Abbas Kasım İbn Firnas kimdir

(? – 888),

Berberi gökbilimci ve şair, İslam bilgini.

Tarihî kaynaklar Endülüslü Firnas’ın da uzun çalışmalar sonunda yeni bir keşifte bulunup bir cihaz yaptığını, üzerine kumaş geçirip kanat yerine büyük kuşkanatları taktığını ve bu âleti çalıştırarak havalanıp uçtuğunu kaydeder. Üstelik havada uzun süre kuşlar gibi süzüldüğünü, daha sonra da yavaşça yere indiğini söyler. İbn-i Firnas’ın bu başarısı Batı’da uçak yapıp uçmayı başaran Wright Kardeşlerden 1023 yıl öncesine rastlamaktadır.

Diğer çalışmaları

İbn Firnas’da birçok alanda çalıştı, kimya, fizik, astronomi okudu. Astronomi tabloları hazırladı, şiir yazdı, el-Makata adlı saati tasarladı.

Kumdan cam imalatını icad etti ve ayrıca kaya kristallerini kesme yöntemini geliştirdi. O zamana kadar sadece Mısırlılar kristal kesmeyi biliyordu. Bundan sonra, İspanya Mısır’dan kuartz ihracını bıraktı.

Güneş ve gezegenleri hareket halinde gösteren bir Plenatarium da yapmıştı. Bilgin bu cihazla yıldızlarla birlikte bulutu ve şimşekleri de inceliyordu.

Ünlü bilgin ayrıca kendisine has metodlarla bir kısım taşlardan mükemmel cam imal etme usûlünü keşfetmiş, cam sanayiinin de öncüsü olmuştu.

Ayrıca düzeltme kabiliyeti olan camı keşfederek gözlüğün mucidi olduğu kabul edilir.

Bilgin İbn-i Firnas’ın aynı zamanda İslâm musikisinin İspanya’da topluma mal edilmesini sağlamıştır.

Libya’da onun onuruna posta pulu basıldı.Irak’ta Bağdat Uluslararası Havaalanı’nda onun anısına bir heykel dikildi.Bağdat’ın kuzeyinde İbn Firnas Havaalanı’na onun adı verildi.Ay üzerinde güneybatıda King ve Ostwald Kraterlerine yakın bir yerde 89 km çapındaki bir kraterin adı Abbas Ibn Firnas Krateri diye isimlendirildi.

Görüşler

Prof. Dr. Philip Hitti ‘Arap Tarihi’ adlı eserinde şöyle der: İbn Firnas insanlık tarihinde ilk defa bilimsel uçma girişiminde bulunan kişidir.

Alman bilim tarihi araştırıcısı Sigrid Hunke, İbn- i Firnas’ın yaptığı bu uçakla İkaros’un rüyasını gerçekleştirdiğini dile getirmektedir.

Prof. Dr. Osman Turan da İbn-i Firnas’ın İslâm medeniyetinde modern havacılığın öncüsü olduğunu dile getirdikten sonra şöyle bir tespiti de ilâve etmektedir: Daha doğrusu şu dünya tarihinde ilk defa uçmayı gerçekleştiren, uçak yapan bir Müslüman dır.

İbni Cessar Kimdir

Tunuslu Müslüman doktor olup cüzzam hastalığını teşhis ederek tedavisini yaklaşık bin yıl önce bulmuştur. Onca kitaptan ve seyahatlerinden edindiği bilgileri, cüzzamın sebep ve tedavileriyle ilgili olan ‘Fakirler İçin Seyahat Kitabı’ adı altında toplamış, tıp tarihinde bir çığır açmıştır.

Bu kıymetli kitapta ayrıca yolculuk esnasında sık sık karşılaşılan hastalıkların sebeplerini, teşhis ve pratikte uygulanabilecek tedavi yöntemlerini açık bir dille anlatmıştır.

Tıbbî uygulamaları ve verdiği eserlerle kısa sürede aranan hekimler arasına giren Cessar’ın kitapları çok geçmeden Latince, Yunanca ve İb-ranice’ye çevrildi. Fakat mütercimlik yapan Konstantin isimli bir kitap korsanı, bu eserleri bir güzel yürütüp ‘Viaticum’ adıyla kendine mal etti. Daha sonra kendisini sevmeyen Demetrius isimli Sicilyalı mütercim tarafından bu hırsızlık ortaya çıkarıldı. Kitabın korsan baskısını yaparken enselenen Konstantin’in zaptiyeler tarafından götürülürken “Eğitim şart!” diye bağırdığı kafadan atılmaktadır.

Gittiği ülkelerde karşılaştığı tüm hastalıklara teşhis koyup tedavilerini bulan İbni Cessar, 1009 tarihinde vefat etmiştir.

10. yy sonlarında ayrı bir tedavi uyguluyordu. Özel yerlerde tedavi edip bulaşmayı engellerdi. Hâlbuki Avrupa’da cüzamlılar ıssız adalara terk edilirlerdi. Bu doktorun ceylan derisine yazdığı yazılar 12,500 kiloyu bulur. Kitaplarının ağırlığı 10 ton kadardır. 1000’li yıllardı. Öteden beri insanları kasıp kavuran, yüzlerce, binlerce kişinin ölümüne sebep olan, salgın bir hastalık vardı. Bu hastalığın deride bir takım urlar meydana getiriyor, yer yer kangrenlere sebep oluyor. Hastanın vücudunu kemirip harap ediyor, ölümlere yol açıyordu.

