerat Sultalığı’nın emrine girdi. Seydi Ali Reis, Ahmedabad’tan Sind memleketinin başkenti Multan’a, oradan Lahor’a, bu şehirden de Delhi’ye gelerek Timuroğullarından Hümayun Şah’ın huzuruna çıktı (1555).

Hümayun şahın ölmesi üzerine Afganistan – İran yoluyla Anadolu’ya hareket etti (1556). Bundan sonra Kabil, Semerkant, Buhara, Meşhet şehirlerinde hükümdarları gördü.

Buhara civarında Özbeklerin saldırısına uğradı ve yaralandı. İran da Meşhet valisi tarafından tutuklandı, daha sonra serbest bırakılarak Şah I.Tahmasp’a gönderildi. Bir süre göz hapsinde kaldıktan sonra Anadolu’ya geçmesine izin verildi ve Şah’ın Kanuni’ye yazdığı bir mektubu da alarak Kazvin’den ayrıldı (1557). Aynı yıl Bağdat’a ulaştı. Böylece Basra’dan çıkışından 3 yıl 7 ay sonra tekrar Osmanlı ülkesine dönüyordu.

Seydi Ali Reis 1557 Mayıs ayı başlarında İstanbul’a vardı ve Edirne’de bulunan hükümdarın yanına gitti. Süveyş donanmasının uğradığı kayıptan dolayı padişahtan af diledi. Dolaştığı yerlerde görüştüğü hükümdarların verdiği 18 nameyi sundu; Ali Reis mahvolmuş bir donanmanın sorumlusu olmakla beraber, başına gelen olağanüstü olaylar kabul edilerek suçlu görülmedi, önce Müteferrika yapıldı, sonra Diyarbakır tımar defterine tayin edildi. Bir süre şehzade Selim’in hizmetinde çalıştı, Galata Hassa gemi reislerinden biri oldu (1560). Son görevi bilinmemektedir. 1562 yılında İstanbul’da vefat etti.

Eserleri

1-Mirat’ı Kainat:

Güneşin hareketinden, yıldızların uzaklığından; kıblenin ve öğle vaktinin tayininden, nehirlerin genişliğinin tespitinden ve rub’u meceyyibden bahseden bir eserdir.

2-Hulast’el- Hay’a :

Halep’ te bulunurken hey’et ve matematik dersleri alan Seydi Ali Reis, Ali Kuşçu’nun Fethiye isimli eserini tercüme etmiş ancak bununla yetinmeyerek Mahmud b. Omar al Çağmini’den ve Kadızade-i Rûmî Musa Paşa’nın eserlerinden de faydalanarak tercümesine bir çok ilaveler yapmıştır.

3-Kitab Al-Muhit Fi İlm’al-Eflak Va’l Abhur :

Seydi Ali Reis kısaca Muhit adı ile tanınmış olan meşhur eserini 1554’te Haydarabad’da bulunurken kaleme almıştır. Geçirdiği tecrübelerden sonra kaptanlara ve gemicilere kılavuz olmadan Hint denizlerinde kolaylıkla dolaşım imkanını verecek bir kitap hazırlamak isteyen Seydi Ali Reis bu eserinde; yer tayini, zaman hesabı, takvimler, pusula taksimatı, denizcilikte önemli bazı yıldızlar ve yıldız grupları; meşhur limanlar, Hindistan’ın rüzgar- altı ve rüzgar-üstü sahilleri ile Hint denizindeki adalar, rüzgarlar, tayfunlar, sefer yolları hakkında mühim bilgi ihtiva etmekte; kitabın dördüncü bölümünde Yeni Dünya ( Amerika) ya ait bir bölüm de bulunmaktadır. Katip Çelebi, Cihannüma’ sında Seylan, Cava, Sumatra ve diğer adalar hakkında verdiği bilgiyi aynen Muhit’ten nakletmiştir.

