İslamiyet bir olduğuna göre mezhep ne için dört olmuştur?

El bir tane olduğu halde, parmakların beş tane oluşu nasıl bizim iş görmemizi kolaylaştırmakta ise, mezheplerin durumu da aynen öyledir. Hepsi İslam esaslarına bağlı olup, halkın kolaylığı içindir.

Mezhep Nedir? Okumaya devam et

Aşure Günü Nedir?

Ne zaman Aşure günü ve gecesi dir?

Kameri takvimine göre kurban bayramından sonraki ay olan muharrem ayının onuncu günüdür. Muharrem ayı, Kuran-ı kerimde, kıymet verilen dört aydan biridir. Muharremin birinci günü oruç tutmak, o senenin tamamını oruç tutmak gibi faziletlidir. Okumaya devam et Aşure Günü Nedir?

Selimiye Camii

İnşaat başlangıç yılı :1568

Tamamlanma yılı :1574

Selimiye Camii

Çıraklığımı İstanbul’daki Şehzade Camii’nde yaptım. Kalfalığımı da Süleymaniye Camii’nde tamamladım. Fakat bütün gücümü bu Sultan Selim Han camiinde sarf edip ustalığımı ayan ve beyan ettim. (Mimar Sinan)

Selimiye Camii Edirne’de II. Selim’in Mimar Sinan’a yaptırdığı cami. Sinan’ın 80 yaşında yaptığı ve “ustalık eserim” dediği Selimiye Camii gerek Mimar Sinan’ın gerek Osmanlı mimarisinin en önemli başyapıtlarından biridir.

1913 tarihli bir Osmanlı posta pulunda Selimiye Camii

Caminin kapısındaki kitabeye göre yapımına 1568 (Hicri:976) yılında başlanmıştır. Caminin 27 Kasım 1574 Cuma günü açılması planlanmışsa da ancak II. Selim’in ölümünün ardından 14 Mart 1575’te ibadete açılmıştır.

Bugün şehrin merkezinde bulunan caminin yapıldığı alanda inşasına I. Murat döneminde başlanan, sonradan Yıldırım Bayezid’in geliştirdiği Edirne’nin ilk sarayı (Saray-ı Atik) ve Baltacı Muhafızları Kışlası bulunmaktaydı. Evliya Çelebi bu alandan Kavak Meydanı diye bahsetmiştir. Cami açık havalarda Rodop Dağları’ndan ve Uzunköprü’nün Süleymaniye köyünden görülebilmektedir.

Selim’in caminin yapılacağı şehir olarak neden Edirne’yi seçtiği kesin olarak bilinmemektedir. Evliya Çelebi Seyahatname adlı eserinde padişahın rüyasında İslam peygamberi Hz. Muhammed ‘i gördüğünü ve onun kendisinden Kıbrıs’ın fethi anısına bir cami yaptırmasını istediğini yazmıştır.

Ancak Kıbrıs’ın caminin yapımına başlanmasından üç yıl sonra 1571’de fethedildiği bilindiğinden bu iddianın doğruluk payı olamaz. Bu konudaki daha gerçekçi yorumlarda ise o dönemde İstanbul’da yeni bir büyük camiye ihtiyaç duyulmadığı, Edirne’nin Rumeli’deki Osmanlı egemenliğinin merkezi konumunda olduğu ve Selim’in gençlik yıllarından beri şehre ayrı sevgi beslediğine dikkat çekilir.

Bir tepe üzerinde bulunan Selimiye’de daha önceki hiçbir camide, ya da antik çağ mabedinde görülmemiş bir teknik kullanılmıştır. Daha önceki kubbeli yapılarda, asıl kubbe kademeli yarım kubbelerin üzerinde yükselmesine rağmen, Selimiye Camii 43,25 metre yüksekliğinde, 31,25 metre çapında, tek bir kubbe ile örtülmüştür. Kubbe 8 sütuna dayanan bir kasnak üzerine oturtulmuştur.

Kubbesinin dış görünüşü

Kasnak, fil ayaklarına 6 metre genişliğinde kemerlerle bağlıdır. Sinan, bu şekilde örttüğü iç mekâna verdiği genişlik ve ferahlıkla birlikte mekânın bir kerede kolayca anlaşılmasını sağlar. Kubbe aynı zamanda camiinin dış görünüşünün ana hatlarını da belirler.

Caminin dört köşesinde bulunan her biri üç şerefeli 380 santimetre çapındaki minareler 70,89 metre yüksekliğindedir. Minarelerin alem dahil yükseklikleri bazı kaynaklara göre 84, bazılarına göreyse 85 metredir.

Cümle kapısının iki yakınındaki minarelerin şerefelerine üç ayrı merdivenden çıkılır. Diğer iki minare tek merdivenlidir. Öndeki iki minarenin taş oymaları çukur, ortadaki minarelerin oymaları ise kabarıktır. Minarelerin kubbeye yakın olması, camiyi göğe doğru uzanıyormuş gibi gösterir. Bu caminin en büyük özelliği Edirne’nin her tarafından görülmesidir.

Kubbesinin iç görünüşü

Caminin mermer, çini ve hat işçilikleri de önemlidir. Yapının içi İznik çinileriyle süslüdür. Büyük kubbenin tam altındaki hünkâr mahfili, 12 mermer sütunludur ve 2 metre yüksekliktedir. Çinilerin bir kısmı 1877–1878 Osmanlı-Rus Savaşında, Rus generali Mihail Skobelev tarafından sökülerek Moskova’ya götürülmüştür.