Cüzamlıların ölümle baş başa olduğu devirde bir Müslüman doktor çıktı. Bu dehşetli hastalığın teşhisini yaptı, sebeplerini inceledi ve tedavi şekillerini gösterdi. Ve bütün bildiklerini ilim dünyasının faydalanabileceği bir kitapta topladı.

Hezarfen Ahmet Çelebi kimdir

Doğum :1609 -İstanbul

Ölüm :1640 -İstanbul

Hezarfen Ahmet Çelebi, 17. yüzyılda Osmanlı’da yaşamış Türk bilgini. Kendi geliştirdiği takma kanatlarla uçmayı başaran ilk insanlardan olmuştur. 1623–1640 yılları arasında saltanat süren Sultan 4. Murat zamanında, uçma tasarısını gerçekleştirdiği ve geniş bilgisinden ötürü halk arasında, Hezarfen olarak anıldığı bilinmektedir.

Hezar, Farsça kökenli bir sözcük olup 1000 anlamına gelir. Hezarfen ise “bin fenli” (bilimli) yani “çok şey bilen” anlamına gelir.

İlk uçma denemelerinde, 10. yüzyıl Türk alimlerinden İsmail Cevheri’den ilham almıştır. Cevheri’nin bulgularını iyice inceleyen ve öğrenen Çelebi, kuşların uçuşunu inceleyerek tarihi uçuşundan önce hazırladığı kanatlarının dayanıklılık derecesini ölçmek için, Okmeydanı’nda deneyler yapmıştır. Ayrıca, Leonardo Da Vinci’nin uçma konusundaki çalışmalarında kendinden çok önce bu konuda deneyler yapan İsmail Cevheri’den ilham aldığı sanılmaktadır.

1632 yılında lodoslu bir havada Galata Kulesi’nden kuşkanatlarına benzer bir araç takıp kendini boşluğa bırakan ve uçarak İstanbul Boğazı’nı geçip 3358 m. ötede Üsküdar’da Doğancılar’a indiği varsayılan Hezarfen Ahmet Çelebi, Türk havacılık tarihinin en kayda değer kişilerden birisidir. Bu uçuş hakkındaki belgeler şimdiye kadar sadece Evliya Çelebi’nin Seyahatname’sindeki ifadesinden ibarettir.

Bu olay Osmanlı Devleti’nde ve Avrupa’da büyük yankı buldu ve dönemin padişahı 4. Murat tarafından da beğenildi. Sarayburnu’ndaki Sinan Paşa köşkünden bu durumu seyreden Sultan, Ahmet Çelebi ile önce çok yakından ilgilenmiş, hatta Evliya Çelebi’ye göre “bir kese de altınla” sevindirmiş, ancak bu derece bilgili ve becerikli birisinin tehlikeli olabileceğini düşünüp, “Bu adem pek havf edilecek bir ademdir, her ne murad ederse elinden gelir, böyle kimselerin bakaası caiz değil” diyerek onu Cezayir’e sürgün etmiştir.

Verilerin güvenilirliği

Hezârfen Ahmed Çelebi’nin İstanbul Boğazı üzerinden uçuş hattı.

Evliya Çelebi’nin anlattığı bu uçma öyküsünden çağdaşı olan başka belgelerde bahsedilmez. Aynı şekilde Sultan Murad’ın Hezarfen’i sürgün edişinden bahseden başka belge de yoktur.

Galata Kulesi denizden 35 metre yüksekte inşa edilmiştir. Kubbesinin tepesi yerden 62.59 m, denizden de 97.59 m yüksektedir.

Doğancılar Meydanı’nın ortası denizden 12 m yüksektedir.

Galata Kulesinin tepesi ile Doğancılar Meydanı arasındaki mesafe 3358 metredir.

Bu veriler, uçuşun rüzgârsız ve sakin bir havada gerçekleştiği, kalkış esnasında hiç irtifa kaybedilmediği farz edilirse yaklaşık 39.5:1’lik bir süzülüş oranı verir. Günümüzdeki en yüksek performanslı koşarak kalkış yapılan kompozit yelken kanat Aériane Swift’in maksimum süzülüş oranı 27:1’dir. Ancak uçuş esnasında Lodos estiği belirtilmekle birlikte, eserlerinde zaman zaman fantezi öğelerine yer verdiği bilinen Evliya Çelebi’nin Seyahatname’sinde bahsedilen uçuş öyküsünün hayal gücü ile zenginleştirilmiş olma ihtimali mevcuttur.

HAZİNİ ( ? – 1155 )kimdir

Asıl adı Abdurrahman El Mansur olan bu İslam bilgini, XI. Yüzyıl sonları ile XII. Yüzyıl’ın başlarında, Horasan’da yaşamıştır. fizik, astronomi ve matematik âlimi. İsmi Abdurrahman el- Mansur el-Hazini olup, künyesi Ebü’l-Feth’tir. Doğum tarihi belli değildir. Türkistan’ın Merv şehrinde yetişti ve 1118 (H.512) senesinden îtibâren tanınıp meşhur oldu. 1155 (H.550) senesinde vefat etti. Bâzan Ebû Ca’fer Ali Hazini adlı başka bir âlim ile karıştırılmaktadır. Ebû Ca’fer Ali el-Hazini de devrinin önde gelen âlimlerindendi ve bilhassa matematik ve astronomi ilimlerinde söz sahibiydi. Ebü’l-Feth Hazini bu zatın kölesi idi. Hâzinî’deki kabiliyeti fark eden Ebû Ca’fer, ona ilim öğrettikten sonra azam etti. Batı ilim dünyasında İbn-ül-Heysem’e (Al-Hazen) denildiği için de Hazini ile karıştırılmaktadır.