4-Mir’at Ül’ Memalik:

Seydi Ali Reis’in Hindistan’dan Bağdad’a dönüşünde yol arkadaşlarının, görülen şehirleri, karşılaşılan değişik ve ilginç olayları, ziyaret edilen türbeleri ve çekilen zorlukları anlatan bir kitap yazmasını istemeleri üzerine kaleme almaya başladığı bu eseri 1557′ de İstanbul’da tamamlamıştır. Süveyş kaptanlığına tayininden sonra yaşadıklarının bir hikayesi olan bu eserde Seydi Ali Reis, geçtiği memleketler, tanıştığı hükümdarlar ve şahit olduğu olaylar hakkında bilgi vermektedir. Aynı zamanda şair olan Seydi Ali Reis’ in Mir’at ül-Memalik’te şiirlerinden örnekler mevcuttur.

Takiyyüddin Rasıd kimdir?

İstanbul’da ilk rasathâneyi kuran astronomi, matematik ve hadis âlimi. İsmi, Muhammed bin Mâruf bin Ahmed Râsıd-üş-Şâmî olup, lakabı Takiyyüddîn’dir. Takiyyüddîn Râsıd diye meşhur oldu. 1525 senesinde Şam’da doğdu. Bir rivayete göre Kahire’de doğmuştur. Aslen Nabluslu aydın bir aileye mensuptur. Babası Mâruf Efendi kadı idi. Takiyyüddîn küçük yaşta ilim tahsiline başladı. Zamanının usulüne göre tahsil görerek kadılık mevkiine yükseldi. Daha sonra ilim tahsiline devam etmek için Mısır’a gitti.

Şam’a döndüğünde Câmi-i Benî Ümeyye’de Buhârî kitabını okumakla vazîfelendirildi. Bir süre sonra da dersiamlığa, yani İslâm ilimleri profesörlüğüne yükseltildi. Bir ara İstanbul’a gelen Takiyyüddîn Râsıd, Edirnekapı Bala Medresesi müderrisliğine tayin edildiyse de o, Mısır’da kadılık yapmayı tercih etti. Daha sonra 1570 senesinde babasıyla birlikte İstanbul’a gelip, yerleşti. İstanbul’da devrin meşhur âlimlerinden çivi zade, Ebüssü’ûd Efendi, Azmizâde, Ali Kuşçu’nun torunu Kutbeddîn Efendi ve onun oğlu Mehmed Efendiyle Saçlı Emîri Efendinin ilim meclislerine katılıp, istifâde etti.

Takiyyüddîn Râsıd, İstanbul’a yerleştikten sonra, astronomi çalışmalarına ağırlık verdi ve bu alanda söz sâhibi oldu. 1571 senesinde devletin resmî müneccimbaşısı (astronomu) tayin edildi. Bu sırada meşhûr âlim Hoca Sa’deddîn Efendiyle tanıştı. Onun vâsıtasıyla Sultan Üçüncü Murâd Hanın huzuruna kabul edildi. Padişahın emriyle İstanbul Rasathanesini kurmakla vazîfelendirildi. Önceleri rasatlarını Galata Kulesinde yapıyordu. Rasathanenin inşasında Hoca Sa’deddîn Efendinin ve sadrazam Sokullu Mehmed Paşanın büyük yardımları oldu. Bu rasathane, şimdiki Beyoğlu’nda bulunan Fransız konsolosluğunun yanındaydı. Rasathanenin inşası 1577 senesinde tamamlandı.

Aynı senenin sonlarında İstanbul üzerinden geçen bir kuyruklu yıldız gözlendi ve kitaplara yazıldı. Takiyyüddîn Râsıd bu rasathanede dört sene deney ve gözlem yaptı. 1585 senesinde İstanbul’da vefat etti. Kabrinin yeri bilinmemektedir. Takiyyüddîn Râsıd, İstanbul Rasathanesinde ve özel imkânlarla yaptığı çalışmalarında birçok başarılar elde etti. Zamanı ölçmede, büyük başarı gösterdi. Rasat âletlerine saniye taksimatını ilk olarak koydu. Dört sene içerisinde yaptığı rasatlarla güneş cetvellerini tamamladı. Meyl-i Külliyi (bir gök cisminin yörüngesinden tam olarak sapması, tam deklinasyonu) 33° 26’ 48” olarak buldu. Bu rakam bugünkü rakamdan sâdece 36 saniye küçüktür.