Yapının, kuzeye, güneye ve avluya açılan 3 kapısı vardır. İç avlu, revaklar ve kubbelerle süslüdür. Avlunun ortasında mermerden özenle işlenmiş bir şadırvan vardır. Dış avluda ise sübyan mektebi, darül kurra, darül hadis, medrese ve imaret bulunmaktadır. Sıbyan mektebi günümüzde çocuk kütüphanesi, medrese ise müze olarak kullanılmaktadır. Geçmişte cami meşalelerle aydınlatılmakta idi. Meşalelerden çıkan is, hava akımı oluşturmak üzere özel olarak yapılan bir delikten dışarı çıkmaktaydı.

El-Cezeri kimdir

Su ile çalışan bir makina diyagram

El Cezerî, tam adıyla Ebû’l İz İbni İsmail İbni Rezzaz El Cezerî (أ Abū al-‘Iz Ibn Ismā’īl ibn al-Razāz al-Jazarī), İslamın altın çağında Robotik biliminin babası olarak kabul edilen sibernetik üzerine çalışmalar yapan ilk Müslüman bilim adamı ve mühendistir. Diyarbakır’da yaşamıştır.

1136 yılında Cizre’nin Tor mahallesinde doğmuştur. Sibernetik alanın en büyük dâhisi kabul edilen, fizikçi, robot ve matriks ustası Türk bilim insanı İsmail Ebul İz Bin Rezzaz El Cezerî 1233′te Cizre’de öldü. Öğrenimini Camia’da tamamlayan İsmail, burada fizik ve sibernetik alanlarında yoğunlaştı ve halen kullanılmakta olan ve aşılmamış onlarca buluşa imza attı. Batı literatüründe M.Ö. 300 yıllarında Yunan matematikçi Archytas tarafından buharla çalışan bir güvercin yapılmış olduğu belirtilse de robotikle ilgili bilinen en eski kayıt, Doğu Anadolu’da Cizre’ye aittir.

Filli Su Saat

Dünya bilim tarihi açısından bugünkü sibernetik ve robot biliminde çalışmalar yapan ilk bilim adamı olan El Cizirî, “Mekanik Hareketlerden Mühendislikte Faydalanmayı İçeren Kitap” (El Câmi-u’l Beyn’el İlmî ve El-Amelî’en Nâfi fî Sınâ’ati’l Hiyel, adlı eserinde ortaya koydu. 50’den fazla cihazın kullanım esaslarını, yararlanma olanaklarını çizimlerle gösterdiği bu olağanüstü kitapta Cizirî, “Tatbikata çevrilmeyen her teknik ilmin, doğru ile yanlış arasında kalacağını” söyler. Bu kitabın orijinali günümüze kadar ulaşamadıysa da, bilinen 15 kopyasından 10’u Avrupa’nın farklı müzelerinde, 5 tanesi Topkapı ve Süleymaniye kütüphanelerinde yer almaktadır.

Kısaca Kitab-ül Hiyel adıyla bilinen eseri altı bölümden oluşur. Birinci bölümde binkam (su saati) ile finkanların (kandilli su saati) saat-ı müsteviye ve saat-ı zamaniye olarak nasıl yapılacağı hakkında on şekil; ikinci bölümde çeşitli kap kacakların yapılışı hakkında on şekil, üçüncü bölümde hacamat ve abdestle ilgili ibrik ve tasların yapılması hakkında on şekil; dördüncü bölümde havuzlar ve fıskiyeler ile müzik otomatları hakkında on şekil; beşinci bölümde çok derin olmayan bir kuyudan veya akan bir nehirden suyu yükselten âletler hakkında 5 şekil; 6. bölümde birbirine benzemeyen muhtelif şekillerin yapılışı hakkında 5 şekil yer alır.

Teorik çalışmalardan çok pratik ve el yordamıyla ampirik çalışmalar yapan Cizirî’nin kullandığı bir başka yöntem de yapacağı cihazların önceden kâğıttan maketlerini inşa edip geometri kurallarından yararlanmaktı. İlk hesap makinesinden asırlar önce aynı sistemle çalışan benzer bir mekanizmayı, geliştirdiği saatte kullanan Cizirî, sadece otomatik sistemler kurmakla kalmamış, otomatik olarak çalışan sistemler arasında denge kurmayı da başarmıştı. Cizirî, otomatik kontrollü makinelerin ilki sayılan Jacquard’ın otomatik dokuma tezgahından 600 yıl önce değişik haznelerdeki suyun seviyesine göre ne zaman su dökeceğine, ne zaman meyve ve içecek sunacağına karar veren otomatik hizmetçiyi geliştirdi. Bazı makinelerinde hidro mekanik etkilerle denge kurma ve harekette bulunma sistemine yönelen Cezerî, bazılarında ise şamandıra ve palangalar arasında dişli çarklar kullanarak karşılıklı etkileme sistemini kurmaya çalıştı. Kendiliğinden çalışan otomatik sistemlerden sonra su gücü ve basınç etkisinden yararlanarak kendi kendine denge kuran ve ayarlama yapan dengeyi oluşturması, Cizirî’nin otomasyon konusundaki en önemli katkısıdır.

Fizikçi ve Mekanikçi Bediuzzaman El-Cizirî’nin diğer bir eseri de Diyarbakır Ulu Camii’nin ünlü Güneş Saati’dir. Bugün sibernetiğin ve bilgisayarın ilk adımlarını attığı ve ilk robotu yapıp çalıştırdığı kabul edilen Ebû’l İz El Cizirî, Cizre’de yaşadı.

Kitab-ül Hiyel 6 bölümden oluşmaktadır:

 

Kitab-ül Hiyel’den örnekler

Otomatik Kuşlar

Filli saat

Otomatik yüzen kayık ve çalgıcılar

Birbirine şerbet ikram eden iki şeyh

Dört çıkışlı iki şamandıralı otomatik sistem

İki bölümlü testi (termos)

Otomatik su akıtma, ikramda bulunma ve kurulama makinesi

Su çarkı kepçe mekanizması

Motor-kompresör mekanizması

Su çarkı su dolabı

Eserleri

Kitāb fi ma-‘rifat al-Hiyal al-handasiyya 1206 yılında bu eserini tamamlamıştır.