Abdurrahman Hazini, doğup büyüdüğü Merv şehrinin ünlü âlimlerinden iyi bir tahsil gördü. Özellikle fizik, astronomi ve matematik ilimlerinde devrinde söz sahibi oldu. İbn-i Heysem ve Bîrûnî’nin eserlerini inceleyip istifade etti. Astronomiye çok önem verdi. Birçok İslâm şehirlerinde kıblenin nasıl bulunabileceği hususunda esaslı çalışmalar yaptı.

Fiziğin dinamik ve hidrostatik konularına ağırlık verip bilhassa hidrostatik üzerine yöneldi. Sıvıların yoğunluğunu ölçme âletini keşfetti. Ayrıca, Bîrûnî’nin kullandığı altı geniş, üstü dar konik bir kap biçimindeki âlet ile cisimlerin sıvılar içindeki sürüklenme mukavemetleri konusunu da inceledi. Birçok katı ve sıvı cismin yoğunluklarını son derece hassas ve bugünkü neticelere yakın bir şekilde tespit etti.

Hazini, kimyasal maddelerin yoğunluk ve özgül ağırlıklarını ölçmek amacıyla icat ettiği hassas terazilerle, kimya bilimine de önemli katkılarda bulundu. Öyle ki, icat ettiği ve “Mizanü’l-Hikme” (Hikmet Terazisi) adını verdiği bu hassas terazi ile yaptığı yoğunluk ve ağırlık ölçümleri, günümüz teknolojisi kullanılarak yapılan ölçümlerden pek farklı değildir:

Madde Biruni’ye göre Hazini’ye göre Modern ölçüm

Altın 19.26 19.05 19.26

Demir 7.82 7.74 7.79

Bakır 8.92 8.83 8.85

Yakut 3.75 3.60 3.52

Zümrüt 2.73 2.62 2.73

Kuvarts 2.53 2.58 2.58

Kalay 11.40 11.29 11.35

İnci 2.73 2.62 2.75

İbn-i Haldun

Doğumu :27 Mayıs, 1332

Ölümü :19 Mart, 1406

Okul/gelenek İslam Düşünürü

İbn Haldun, bir İslam bilginidir. Tam adı Abdurrahman b. Muhammed b. Ebu Bekr Muhammed b. Hasan’dır.

İbn Haldun, 1. Ramazan ayında 1332 yılında Tunus’ta, nesli sahabilerden Vâil b. Hacer’e uzanan, Arap bir ailede doğdu. Aslı Yemen kabilelerinden Hadramut’a kadar uzanır. Dedelerinden, ilk olarak Halid b. Osman, Endülüs’teki Karmuna’ya hicret etti. Endülüs halkının âdeti olarak Halid olan ismine u ve n harfleri eklenerek ismi Haldun’a dönüştü.

İbn Haldun’un doğum yeri olan Tunus’daki heykeli

Yaşam öyküsü

İbn Haldun’un yaşamı çok iyi şekilde belgelenmiş ve özgeçmişini at-tarīf bi-bni Haldun wa-rihlatu-hu garban wa-Sarqan isminde anlatan bu kitap 1951 yılında Kahire’de Muhammed ibn-Tāwīt at-Tanjī tarafından yayınlanmıştır. İbn Haldun banū chaldūn isminde asil bir aileden, birkaç kuşak Carmona ve Sevilla, Endülüs ‘de yaşamışlardır. Zaten Haldun aile ismi kökeni öncülleri Halid’ten gelir. Özgeçmişinde İbn Haldun, kökeninin İslam Peygamberi Muhammed Mustafa sav. Zamanında Arap-yemen kabilelerinden Hadramut’a kadar uzandığından ve ailesinin İslami fetih başlarında İspanya’ya geldiğinden bahseder.

Kendi deyimiyle;

“ve bizim ecdadımız, Hadramut’dan Yemen Araplarından Vail bin Hacer (Wa’il ibn Hajar), ünlü iyi tanınmış ve saygın Araplar.” (sayfa 2429, Al-Waraq yayını). ”

Eğitim ve Öğrenim

Ailesi o zamanlar kuzey Afrika’da en iyi öğretmenlerden eğitim almasını sağlamıştır. Kaliteli bir Arap eğitimi olan, Kur’an, Arap dilbilimi, Hadis ve İslam hukuk (Fıkıh) alır.

Ayrıca tasavvuf, matematikçi ve filozof al-Ābilī’den Matematik, Mantık ve Felsefe eğitimini alır, İbn Rüşt, İbn Sina, Fahreddin Razi ve Şerafeddin al-Tusi ‘nin eserlerini öğrenir.

İbn Haldun 17 yaşında iken üç kıtayı, tabii ki Tunus şehrini de, etkisi altına alan Büyük Veba Salgınında ailesini kaybeder.