Hâlbuki ünlü astronom Thyco-Brahe bunu iki misli hata ile 1’ 48” olarak bulmuştur. Güneşin sapmasını 2,5 saniye farkla 1° 55’ 9,3” olarak buldu. Thyco-Brahe ise bunu 3–4 misli hatayla tespit edebilmiştir. Ayrıca Takiyyüddîn Râsıd güneşin ortalama hareketini bugünkü değerine yaklaşık olarak hesapladı. Meridyenler arası zamanı ilk defa ölçtü. Güneş, ay ve yıldızların doğuş yerlerini, yıldızların enlem, boylam, doğuş ve eğim metotlarını ilk defa ortaya koydu. 60’lı sistem üzerine kurulan ve hâlen kullanılmakta olan derece, dakika ve saniyeyi ondalıklı bir şekilde ifade etti. Avrupa’da bu sistem yüz sene sonra 1670 senesinde Gabriel Mouton tarafından ortaya atıldı.

Eserleri

1) Et-Turuk-us-Seniyye: İlk eseri olup, mekanik ve su mühendisliğiyle ilgilidir.

2) El-alat-ür-Rasadiyyeli Ziyc-i Şehinşahiyye: İstanbul rasathanesinde bulunan aletleri tanıtan bir eserdir. Sultan Üçüncü Murad Han adına yazılmıştır. Eserde, dokuz rasat aleti tarif edilmiştir. Bu aletlerden bir kısmını ilk olarak kendisi yapmış ve kullanmıştır.

3) Cedavil-ür-Resadiyye: Astronomik gözlemler sonucunda yazılan cetvellerden meydana gelmiştir. Eser tamamlanamamıştır.

4) Sidret-ül-Müntehal Efkar fi Melekut-il-Felek-id-Devvar: Özel rasatlarını topladığı bir eseridir. Eser, astronomi sahasında yazılan kitapların en önemlileri arasında yer alır. Takiyyüddin Rasıd bu eserinde, trigonometriye dair orijinal çalışmalar ortaya koymuştur. Özellikle kirişler üzerindeki çalışmalarında, kiriş 1° veya 2°nin hesabını üç yolla yapmayı ve bunu üçüncü derece denklemi kurmakla başarmıştır. Aynı eserin sinüsler üzerine de eğilmiş ve Copernikus (Korepnik)tan farklı olarak, sinüs, cosinüs, sekand ve kosekandın tariflerini vermiş, sin (A-B), sin (A+B), sin A/2’nin formüllerini çıkarmış ve sin 1°’nin hesabını yapmıştır.

5) Risaletü Rub’-ul-Ceyb: Rubutahtası denilen, zaman tayini, namaz vakitlerinin, hicri ayların ve kıblenin tayini ve hesaplanmalarıyla ilgili aletin tarifi ve kullanılışıyla ilgilidir. Manzum olarak hazırlanmıştır.

6) Tercüman-ül-Etıbba ve Lisan-ül-Elibba: Farmakolojik bir lügat olup, Takiyyüddin Rasıd’ın tıpla da ilgilendiğinin ve bu alanda çalışmalar yaptığının delilidir. İlaçlar hakkında bilgi veren bu eser altmış sayfadan meydana gelmiştir.

7) Gunyet-üt-Tullab minel-Hisab.

8) El-Müzvelet-iş-Şimaliyye li-Fadli Dairi ufki Kostantiniyye: Güneş saatleri, Rubutahtasıyla ilgilidir.

9) Gurubu Şems Sebebühu ve Teahhuru: Astronomiyle ilgili.

10) Ziyc-i Cedid-i Sa’deddin

11) Düstur-ut-Tercih li Kavaid-it-Testiğ.

12) Reyhanet-ür-Ruh fir-Rusm-is-Sa’ati ala Musteve-üs-Sütuh: Projeksiyon metoduyla ilgilidir.

Uluğ Bey kimdir?

Uluğ Bey (d. 1393 – ö. 1449), Timur İmparatorluğu’nun 4. sultanı. Matematikçi ve gökbilimci.