Kitâb-ül-Câmi Beyn-el-İlmi vel-Amel-in-Nâfî fî Sınâat-il-Hiyel

“Makine Yapımında Yararlı Bilgiler ve Uygulamalar”

Kutlu Doğum Haftası nedir

Kutlu Doğum Haftası: Peygamber Efendimizin (Hz. Muhammed (S.A.V.)) doğduğu günü (20 Nisan) içeren hafta.

Mevlid Nedir? Doğum zamanı demektir. Peygamberimizin doğumu ve bunu anlatan eser anlamında kullanılır.

1989 yılından beri kutlanmakta olan Kutlu Doğum Haftası fikri nasıl doğdu?

Sizin de bildiğiniz gibi Peygamberimizin dünyayı teşrifleri olan Mevlid-i Nebevi, asırlardır milletimiz tarafından ‘Mevlid Kandili’ olarak kutlanmaktadır. Mevlid Kandili ilk defa 13. asırda Erbil Atabeği Muzafferüddin Gökbörü tarafından iki ay süreyle kutlanmaya başlandı. Mevlid Kandili münasebetiyle ilim adamları bir araya gelip ilmi, fikri sohbetler yapıyor, halk sokaklarda mevlidi bir bayram havasında kutluyordu.

Süleyman Çelebi’nin kaleme aldığı Vesiletü’n Necat isimli şiirin, Mevlid adıyla, yüzyıllardır sevinçte, tasada, doğumda, ölümde okuna gelmesi ve bu geleneğin bugün de canlı bir şekilde devam etmesi, Peygamber sevgisi etrafında teşekkül eden milli ruhun ifadesidir. Yüce dinimiz, huzurlu ve mutlu dünyanın en büyük hayat kaynağıdır. Bu noktadan hareketle dini tefekkürü cami dışına taşırmak, değerli ilim adamlarımızın araştırmalarını ve düşüncelerini halka aktarabilmek için Mevlid kandilini hayırlı bir vesile telakki eden Türkiye Diyanet Vakfı, yüzyıllar önce bir ilim ve kültür bayramı şeklinde kutlanan Mevlid geleneğini canlandırmayı amaçlamıştır. Bu düşünce ile Peygamberimizin doğum gününü içine alan haftayı, “Kutlu Doğum Haftası” olarak ilan etmiştir.

Bir gelenek haline gelen Kutlu Doğum Haftasının gayesi nedir?

Mevlidi, Türk kültürünün sağlam bir mesnedi, milletimizi birlik ve bütünlük içinde aydınlık geleceğe taşıyacak sağlam bir gelenektir. Hafta dolayısıyla hazırlanan programlar belirlenirken gözetilen gaye hep bu olmuştur. Takip ettiğimiz geleneğin gücü ve bunun hâlâ milletimizin gönlünde dipdiri yaşaması, gelecek için bizleri umutlandırmaktadır. Yüzyıllardır görülmüştür ki Türk Milleti inançlıdır, hoş görülüdür, dinî inançlarını bir kavga konusu olarak değil, barış ve huzur kaynağı olarak görmektedir. Mevlid’le ifadesini bulan kültür atmosferi, bu geleneğin devamıdır.

1989’dan beri icra ettiğimiz programlardan devşirdiğimiz fikir ve kültür iklimi, Türkiye Diyanet Vakfı’nın hayırlı bir yolda olduğunu göstermektedir. Unutulmamalıdır ki, insanlık için en güzel rehber; bütün güzellikleri bünyesinde toplayan ve güzel ahlâkı tamamlamak için gönderilen Hz. Peygamber, model ise Peygamberimizin insanlığa sunduğu modeldir. Çünkü O, tam bir anarşi ve kargaşa ortamında, insanlık için bir güneş olmuş, çirkinlikleri güzelliklere tebdil etmiştir. İnsanlık O’nun getirdiği yüce değerler ve prensipler doğrultusunda büyük medeniyetler kurmuş, kaybedilen haklarına kavuşmuş, fıtratında var olan yüce değerlerin farkına varmış, kadın erkek Allah’ın ve cemiyetin huzurunda eşit olmanın hazzını tatmıştır.

İslam medeniyeti Kur’an ve Hz. Peygamberin sünnetinden kaynaklanan, evrensel ahlak ilkeleri ve insan hakları ile ilmi anlayış üzerine bina edilmiştir. Zira İslam Medeniyetinin esası, İslam dininin hikmet ve adaleti üzerine kurulmuş olduğundan, ilmi ve irfanı öğretmiş, zulmü ve zoru yasaklayarak, haksızlıklara karşı koymayı hedef almıştır.

Şurası bir gerçektir ki Cenab-ı Hak, insanın kendisi ile olan ilişkisini iman ve ibadete bağladığı halde, insanın diğer insanlar ve eşya ile ilişkilerini ahlak ve hukuk kurallarına bağlamıştır. Kamil bir insan, bu ilişkilerini yerli yerince ve dengeli bir biçimde yapan kişidir. İşte Hz. Muhammed, bunu sağlayan ve bize örnek olan insandır. O alemin değil alemlerin efendisidir.

Musa Kâzım Karabekir

5. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı

Görev Süresi

5 Ağustos 1946 – 26 Ocak 1948

Doğum :23 Temmuz 1882-Kocamustafapaşa, İstanbul

Ölüm :26 Ocak 1948-Ankara

Kazım Karabekir

Musa Kâzım Karabekir, Türk orgeneral ve siyasetçi. İstanbul’un Kocamustafapaşa semtinde dünyaya gelmiştir. Aslen Karaman’ın Gafariyat köyündendir (diğer adı Kasaba. Şimdi Kazımkarabekir, Karaman ilçesi). Babası, Avşar boyundan Karamanlı Mehmet Emin Paşa, annesi ise Hacı Havva Hanım, kızı ise Hayat hanım’dır. “Kut’ül Amare Fatih’i” veya “Alçıtepe Kahramanı” namlarıyla da tanınır.