Tunus, Fas ve Granada’da ilk yılları

Eğitimi bitince Tunus şehrinde Hafsid hanedanından Sultan Abu İshak İbrahim II. al-Mustansır’ın yazmanı olarak çalışır. Daha sonra Tunus’dan Fas’a taşınır, 20 yaşına gelince onun siyasal meslek hayatı başlar, Sultan Abu İshak emriyle İbn Tafrāgīn’nin yanında idari işler görevi verilir.

Yaklaşımları

Özellikle köy-kent farklılaşması hakkında toplumsal çözümlemeler getirmiştir. Ünlü eseri Mukaddime’nin 2. bölümünde, göçebe-köy toplumsal yaşamı ile yerleşik-kent toplumsal yaşamı arasında önemli saptamalar yapmıştır.

Ona göre, göçebe-köy toplumsal yaşamı, yerleşik-kent toplumsal yaşamından önce başlamıştır. Köy halkı, kent halkından daha sağlam, mert, özgüveni daha fazla, özgür, köklü ve az bozulmuştur. Köy aile yaşamı, kent aile yaşamından daha dengeli, daha sağlam ve daha huzurludur. Toplumsal bilinç ve duyarlılık, karşılıklı yardımlaşma ve dayanışma köy toplumsal yaşamında daha fazladır. Ayrıca yaşlılara ve kadınlara verilen saygı ve değer de çok daha fazladır. İbn haldun tüm krallıkların da tıpkı canlı organizmalar gibi doğum, gelişme, duraklama ve ölüm evreleri olduğunu; doğum ve gelişme gibi evrelerin göçebe yaşam kültür ve ahlakının sonucu olduğunu, zamanla kent yaşamına alışan uygarlıklarınsa gerilemeye ve ölmeye başladıklarını(yokolmuş medeniyetleri ve yaşadığı dönemin olaylarını örnek göstererek)ileri sürmüştür. İbn Haldun’dan önceki tüm tarihçiler olayları tek tek ele alıp, hikâye gibi anlatmış, bir senteze gidememişlerdir. İbn Haldun ise tek tek fenomenlerden yola çıkarak ünlü tarih tezini öne sürmüş, böyleliklede sosyoloji adını verdiğimiz bilim dalı kendisiyle başlamıştır.

Eserleri

Yazarın kendi el yazması baş sayfası: Lubab al-muhassal

Lubab al-muhassal fi usul ad-din

Schifa’ as-sa’il

sallaqa li-l-Sultan

Kitāb al-kibar

At-tarīf bi-ibni Haldun wa-rilatu-hu garban wa-Sarqan

Kendi yaşam öyküsünü anlatan bu kitab 1951 yılında Kahire’de Muhammed ibn-Tāwīt at-Tanjī tarafından yayınlanmıştır.

Mukaddime

Mukaddime, İbn Haldun’un en ünlü eseridir. Tarih, iktisat, sosyoloji,siyaset gibi bir çok sosyal bilim için temel teşkil eden görüşleri içinde barındırır.

Batılılar İbn-i Haldun’u ‘Tunus’lu Büyük Bilge’ olarak tanırlar. Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde Ahmet Cevdet Paşa’nın üzerinde derin tesirleri hissedilen İbn-i Haldun’un Mukaddimesi ismi bilinen ancak muhtevası üzerinde fazla durulmayan bir kitap haline gelmiş. Aynı yıllarda tercümesi yapılmış olmasına rağmen, kitabın içindeki önemli bilgiler, asıl kitabın okunmasını kolaylaştıracak detaylar içerisine serpiştirildiği için, amatör okuyuculara ağır geldiğinden, fazla itibar görmemiş.

Asrın sonlarına doğru sosyal çalkantılarla burun buruna gelen Batılı tarihçiler Mukaddime’yi tarih felsefesinin el kitabı olarak okudular. İngiliz tarih felsefecisi Toynbee için Mukaddime bir hazineydi: “Mukaddime’deki tarih felsefesi, nevinin en büyük eseri. Şimdiye kadar, hiçbir ülkede, hiçbir çağda, hiçbir insan zekası böyle bir eser ortaya koyamamıştır.” Cemil Meriç’e göre İbn-i Haldun “Kendi semasında tek yıldız” dır.

Ebu Maşer Belhi Kimdir

Bağdat’ta yetişen büyük astronomi âlimi. (785–886) Med-cezir olayını (gel-git) ilk keşfeden bilgindir.

İsmi, Cafer bin Muhammed bin Ömer el-Belhîdir. 785 (H.169) senesinde Belhte doğduğu, kaynaklarda zikredilmekteyse de bu tarih kesin değildir. Batı ilim dünyasında Albumasar ismiyle meşhur oldu.

886 (H.272) senesi Mart ayının sekizinde Vasıt şehrinde vefât etti.

Ebû Maşer, ilk ilmî çalışmalarını İran Tarihi, Horasanda konuşulan yerli diller ve Hint kültürü üzerinde yaptı. Hadis ilminde büyük âlimler arasında yer aldı. İlim öğrenmek için gittiği Bağdat’ta astronomi ilmine yöneldi. Bıkmadan, yorulmadan yaptığı çalışmalar ve hırsı sayesinde devrinin en büyük astronomları arasına girdi. Astronomi alanındaki çalışmalarında hocası Sened bin Âlinin eserlerinden faydalandı.