Timur’un erkek torunlarından hükümdar olanlardan birinin oğludur. 1393 yılında Sultaniye kentinde doğmuştur. Timur’un öldüğü sıralarda Uluğ Bey Semerkant’ta bulunuyordu. Maveraünnehir, Mirza Halil Sultan’ın saldırısı ve işgali üzerine babasının yanına gitmek zorunda kalmıştır. Babası buraları yeniden yönetimine alarak on altı yaşında olan Uluğ Bey’e yönetimini bırakmıştır. Uluğ Bey, bu tarihten sonra, hem hükümeti yönetmiş ve hem de öğrenimine devam etmiştir.

Uluğ Bey, bilgin ve olgun bir padişahtı. Boş zamanını kitap okumak ve bilginlerle ilmi konular üzerinde konuşmakla geçirirdi. Tüm bilginleri yöresinde toplamıştı. Uluğ Bey, dikkatlice okuduğu kitabı sözcüğü sözcüğüne hatırında tutacak kadar belleği vardı. Matematik ve astronomi bilgileri oldukça ileri düzeydeydi. Bir söylentiye göre, kendi falına bakarak, oğlu Abdüllatif tarafından öldürüleceğini görmüş ve bunun üzerine oğlunu kendisinden uzak tutmayı uygun görmüştür. Baba ile oğlu arasındaki bu soğukluk, Uluğ Bey’in küçük oğluna karşı olan yakınlığı ile daha da şiddetlenmiş ve sonunda Uluğ Bey’in korktuğu başına gelmiştir.

Çalışmaları

Uluğ Bey, Semerkant’ta bir medrese ve bir de rasathane yaptırmıştır. Kadı Zade bu medreseye başkanlık etmiştir. Rasathane için yörede bulunan tüm mühendis, alim ve ustaları Semerkant’a çağırmıştır. Kendisi için de bu rasathanede bir oda yaptırarak tüm duvar ve tavanları gök cisimlerinin manzaralarıyla ve resimleriyle süsletmişti. Rasathanenin yapım ve rasat aletleri için hiç bir harcamadan kaçınmamıştır. Bu gözlemevinde yapılan gözlemler, ancak on iki yılda bitirilebilmiştir.

Gözlemevinin yönetimini Bursalı Kadızade Rumi ile Cemşid’e vermiştir. Cemşid, gözlemlere başlandığı sırada ve Kadı Zade de gözlemler bitmeden ölmüştür. Gözlemevinin tüm işleri o zaman genç olan Ali Kuşçu’ya kalmıştır. Bu gözlem üzerine Uluğ Bey, ünlü Zeycini düzenlemiş ve bitirmiştir. Zeyç Kürkani veya Zeyç Cedit Sultani adı verilen bu eser, birkaç yüzyıl doğuda ve batıda faydalanılacak bir eser olmuştur. Zeyç Kürkani, bazı kimseler tarafından açıklanmış ve Zeyç’in iki makalesi 1650 yılında Londra’da ilk olarak basılmıştır. Avrupa dillerinin birçoğuna, çevrilmiştir. 1839 yılında cetvelleri Fransızca tercümeleriyle birlikte, asıl eser de 1846 yılında aynen basılmıştır.

Uluğ Begin rasathanesi (Semerkand)

Zeyç Kürkani’nin asıl kopyalarından biri Irak ve İran savaşlarından sonra Türkiye’ye getirilmiş ve halen Ayasofya kütüphanesindedir. Bir hile ile oğlu Abdüllatif tarafından 1449 yılında öldürülmüştür.

Zerkali kimdir?

Zerkali. Endülüslü astronom (1029–1087). Toledo’da bir rasathane kurdurmuş ve 1061–1087 yılları arasında burada yaptığı çalışmaları bir kitapta toplamıştır. Bu kitap daha sonra Alfonso Tabloları adıyla anılan eserlerin yapılmasına öncülük edecekti.