Birinci Dünya Savaşı Öncesinde Kâzım Karabekir

1902’de Harbiye’yi, 1905’te Erkân-ı Harbiye Mektebi’ni birincilikle bitiren Karabekir, 1907’de Enver Paşa ile birlikte İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Manastır şubesini kurdu. 1909’da 31 Mart Olayını bastırmak için kurulan Hareket Ordusu’na, 1912’de Balkan Savaşı’na katıldı.

Birinci Dünya Savaşı Başlarında Kâzım Karabekir

Avrupa’nın genel bir savaşa sürüklendiği bu dönemde Kâzım Karabekir görevli olarak Paris’te bulunmaktaydı. Fakat bu durumu fark eden Kâzım Karabekir, 14 Temmuz 1914’te İstanbul’a geri dönerek; 3 Ağustos 1914’te Genel Kurmay II. (İstihbarat) Şube Müdürü olarak görevlendirildi. Karabekir’in savaş konusundaki düşünceleri;

“İstanbul ve Çanakkale boğazlarını kuvvetlendirmek,

Boğazlardaki kuvvetleri desteklemek,

Savaşa girmekten mümkün olduğunca kaçınmaktı.”

Kâzım Karabekir, Genel Kurmay’daki görevini devam ettirirken, Konya’ya bir soruşturma sebebiyle gönderilmişti. 29 Kasım 1914’te “Üç Yıl Hazerî Kıdem Zammı” alarak; 9 Aralık 1914’te Yarbay rütbesine yükseltildi. Yarbay Kâzım Karabekir, 6 Ocak 1915’te Mürettep I. Kuvve-i Seferiye K.’ı olarak İran Harekatına gönderildi. Karabekir, Halep’e geldiğinde, III. Ordu’nun Sarıkamış’da büyük bir felakete uğramış olduğunu, komutasına verilen kuvvetlerin Doğu Cephesi’ne kendisinin de Süleyman Askeri Bey’in yerine Irak Havalisi Kuvvetleri Komutanlığına ve Basra Valiliğine atandığını öğrendi. Böylece Süleyman Askeri Bey’in yerine geçmek üzere İstanbul’a geldi.

Çanakkale Cephesi’nde Kâzım Karabekir

Karabekir Paşa, 6 Mart 1915 tarihinde İstanbul’a gelince V. Kolordu’ya bağlı İstanbul Kartal’da bulunan XIV. Tümen K.’lığına atanmıştır. Bu görevde bulunduğu esnada Kâzım Karabekir, Marmara Denizi ve Karadeniz kıyılarının tahkimatı ile uğraşmıştır. Ancak XIV. Tümen’in Çanakkale’ye – Gelibolu’ya – gönderilmesi ile bu bölgede Seddülbâhir ve Kereviz Deresi’ndeki (12-13 Temmuz 1915) savaşlarda bulunmuştur. Kâzım Karabekir’in Kereviz Dere’de bulunduğu sıralarda Fransızlar, Haziran’dan itibaren Zığın Dere ve Kereviz Dere bölgelerinde taarruzlar yapmakta idi. Fransızların amacı, Türk Ordusu’nun dikkatini güney bölgesine çekmekti. Böylece Ağustos ayında Anafartalar’a yapılacak olan çıkarmanın başarısını garanti altına almak istiyorlardı.

Çanakkale Ganimetler

Fransızların planı amacına ulaştı ve Türk Kuvvetleri’nin çoğu güney bölgesine kaydırıldı. Bu amacın gerçekleşmesi için İngilizler I. Tüm. ile Türk kanadına, Kereviz Dere bölgesine, 12 Temmuz sabahı saat 07:00’de taarruza başladılar. Türk Tümenleri batıdan itibaren XI., I., VII. ve IV. Tümenler cephede, VI. Tüm. geride bekletilmekte idi. VII. Tüen cephesine taarruz eden İngiliz Tümeninin her iki günündeki taarruzları da başarısızlıkla sonuçlandı. IV. Tümen cephesine taarruz eden Fransızların taarruzları ise beklemedeki VI. Tümeninde bölgede kullanılması üzerine gelişme gösteremedi. Birkaç metrelik ileri geri hareketler şeklinde gelişen muharebede oldukça fazla kan döküldü ve Türk kaybı 9700 kişiye ulaştı.

Karabekir, Kereviz Dere Muharebeleri sırasında V. Kolordu Komutanlığına bağlı – yarbay rütbesiyle – XIV. Tümen Komutanı olarak bulunmaktaydı. Bu görevi sırasında 6-13 Ağustos 1915 Muharebelerinde de görev almıştır.

Çanakkale

Bu muharebeler sırasında düşman Arıburnu ve Anafartalar bölgesine,çıkarma ile takviye ederek yapacağı taarruza karşılık güney cephesinden Türk Kuvveti kaydırılmasın diye 6-7 Ağustos günleri bu cephenin merkezine Kirte istikametine taarruzlar düzenlediler. Ancak her iki taarruzda zayiat verilerek püskürtüldü. Sonraki küçük çaptaki taarruzlarda sonuçsuz kaldı. Bundan sonrada bu cephede düşmanın tahliyesine kadar mevzii muharebeleri devam etti. böylece düşman, çıkarmanın ilk günü almayı plânladığı Alçıtepe’yi ele geçiremedi. Her yönden sayıca üstün olmasına karşın Türk direnişi karşısında sadece 5. Km. ilerleyebildi. Bu muharebeler sırasında düşmana karşı 3,5 ay başarıyla savaşan Karabekir, askerî kişiliği açısından takdir toplayarak Muharabe Gümüş Liyakat Madalyası ile ödüllendirildi ve “Miralay” (Albay) rütbesine yükseldi. Ayrıca Almanya’dan İkinci Rütbeden Kron Dö Braş Kılıçlı Nişanını, Osmanlı’dan da Gelibolu Şeref Nişanını ve Muharebe Madalyasını aldı. Kâzım Karabekir Paşa, Eylül 1915 – 9 Ocak 1916 Mevzi Muharebeleri’nde Güney Grubu Komutanlığına bağlı II. Bölge Komutanlığı’nda XIV. Tümen Komutanı olarak görevlendirildi. Muharebeler devam ettiği sırada XIV. Tümen 11 Ocak 1916’da bölgeden ayrıldı.