Ebû Maşer, büyük âlim Bettânî ile aynı zamanda yaşamıştır. Eserleri Avrupa’da astronomi ve matematik ilimlerinin gelişmesinde derin etkiler bıraktı. Kendi adıyla anılan meşhur hesaplama metodu, asırlar boyunca astronomi ilimleri sâhasında temel müracaat noktası oldu.

İlk defa med-cezir hâdisesini keşfeden Ebû Maşer, bunun mahiyetini ve ay ile olan münasebetini bildirdi. Bu bilgiler sonra Avrupa ilim çevrelerine intikal etti. İlim tarihi araştırmacılarından Philip K. Hitti: “Gel-git olayının prensip ve kânunlarını Avrupa’ya öğreten, bu alandaki teoriyi ilk defa ortaya atan Ebû Maşerdir.” demektedir.

Ebû Maşer ayrıca enlem derecelerini uzunlukları hakkında da fikirler ileri sürmüştür. Onun gerek med-cezir ile ilgili, gerekse enlem derecelerini hesaplama konusundaki açıklamaları, astronomik coğrafyada Avrupa’ya yol gösterdi.

Eserleri:

Ebû Maşerin astronomi ve vakitlerin hesaplanmasına dair birçok eseri vardır. Bunlardan bazıları şunlardır:

1) Zîc-ül-Kebîr: Bu eserde yıldızların hareket ve faaliyetlerini incelemektedir. Eser, astronomiye dair bir hayli bilgi ihtiva etmekte ise de bunların teknik izahlarına girilmemiştir. 2) Zîc-ül-Kırânât: Zîc-üs-Sagîr de denilen eser, yıldızların mevkilerinin tayini ile ilgili bilgileri ihtiva etmektedir.

3) Kitâb-ül-Emtâr ver-Riyâh: Yağmurlar ve rüzgârlara dair olan bu eser, Hind âlimlerinin görüşlerini aktarmaktadır.

4) Kitâb-ül-Medhal ilâ İlmi Ahkâm-in-Nücûm. Eser çeşitli târihlerde Avrupa’da basılmıştır.

El-Cahız kimdir

El-Cahız gerçek ismi ve tam künyesi Ebu Osman Amr bin Bahr el-Kinani el-Fukaimi el-Basri (d. yaklaşık 781 – ö. Aralık 868 veya Ocak 869) olan, Basra doğumlu Arap bilim adamı. Etnik açıdan Doğu Afrika kökenli bir Afro-Arap olduğuna inanılır.

Tanınmış bir Arapça nesir yazarı olduğu gibi birçok Arapça edebî, bilimsel, (Mu’tezilî) teolojik, siyasal-dini polemik ve erken dönem İslam felsefesini konu alan eserler vermiştir. Bilimsel eserlerinde biyoloji, zooloji, tarih ve İslami psikoloji gibi dallara değinmiştir.

Gençliğinde filoloji, sözlükçülük (leksikografi) ve şiir konulu derslere katılmıştır. Eğitimine uzun süre devam eden el-Cahız zooloji ile de uğraşmış, Kur’an ve hadis üzerine çalışmıştır. Ek olarak başta Aristo olmak üzere birçok Yunan filozofun eserlerinin tercümelerini okumuştu. Yazın hayatı oldukça verimli geçer el-Cahız yaşamı boyunca 200 kadar kitap yazmıştır. Eserleri çok çeşitli konulara sahipti: Arapça gramer, zooloji, şiir, retorik ve leksikografi gibi… El-Cahız 816 yılında dönemin Abbasi başkenti olan Bağdat’a taşınmıştır. Bağdat’ta elli yıl kadar kaldıktan sonra Basra’ya dönmüştür. Yaklaşık 869 yılında ise Basra’da, 93 yaşında, vefat etmiştir.

Eserleri

Aşağıda el-Cahız’ın bazı önemli eserlerine yer verilmiştir. Bunların dışında el-Cahız sosyal psikoloji ve hayvan psikolojisi konularında ilk incelemeleri yazan kişidir. Bu konulardaki kitaplarında karıncaların sosyal yapısını (örgütlenmesini) incelemiş, hayvan iletişimi ve psikolojisine değinmiştir.

el-Hayavan Kitab

Kitab el-Hayavan (“Hayvanlar Kitabı”), 350’den fazla hayvan türünü şiirsel anlatım, anekdotlar ve atasözleri ile açıklayan ve tanımlayan ansiklopedik bir eserdir.

Kitapta el-Cahız doğal çevrenin hayvanlar üzerindeki etkisinden söz etmiş ve bir evrim kuramı geliştirmişti. Çevrenin bir hayvanın hayatta kalma olasılığına etkilerini incelemiştir Kitapta el-Cahız besin zincirlerinden de, örneklerle, bahsetmiş ve böylece bu kavramdan bahseden ilk kişi olmuştur.

Çevresel determinizmin ilk taraftarlarından olan el-Cahız, çevre koşullarının belirli bir topluluğun bireylerinin fiziksel karakteristiklerini nasıl belirleyebileceğine de yer vermiş, anlatmıştır. İnsanların derilerindeki renk çeşitliliğinin, özellikle de siyahilerin, kökenini açıklamak için doğal seçilim ve çevresel determinizm kuramlarını kullanmıştır.

Kitab el-Buhala

Kitab el-Buhala (“Cimriler Kitabı”), cimri ve açgözlü üzerine nesir stilinde yazılmış bir eserdir. Mizahi ve hicivsel bir üsluba sahip eser aynı zamanda insan psikolojisi incelemesidir.