Zerkali Endülüste yetişen Ünlü astronomi alimlerinden. İsmi, İbrahim bin Yahya et-Tecibi en-Nekkaş olup, künyesi Ebu İshaktır. Zerkali diye Ünlü oldu. 1029 senesinde Tuleytula şehrinde doğdu. Küçük yaşta ilim öğrenmeye başladı. Kısa zamanda din ve fen ilimlerini öğrenen Zerkali, astronomi ilminde söz sahibi oldu. Astronomi çalışmalarını ve rasatlarının çoğunu Tuleytulada yaptı. Ömrünün sonuna doğru Kurtubaya yerleşti ve 1087 senesinde burada vefat etti.

Zerkali, ilk defa Batlamyus’un aksine dünyanın gerçek yörünge noktası hareketini ve güneşin ta’dil merkezinin asırlık değişikliğe bağlı olduğunu keşfederek kanuna bağladı. Hâlbuki Batlamyus, güneş sisteminin yörünge noktasını sabit ve ta’dil merkezini de değişmez kabul etmişti. Güneşin yörünge noktasını 12 saniye kadar doğru bir yön, yani doğudan batıya doğru bir değişiklik vererek güneş için yeni bir teori ortaya atıp değişim merkezindeki düzensizliği de ortadan kaldırdı.

Batlamyus kuramında, Güneşin Yerden en uzak konumu olan günötenin durağan olduğu benimsenmiş ve gözlemlerin bildirdiği farklı veriler gözlem hatalarıyla açıklanmıştı. İslâm Dünyasında Sâbit ibn Kurrâ, bu görüşten kuşku duymuş ama bunun yerine daha doyurucu olan başka bir görüş koyamamıştı. Zerkâlî ise, günöte noktasının durağan olmadığını ve yılda 12 saniyelik bir açıyla Batıdan Doğuya doğru yer değiştirdiğini öne sürmüştür; ona göre, bu yer değişikliğini, Güneşin yörünge merkezinin bir çember üzerinde dolandığını varsayarak açıklamak mümkündür. Böylece Zerkâlî, Batlamyus kuramının doğruluğu konusundaki kuşkuların güçlenmesine neden olmuştur.

Zerkali, Tuleytula adıyla Ünlü olan ilk astronomi cetvellerini düzenledi. Güneş, gezegenler ve diğer yıldızların hareketlerini ilgilendiren bu cetveller, kısa zamanda Avrupa’nın her tarafında kullanılmaya başlandı. Sabır ve dikkatle incelemeler yapan Zerkali dünyanın güneşe olan uzaklığını hesapladı. Ayrıca bu mesafeyi güneş yörüngesine dayanan gün dönümleri ile gece ve gündüz eşitliğinin prestesyonuna intibak ettirebilmek için Tuleytulada 402den fazla gözlem yaptı vepresesyon vüsatini de aynı tarzda doğru olarak hesapladı.

Zerkalinin hazırladığı Ziyc, 1450 senesinde birçok eksikliklerle Latinceye tercüme edildi. Bu tercümenin bir nüshası Paris Kütüphanesinde bulunmaktadır. Bu Ziyc, kendisinden sonra yapılan bütün ziyclere esas oldu. Tercümenin önsözünde trigonometri cetvellerinin nasıl çıkarıldığı konusunda bilgi verilmiş ve buna bir de sinüs cetveli ilave edilmiştir. Eserde ayrıca 35 sabit yıldızın kataloğu ile beraber meyil cetvellerine yer verilmiş ve Safiha Usturlabı hakkında açıklamalar yapılmıştır.

Zerkali çalışmalarında usturlab kullanmıştır. Batıda Zerkali Safihası adıyla Ünlü olan alet Afaki bir şekilde, her yerin ufkunu temsil edecek surette ufuk dairesi hareketli yapılmış, menazıri usul ile ayın tutuluş durumu resimlenmiş, dairevi ve safihadan ibarettir. Bu aletin özelliklerinden bahseden Zerkalinin risalesi, Kitab-ül Amel Bis-safiha ez-Ziciya, Latince, İbranice ve diğer dillere tercüme edilmiştir. Bir örneği Paris Kütüphanesinde mevcut olan alet hakkında Mirim Çelebi, Sultan İkinci Bayezid Hanın emriyle Farsça mükemmel bir eser yazmıştır.