Kâzım Karabekir’in 1915 Sonrası Askeri ve Siyasi Faaliyetleri

Çanakkale Cephesi’ndeki taarruz savaşlarının, siper muharebelerine dönüşmesi ile birlikte Karabekir Paşa, Gelibolu’dan alınarak 26 Ekim 1915’te İstanbul’daki I. Ordu Kurmay Başkanlığı’na atandı. Daha sonrada VI. Ordu Kurmay Başkanı olarak Irak Cephesine gönderildi. Bu arada Kâzım Karabekir Paşa, Gelibolu’daki başarılarından dolayı “Üç Yıl Savaş Zammı” alarak 14 Aralık 1916’da “Mirliva” rütbesine yükseltildi ve “Paşa” oldu. Mirliva Kâzım Karabekir Paşa, Almanya’dan ikinci kez “Alman Demir Salib Nişanı” alarak; 24 Nisan 1916’da Kut’ül Amara’yı kuşatmakta olan XVIII. Kolordu K. olarak görevlendirildi. Bu cephedeki başarılarından dolayı Kâzım Karabekir’e 8 Şubat 1917’de yeniden “Altın Muharebe Liyakat Madalyası”, “İki Yıllık Kıdem Zammı” verildi.

Kafkasya Cephesi

Kars’a girişi

Kâzım Karabekir, Cafer Tayyar Paşa ile o yıllarda yapılabilen karşılıklı yer değiştirme – becayiş – usulü ile Kafkas Cephesindeki II. Kor. K. olarak atandı. Bu Kolordu; Van Gölü’nün güney mıntıkası, Bitlis, Muş, Murat Çayı ve Palu Doğusu’na kadar olan geniş bir araziyi müdafaa etmekle yükümlüydü. Bu dönemde Osmanlı Devleti, toplam dört kolordusu olan iki ordusunu Van Gölü ile Karadeniz arasında bulundurmaktaydı. Bu orduların en aşağı tarafta olanı Kâzım Karabekir’in komutanı olduğu II. Kolordu idi. Bu kolorduda on aya yakın bir süre görev yapan Kâzım Karabekir bölgedeki başarılarından dolayı 23 Eylül 1917’de padişah iradesi ile yeniden “Kılıçlı İkinci Mecidi Nişanı” aldı. 1918’de mirliva rütbesi alan Karabekir, 2 Mart 1919’da Erzurum’daki 15. Kolordu Komutanlığı’na atandı.

Kurtuluş Savaşı

1878’de 93 Harbi sırasında Rus Çarlığına kaybettiğimiz Sarıkamış, Kars, Ardahan, Artvin ve Batum’u Eylül 1920’de kurtarıp, Türkiye’nin doğu sınırlarında Misak-ı Milli’yi gerçekleştirdikten sonra kendisine TBMM tarafından 31 Ekim 1920’de Ferik (Korgeneral rütbesi verildi.

Yine bu dönemde, Kurtuluş Savaşı’nı başlatmış olan ve İstanbul’dan gelen telgrafla 9. Ordu müfettişliğinden azledildiğini öğrenen ve artık sivil olmasının Kurtuluş Savaşı’nı tehlikeye düşürmesinden endişe eden Mustafa Kemal Atatürk’e, İstanbul’dan bizzat kendisine gönderilen ve “Mustafa Kemal Paşa’yı tutuklaması”nı emreden telgrafa rağmen Ben ve kolordum emrinizdedir Paşam! diyerek, destek ve moral vermiştir. Ardından Erzurum Kongresi’nin düzenlenebilmesi için büyük gayret gösterdi ve askeri güvenliği sağladı.

Kurtuluş savaşında önemli başarılar kazanan Kâzım Karabekir Paşa Atatürk tarafından takdir edilmiş ve büyük önem kazanmıştır. Mustafa Kemal Paşa “Kâzım Karabekir Paşa ve adamları kurtuluş savaşında canları pahasına savaşarak galip geldiler. Bu galibiyet sade onların değil bütün Türk milletinin galibiyetidir.” demiştir.

Sovyetler-TBMM İlişkileri açısından Kâzım Karabekir Paşa

Sovyetlerle imzalanacak dostluk antlaşması için Bekir Sami Bey başkanlığında bir delegasyon, 11 Mayıs 1920’de Ankara’dan hareketle 19 Temmuz 1920’de Moskova’ya ulaştı. Dostluk antlaşmasının esasları 24 Ağustos 1920’de hazır olmakla beraber, Bekir Sami Bey’in bu antlaşmayı imzalaması mümkün olmadı. Çünkü Sovyetler, Bitlis, Van ve Muş illerinin Ermenistan’a terke dilmesini istediler.