Ebu Musa Câbir bin Hayyan kimdir

Avrupada çizilmiş Geber

Ebu Musa Câbir bin Hayyan (Geber ya da Geberus; d. 721 ya da 722 Horasan – ö. 808 ya da 815 Kufa), Abbasi döneminde yaşamış ve İslam bilimi’nin temelini atan efsanevî Arap veya Fars. Câbir bin Hayyan ilk pratik simya (alşimi) âlimdir. Orta Çağ Avrupası’nın Simya alanına büyük ölçüde etki etmiş ve Kimya’nın da esasını oluşturmuştur.

Günümüz dünyasında atomla ilgili ilk çalışmaların ingiliz fizikçi John Dalton (1766–1844) tarafından yapıldığı, uranyumun çekirdeğinin parçalanabileceği fikrinin de Alman kimyacı Otta Hahn (1779–1868) tarafından ortaya atıldığı fikri yaygındır. Hâlbuki onlardan 1000 yıl önce yaşamış ve dönemin en büyük ilim merkezlerinden Harran Üniversitesi’nde rektörlük yapmış olan Câbir bin Hayyan, maddelerin atomik yapısını gösteren tespitler yaparak, reaksiyonlarda belirli kütlelerin belirli kütlelerle reaksiyona girdiğini söylemiştir. Atom hakkında, ancak asırlar sonra anlaşılabilecek şu sözleri söylemiştir:

Maddenin en küçük parçası olan “el-cüz’ü la yetecezza” (ATOM) da yoğun bir enerji vardır. Yunan bilginlerinin söylediği gibi bunun parçalanamayacağı söylenemez. Atom parçalanabilir. Parçalanınca da öyle büyük bir güç oluşur ki bir anda Bağdat’ın altını üstüne getirebilir. Bu, Allahü Teala’ın kudret nişanıdır.”

Böylelikle görülmektedir ki, Hayyan, Dalton ve Hahn’dan yüzyıllar önce bu buluşları gerçekleştirmiştir.

Kimyager ve Eczacı olan babasının oğlu olarak Horasan’da doğmuş ve Yemen’de okuduktan sonra Kufa’ya giderek Abbasi halifesi Harun Reşid’e saray âlimi olarak hizmet etmiştir.

İnbik

Kimya dışında Eczacılık, Metalürji, Astroloji, Felsefe, Fizik ve Müzik gibi geniş alanda 400 ü aşan eser bıraktığı söylenirse de ancak 20 civarında eseri bugüne kalmıştır. Bazı eserlerinin aslında öğrencileri tarafından yazıldığı anlaşılmıştır.

Nitrik asit, Hidrojen klorür ve Sülfürik asit’in rafine ve kristalize yöntemlerini bulduğu Kral suyu’nu icat ettiği ve Sitrik asit, Asetik asit, Tartarik asid’i keşfettiği düşünülmektedir. İnbik geliştirmiş ve kendisinin ortaya attığı Baz kavramıyla Kimya’nın gelişmesine katkıda bulunmuştur.

Kendisi o yüzyıldan atomun parçalayacağını görmüş büyük bir bilim adamıdır. Ayrıca daha sonra zehirlilerin zehirlisi olan arsenik tozunu elde eden ilk kişidir.

Agathodaemon, Hermes Trismegistus, Pisagor ve Sokrates’i saydığı ve Eski Yunan, Eski Mısır ve Şia Sofizminden etkilendiği düşünülmektedir.

Eserlerinden 12. yüzyılında Latinceye çevirilmiş olan Kitab al-Kimya adlı eseri, Simya ve Kimya kelimelerinin kökeni olmuştur.

Thomas Alva Edison

Hayatı

Doğum : 1847(11 Şubat 1847)-Ohio, ABD
Ölüm : 1931 (18 Ekim 1931)-New Jersey, ABD

Thomas Alva Edison (d. – ö. ) 20. yüzyıl yaşamını icatlarıyla büyük bir şekilde etkileyen Amerikalı mucit ve iş adamıdır. Bazı icatları tamamen orijinal olmakla birlikte, eski icatların geliştirilmesi veya yönetimi altında çalışan yüzlerce çalışana aittir. Yine de Edison elinde bulundurduğu kendi adını taşıyan Amerikan patentiyle tarihteki en önemli ve en verimli mucitlerden biri olarak nitelendirilir. Patentlerinin çoğu Amerika’nın haricinde Almanya, Fransa ve İngiltere onaylarına da sahiptir.