Fakat Kâzım Karabekir Paşa komutasındaki Türk Kuvvetleri Eylül 1920’de taarruza geçip, Brest Litovsk Barış Antlaşması ile Türkiye’ye verilen ve Misak-ı Milli hudutları dahilinde olan Sarıkamış, Kars, Ardahan, Artvin ve Batum’u aldıktan sonra Gümrü’yü de ele geçirince, Menşevik iktidarı altındaki Ermeni hükümeti barışa yanaşmak zorunda kaldı ve 3 Aralık 1920 de Ermenistan’la Gümrü Barış Antlaşması imzalandı. Bu arada, Bolşevikler de Ermenistan’da iktidarı ele geçirmişlerdi. Bu şekilde Ermenistan meselesi kendiliğinden çözümlenmiş oluyordu. Kazanılan bu zaferler üzerine Sovyetler Milli Mücadele’ye daha fazla önem vermeye başlamışlardır.

3 Aralık 1920’de TBMM Murahhası sıfatıyla Gümrü Antlaşması’nı imzaladıktan sonra; 18 Ekim 1921’de biten Kars Konferansı’na Türkiye Baş Murrahası olarak katıldı. Ayrıca bu konferansa başkanlık yaparak; 13 Ekim 1921’de Sovyetler Birliği ile Kars Antlaşmasını imzaladı. Kütahya-Eskişehir Muharebelerinden hemen sonra yapılan Sakarya Savaşı sonrasına denk gelen bu andlaşma ile Batum’un Sovyetler Birliği’ne terkedilmesi karşılığında karşı taraftan belli miktarlarda silah, cephane ve altın alınacaktı.

Bu anlaşmadan sonra Sovyet lideri Lenin’in Anadolu’ya gönderdiği Türkiye Komünist Partisi başkanı Mustafa Suphi ve arkadaşlarına koruma vermeyerek Karadeniz bölgesinde yok edilmelerine yol açmış; Türkiye’de siyasi kargaşa çıkarmalarına ve komünist fikirleri yaymalarına engel olmuştur.

Milletvekilliği

Türkiye’de toplanan yetimler

15 Ekim 1922’de Ankara’ya gelen Kâzım Karabekir, Edirne Milletvekili sıfatı ile 30 Ekim’den itibaren meclis çalışmalarına devam etti. 17 Şubat 1923’de Türkiye’de ilk defa toplanan İzmir İktisat Kongresine başkanlık yaptı ve 29 Haziran 1923’de TBMM’nin İkinci Devresi’nde İstanbul Milletvekili seçildiği dönemde; Doğu Cephesi komutanlığı görevini de fiili olarak devam ettirmekte idi. 21 Kasım 1923’de “Milli Mücadelemizde Siyasi ve Savaş Yararlılığı” görülenlere verilen yeşil ve kırmızı şeritli İstiklal Madalyası ile ödüllendirildi. Kâzım Karabekir Paşa 21 Ekim 1923’de “1.Ferik” (Orgeneral) rütbesine yükselerek, son askeri görevi olan I. Ordu Müfettişliğine atandı. 26 Ekim 1924’de bu görevinden istifa ederek sadece siyasi alanda faaliyet gösterdi.

1947 Karaman

Kâzım Karabekir, 9 Kasım 1924’te CHP’den istifa ederek 17 Kasım’da TPCF (Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası) kurucuları arasında yer aldı ve bir süre sonra da bu partinin genel başkanı oldu. Korgeneral (Ferik) İsmet Paşa Hükümeti’nin Takrir-i Sükun Kanunu çıkarmasından sonra Doğu’da Şeyh Sait İsyanı çıkmış ve bu isyanda TPCF’nin de rolü olduğu iddia edilmişti. İsmet İnönü başkanlığındaki hükümet tarafından bu olay bahane edilerek 5 Haziran 1925’de Bakanlar Kurulu kararı ile tüm muhalif gazeteler ve partilerle birlikte TPCF de temelli kapatıldı.

Ayrıca Kâzım Karabekir, Haziran 1926’da Mustafa Kemal’e düzenlenen İzmir suikasti girişimi ile ilgili olarak tutuklandı ve İstiklal Mahkemesi’nde idam ile yargılanıp, beraat etti.

1927’de TBMM’nin ikinci Dönemi sona erince milletvekilliği son buldu, ve ordu açığında iken 5 Aralık 1927’de “Müşir” rutbesine hazırken emekliye sevkedildi. Bu dönemden sonra uzun bir süre politikadan uzaklaştırılarak inzivaya çekilmek zorunda bırakılan Karabekir Paşa, yönetimle olan anlaşmazlığı yüzünden sıkıyönetim altında tutulması istenen 84 kişilik “muhalifler” listesinin başında yer aldı.

10 sene sürekli takip ve gözaltında tutuldu ve hatıralarını yazdığı “İstiklal Harbimiz” adlı eseri zamanın hükümetinin kararıyla “Takrir-i Sükun” kanunu uyarınca daha basılamadan toplatılıp yakıldı. Belki de en sıkıntılı yıllarını bu dönemde geçiren Kâzım Karabekir, sıkıntılı günlerin ardından Atatürk’ün vefatının ardından 26 Ocak 1939’da İstanbul Milletvekili seçildi. 1943 yılında yeniden milletvekili oldu ve 5 Ağustos 1946’da yapılan TBMM başkanlık seçimlerinde Meclis Başkanı seçildi. Kâzım Karabekir, 26 Ocak 1948 yılında 66 yaşında iken geçirdiği bir kalp krizi sonucu, Ankara’da vefat etti.

Ankara Cebeci Şehitlilk

Kâzım Karabekir Paşa, askerlik yaşamı boyunca büyük başarılar kazanmış ve bu başarıları sonucu Türkiye’nin bugünkü Kuzeydoğu sınırlarını çizen bir Türk Komutanı ve siyasi bir kişiliktir. Ayrıca Bulgarca, Fransızca, Almanca ve Rusça konuşabilmekteydi. 1. Dünya Savaşı sonunda Mustafa Kemal Paşa ile birlikte efsanevi üne sahip olan en önemli komutan, Kâzım Karabekir Paşa’dır.