Edison’un Hayatı ,

Çocukluk ve gençlik dönemi

Thomas Edison çocukluk dönemiThomas Alva Edison, Milan, Ohio’da doğdu. Yedi kardeşin 7. olmaktadır. Babası Samuel “The Iron Shovel” Edison, Jr.(1804–1896)(Kanada), anneside Nancy Matthews Elliott (1810–1871)dur. Kendisinin Hollandalı olduğu düşünülmektedir.Yedi yaşındayken ailesiyle birlikte Michigan’daki Port Huron’a yerleşti ve ilköğrenimine burada başladı. Fakat başladıktan yaklaşık 4 ay sonra algılamasının yavaşlığı nedeniyle okuldan uzaklaştırıldı.Bu arada evlerinin kilerinde bir kimya laboratuvarı kurdu. Özellikle kimya deneylerine ve Volta kaplarından elektrik akımı elde etmeye yönelik araştırmalara ilgi duydu; bir süre sonra kendi başına bir telgraf aleti yaptı ve Mors alfabesini öğrendi. O günlerde geçirdiği ağır bir hastalık sonucu kulakları ağır işitmeye başladı.12 yaşındayken bir trende dergi ve meyve satıyor, bir yandan da trenin yük vagonunu yerleştirdiği küçük bir baskı makinesi ile haftalık bir gazete basıyordu. Ama bir gün içinde kimyasal madde bulunan şeylerden biri kırılıp vagonda yangın çıkınca Edison hem trendeki işinden oldu hem de ömür boyu ağır işitmesine yol açacak biçimde yaralandı.Daha sonra telgrafçılık öğrenmeye karar veren Edison 1863-1868 arasında ABD ve Kanada da birkaç telgrafhanede çalıştı. 1868 de bir atölye kurdu ama yaptığı elektrikli kayıt aygıtının patentini satamayınca bir yıl sonra parasız ve borçlu olarak Boston dan New York ‘a gitti

Evliliği
24 Aralık 1871 yılında, 2 ay önce tanışmış olduğu 16 yaşındaki Mary Stilwell ile evlendi. Üç çocukları oldu: Marion Estelle Edison (bilinen adıyla Dot), Thomas Alva Edison, Jr. (bilinen adıyla Dash) ve William Leslie Edison. Mary Edison 9 Ağustos 1884’te hayatını kaybetti.

1880’lerde Fort Myers, Florida’dan bir arsa satın aldı ve daha sonra burada kışları kalmak için kendine küçük bir ev inşa ettirdi. Otomobil endüstrisinin büyük adamı Henry Ford yakın bir zaman sonra Edison’un evinin birkaç yüz metre ötesine taşındı. Bu nedenle Edison ve Ford ölene dek arkadaş kaldılar. 24 Şubat 1886 Edison ikinci evliliğini 19 yaşındaki Mina Miller ile gerçekleştirdi. Bu evliliğinden de üç çocuk sahibi oldu

Buluşları
1879’da Edison bir elektrik ampulü icat etti.Kömürleştirilmiş iplikten Flamanlarla deneyler yaptıktan sonra karbonlaştırılmış kağıt flamanda karar kıldı. 1880’de evde güvenle kullanılabilecek ampuller üreterek tanesini 2,5 dolara satmaya başladı. Ancak 1878 yılında bir İngiliz bilim adamı olan Joseph Wilson Swan da bir elektrik ampulü icat etmiştir. Ampul camdı ve içinde kömürleştirilmiş bir flaman bulunuyordu. Swan, ampulün içindeki havayı boşlattı çünkü havasız ortamda flaman yanıp tükenmiyordu. Bu iki bilim adamı güçlerini birleştirmeye karar vererek Edison ve Swan Elektrikli Aydınlatma Şirketi’ni kurdular.

1883’de hayatının en büyük icadı olan Edison etkisi denen olayı gerçekleştirdi; yani ısıtılmış bir filamanın moleküler boşlukta elektron yayılmasını buldu. 1883’te bulduğu bu olay sıcak katotlu tüplerin temelini oluşturdu. Daha sonra Akkor lambanın üretimini geliştirmeyi başardı, bu da ampulün halk arasında yaygınlaşmasını sağladı.

Menlo Park

Edison’un en önemli keşfi Menlo Park, New Jersey’deki ilk endüstriyel araştırma laboratuarıydı. Sürekli olarak teknolojik keşifler ve geliştirmeler-iyileştirmeler yapmak gibi özel bir amaç için kurulmuş ilk kurumdu.

Edison birçok icadını resmi olarak bu labaratuarda üretmiş, birçok çalışanı onun direktifleri doğrultusunda bu icatların araştırma ve geliştirmesinde görev almıştır.

Elektrik mühendisi William Joseph Hammer, 1879 Aralık’ında Edison’un laboratuvar asistanı olarak görevine başlamıştır. Telefon, fonograf, elektrikli tren, demir madeni ayıracı, elektrikli aydınlatma ve diğer birçok icatta büyük katkılarda bulunmuştur. Hammer’ı özel kılansa elektrik ampulünün icadındaki ve bu aletin geliştirme ve testleri sırasındaki çalışmalarıdır. Hummer 1880’de Edison’un lamba çalışmalarının şef mühendisi olmuş, bu mevkiideki ilk yılında Francis Robbins Upton’ın genel müdürlüğünü yaptığı fabrika 50.000 ampul üretmiştir. Edison’a göre Hammer elektrik ampulünün bir öncüsüdür. 1000’e yakın patenti bulunmaktadır.

İbn-i Sina kimdir

Doğum :Ağustos 980-Hermisan yakınındaki Afşana

Ölüm :21 Haziran 1037-Hamedan

Etnik köken :Fars

İbn-i Sina (tam adı Ebu Ali el-Hüseyin ibni Abdullah ibn-i Sina el-Belhi),

Samanoğulları sarayı kâtiplerinden Abdullah Bin Sina’nın oğlu olan İbn-i Sina (Batı’da Avicenna adıyla tanınır), babasından, ünlü bilgin Natili’den ve İsmail Zahit’ten ders aldı. Geometri (özellikle Eukleides geometrisi), mantık, fıkıh, sarf, nahif, tıp ve doğabilim üstüne çalışmalar yaptı. Farabi’nin el-İbane’s aracılığıyla Aristoteles felsefesini ve metafiziğini öğrenip, hastalanan Buhara prensini iyileştirince (997) saray kütüphanesinden yararlanma olanağına kavuştu. Babası ölünce, Cür-can’da Şiraz’lı Ebu Muhammed’ten destek gördü (Tıp Kanunu’nu Cürcan’da yazdı). Çağında tanınan bütün Yunan filozoflarının ve Anadolu doğacılarının yapıtlarını incelemiştir.