Eserleri

Ankarada Savaş Rüzgarları

Bir Duello ve Bir Suikast

Birinci Cihan Harbi 1-4 [

Birinci Cihan Harbine Neden Girdik?

Birinci Cihan Harbine Nasıl Girdik?

Birinci Cihan Harbini Nasıl İdare Ettik?

Birinci Cihan Harbini Nasıl İdare Ettik?

Cumhuriyet Tarihi Set 1

Cumhuriyet Tarihi Set 2

İstiklal Harbimiz 1-5

Paşaların Kavgası

Paşaların Hesaplaşması

Cehennem Değirmeni 1-2

İzmir Suikasti

Çocuklara Öğütler

Hayatım

İttihat ve Terraki Cemiyeti 1896-1909

Ermeni Dosyası

İngiltere, İtalya ve Habeş Harbi

Kürt Meselesi

Çocuk, Davamız 1-2

İstiklal Harbimizin Esasları

Yunan Süngüsü

Sanayi Projelerimiz

İktisat Esaslarımız

Tarihte Almanlar ve Alman Ordusu

Türkiye’de ve Türk Ordusunda Almanlar

Tarih Boyunca Türk-Alman İlişkileri

İstiklal Harbimizde İttihad Terraki ve Enver Paşa 1-2

İstiklal Harbimizin Esasları Neden Yazıldı?

Milli Mücadelede Bursa

İtalya ve Habeş

Ermeni Mezalimi

Sırp-Bulgar Seferi

Osmanlı Ordusunun Taaruz Fikri

Erkan-i Harbiye Vezaifinden İstihbarat

Sarıkamış-Kars ve Ötesi

Erzincan ve Erzurum’un Kurtuluşu

Bulgaristan Esareti -Hatıralar, Notlar

Nutuk ve Karabekir’den Cevaplar

Battal Gazi kimdir?

Battal Gazi veya Seyyid Battal Gazi, 8. yüzyılda yaşadığı tahmin edilen ve hakkında çeşitli inanışlar bırakmış bir liderdir. Farklı kaynaklarda etnik kökeni, Arap olarak belirtilmiştir. Battal Gazi, Malatya’da doğmuştur. Doğduğu ve yaşadığı evin yeri halen mevcuttur. Yıkıntı halinde korunmaktadır. Uzun yıllar halka yemek dağıtılan hayrat yeri olarak kullanılmıştır. Evliya Çelebi seyehatnamesinde bahsedilmektedir.

Battal Gazi hakkında bugüne ulaşabilmiş kaynaklar sadece mesnevi tarzı yazılmış, birbirini hem destekleyen hem de çelişen olgular içeren destanlar ve halkın hafızasında kalmış olan bilgilerdir.

Battal Gazi Destanı’nda ve halk hikâyelerinde, Emeviler zamanında Arap ordusuyla birlikte İstanbul’u kuşattığı anlatılmaktadır. Kuşatma hem denizden hem karadan yapılmış, fakat başarısızlıkla sonuçlanmıştır.

Destanda Battal’ın düşmanı, Arap komutanına oyun oynayıp kuşatma başladığında İstanbul’a geçerek imparatorluğunu ilan eden İmparator Leon’dur. Arap tarihinde II. İstanbul kuşatmasının tarihi 717-718 olarak belirtilmektedir. Bizans tarihindeki veriler de bu tarihi doğrular niteliktedir. Ayrıca Bizans tarihinde İmparator III. Leon’un tahta çıkma tarihi 717 olarak belirtilmiştir, bundan dolayı destandaki Leon’un İmparator III. Leon olma olasılığı üzerinde durulmaktadır. Destanda Battal Gazi’nin kuşatma sırasında yirmili yaşlarında olduğu söylendiği için, Battal Gazi’nin doğum yılının 690-695 civarı olmasının olası olduğu düşünülmektedir. Battal Gazi’nin ölüm yılının 740 olduğunda tarihçiler mütabakata varmışlardır.

740 yılında Eskişehir’in Seyitgazi ilçesi yakınlarında savaşta aldığı yara sebebiyle şehit olmuştur. Anadolu’da İslamın yayılmasına büyük katkıları olmuştur.

İbn-i Sina kimdir

Doğum :Ağustos 980-Hermisan yakınındaki Afşana

Ölüm :21 Haziran 1037-Hamedan

Etnik köken :Fars

İbn-i Sina (tam adı Ebu Ali el-Hüseyin ibni Abdullah ibn-i Sina el-Belhi),

Samanoğulları sarayı kâtiplerinden Abdullah Bin Sina’nın oğlu olan İbn-i Sina (Batı’da Avicenna adıyla tanınır), babasından, ünlü bilgin Natili’den ve İsmail Zahit’ten ders aldı. Geometri (özellikle Eukleides geometrisi), mantık, fıkıh, sarf, nahif, tıp ve doğabilim üstüne çalışmalar yaptı. Farabi’nin el-İbane’s aracılığıyla Aristoteles felsefesini ve metafiziğini öğrenip, hastalanan Buhara prensini iyileştirince (997) saray kütüphanesinden yararlanma olanağına kavuştu. Babası ölünce, Cür-can’da Şiraz’lı Ebu Muhammed’ten destek gördü (Tıp Kanunu’nu Cürcan’da yazdı). Çağında tanınan bütün Yunan filozoflarının ve Anadolu doğacılarının yapıtlarını incelemiştir.