Metafizik

İbn-i Sina gazili kendisinden önceki filozofların görüşleri ile kelamcılarınkini uzlaştırmaya çalışmış, Aristoteles’in metafiziği ile kelamcıların ve yeni eflatuncuların düşüncelerini birleştirerek yeni bir bireşim ortaya koymuştur. İ

bn-i Sina’ya göre metafiziğin temel konusu, “vücudu mutlak” olan Allah ile yüce varlıklardır. Vücut (var olan) üçe ayrılır: Olası varlık ya da ortaya çıkan ve sonra yok olan varlık; olası ve zorunlu varlık (tümeller ve yasalar evreni, kendiliğinden var olabilen ve bir dış neden sayesinde gerekli olan varlık); özü gereği gerekli olan varlık (Allah). İbn-i Sina Allah’ı “Vahdet-i Vücud” yani ‘varlığı zorunlu olan’ olarak belirtir ve bu fikir ona hastır. Varlık’ı temel konu alan metafizik, gerekli bir bilim dalıdır.

Ruhbilim

İbn-i Sina, ruhbilimin, metafizik ile fizik arasında bağlantı kuran ve bu iki bilimden de yararlanan bir bilgi alanı olduğunu savunmuş, ruhbilimini üç ana bölüme ayırmıştır: Akıl ruhbilimi; deneysel ruhbilim; tasavvuf ya da gizemci ruhbilim. İnsanların ruhlarının müzikle tedavi edilebileceğini öne sürmüş ve bu yöntemi geliştirmiştir.

Akıl

Bu konudaki görüşleri Aristoteles ve Farabi’den farklı olan İbn-i Sina’ya göre, akıl 5 çeşittir; bilmeleke (ya da ‘olası akıl’ açık-seçik ve zorunlu olanları bilebilir); he-yulâni akıl (bilmeyi ve anlamayı sağlar); kutsi akıl (aklın en yüksek aşamasıdır ve her insanda bulunmaz); mustefat akıl (kendisinde bulunanı, kendisine verilen “mak

Bilimlerin sınıflandırılması

İbn-i Sina’ya göre bilimler madde ve biçim ilişkisi bakımından üçe ayrılır: El-ilm ül-esfel (Doğa bilimleri ya da aşağı bilimler), maddesinden ayrılmamış biçimlerin bilimidir; mabad-üt-tabia (metafizik), el-ilm’üll-âli (mantık ya da yüksek bilimler) maddesinden ayrılan biçimlerin bilimleridir; el-ilm ül-evsat (matematik ya da orta bilimler) ancak insanın zihninde maddesinden ayrılabilen, bazen maddesiyle birlikte, bazen ayrı olan biçimlerin bilimidir.

Kendisinden sonraki Doğu ve Batı filozoflarının çoğunu etkileyen İbn-i Sina, müzikle de ilgilenmiştir. 250’yi aşkın yapıtının başlıcası olan Şifa ve Kanun, felsefenin temel yapıtı sayılarak, uzun yıllar boyunca pek çok üniversitede okutulmuştur.

Ünlü yapıtları

El-Kanun fi’t-Tıp, (ö.s), 1593, “Tıpta Kanun”(Tıp ile ilgili zamanının bilgilerini ihtiva eder. Orta çağda dört yüz yıl Batı’da ders kitabı olarak okutulmuştur. Latinceye on çevirisi yapılmıştır.)

Kitabü’l-Necat, (ö.s), 1593, (“Kurtuluş Kitabı”Metafizik konularda yazılmış özet bir eserdir.)

Risale fi-İlmü’l-Ahlak, (ö.s), 1880, (“Ahlak Konusunda Kitapçık”)

İşarat ve’l-Tembihat, (ö.s), 1892, (“Belirtiler ile ilgili eserdir.)

Kitabü’ş-Şifa, (ö.s), 1927, (“Mantık, Matematik, Fizik ve İlahiyat yani Metafizik konularında yazılmış on bir ciltlik hacimli bir eserdir. Bir çok kereler Latinceye çevrilmiş ve ders kitabı olarak okutulmuştur.”).Mantık bölümü, Mantık , Musiki ve Hitabet kitaplarından meydana gelir.Matematik bölümünde Aritmetik , Geometri ve Astronomi kitapları yer alır.Tabiat veya Fizik bölümünde ise, Fizik, Kimya, Mineroloji.

d. 980, Buhara yakınları – ö. 1037, Hamedan), filozof, hekim ve çok yönlü Fars bir bilim adamıdır.ûllerin ” suret’lerini algılar); bilfiil akıl (“makûl”leri yani kazanılmış verileri kavrar). İbn-i Sina, akıl konusunda, Eflatun’un idealizmi ile Aristoteles’in deneyciliğini uzlaştırmaya, birleştirici bir akıl görüşü ortaya koymaya çalışmıştır.