Metafizik

İbn-i Sina gazili kendisinden önceki filozofların görüşleri ile kelamcılarınkini uzlaştırmaya çalışmış, Aristoteles’in metafiziği ile kelamcıların ve yeni eflatuncuların düşüncelerini birleştirerek yeni bir bireşim ortaya koymuştur. İ

bn-i Sina’ya göre metafiziğin temel konusu, “vücudu mutlak” olan Allah ile yüce varlıklardır. Vücut (var olan) üçe ayrılır: Olası varlık ya da ortaya çıkan ve sonra yok olan varlık; olası ve zorunlu varlık (tümeller ve yasalar evreni, kendiliğinden var olabilen ve bir dış neden sayesinde gerekli olan varlık); özü gereği gerekli olan varlık (Allah). İbn-i Sina Allah’ı “Vahdet-i Vücud” yani ‘varlığı zorunlu olan’ olarak belirtir ve bu fikir ona hastır. Varlık’ı temel konu alan metafizik, gerekli bir bilim dalıdır.

Ruhbilim

İbn-i Sina, ruhbilimin, metafizik ile fizik arasında bağlantı kuran ve bu iki bilimden de yararlanan bir bilgi alanı olduğunu savunmuş, ruhbilimini üç ana bölüme ayırmıştır: Akıl ruhbilimi; deneysel ruhbilim; tasavvuf ya da gizemci ruhbilim. İnsanların ruhlarının müzikle tedavi edilebileceğini öne sürmüş ve bu yöntemi geliştirmiştir.

Akıl

Bu konudaki görüşleri Aristoteles ve Farabi’den farklı olan İbn-i Sina’ya göre, akıl 5 çeşittir; bilmeleke (ya da ‘olası akıl’ açık-seçik ve zorunlu olanları bilebilir); he-yulâni akıl (bilmeyi ve anlamayı sağlar); kutsi akıl (aklın en yüksek aşamasıdır ve her insanda bulunmaz); mustefat akıl (kendisinde bulunanı, kendisine verilen “mak

Bilimlerin sınıflandırılması

İbn-i Sina’ya göre bilimler madde ve biçim ilişkisi bakımından üçe ayrılır: El-ilm ül-esfel (Doğa bilimleri ya da aşağı bilimler), maddesinden ayrılmamış biçimlerin bilimidir; mabad-üt-tabia (metafizik), el-ilm’üll-âli (mantık ya da yüksek bilimler) maddesinden ayrılan biçimlerin bilimleridir; el-ilm ül-evsat (matematik ya da orta bilimler) ancak insanın zihninde maddesinden ayrılabilen, bazen maddesiyle birlikte, bazen ayrı olan biçimlerin bilimidir.

Kendisinden sonraki Doğu ve Batı filozoflarının çoğunu etkileyen İbn-i Sina, müzikle de ilgilenmiştir. 250’yi aşkın yapıtının başlıcası olan Şifa ve Kanun, felsefenin temel yapıtı sayılarak, uzun yıllar boyunca pek çok üniversitede okutulmuştur.

Ünlü yapıtları

El-Kanun fi’t-Tıp, (ö.s), 1593, “Tıpta Kanun”(Tıp ile ilgili zamanının bilgilerini ihtiva eder. Orta çağda dört yüz yıl Batı’da ders kitabı olarak okutulmuştur. Latinceye on çevirisi yapılmıştır.)

Kitabü’l-Necat, (ö.s), 1593, (“Kurtuluş Kitabı”Metafizik konularda yazılmış özet bir eserdir.)

Risale fi-İlmü’l-Ahlak, (ö.s), 1880, (“Ahlak Konusunda Kitapçık”)

İşarat ve’l-Tembihat, (ö.s), 1892, (“Belirtiler ile ilgili eserdir.)

Kitabü’ş-Şifa, (ö.s), 1927, (“Mantık, Matematik, Fizik ve İlahiyat yani Metafizik konularında yazılmış on bir ciltlik hacimli bir eserdir. Bir çok kereler Latinceye çevrilmiş ve ders kitabı olarak okutulmuştur.”).Mantık bölümü, Mantık , Musiki ve Hitabet kitaplarından meydana gelir.Matematik bölümünde Aritmetik , Geometri ve Astronomi kitapları yer alır.Tabiat veya Fizik bölümünde ise, Fizik, Kimya, Mineroloji.

d. 980, Buhara yakınları – ö. 1037, Hamedan), filozof, hekim ve çok yönlü Fars bir bilim adamıdır.ûllerin ” suret’lerini algılar); bilfiil akıl (“makûl”leri yani kazanılmış verileri kavrar). İbn-i Sina, akıl konusunda, Eflatun’un idealizmi ile Aristoteles’in deneyciliğini uzlaştırmaya, birleştirici bir akıl görüşü ortaya koymaya çalışmıştır.

Veysel Karani Kimdir?

Veysel Karani (d. 555-560 Karen, Yemen; ö. 657), H

İslam peygamberi zamanında yaşamasına rağmen annesine verdiği sözden ötürü onu baş gözüyle göremediği için Sahabe’den sayılmaz.

Sıffin Savaşı sırasında 657 yılında ölmüştür. Naaşını almaya gelen 3 kabilenin taşıdığı tabutlarda da keramet göstererek göründüğü söylenir. Böylece bu 3 ayrı kabilenin yerleşim yerleri olan Yemen ve Şam’da bulunan türbelerinin yanında Siirt ilinin Baykan ilçesinin Ziyaret beldesinde de bir türbesi olmuştur.Zokamir köyünden Seyda Seyyid Muhammed Nurani ona hep sofiler ile selam gonderirdi.

Kendisine gönderilmiş olan Hırka-ı Şerif, şimdi Hırka-i Şerif Camii’nde, soyundan gelenlerin himayesindedir.Tüm bu rivayetlere karşın, İslam tarihinin muteber kaynaklarında hakkında bilgi olmaması ve hayat hikayesi hakkında tutarsız rivayetler bu tarihi kişilik hakkında şüphe duyulmasını gerektirmektedir. Yunus Emre tarafından onuruna, ‘Yemen illerinde Veysel Karani’ adlı on kıtalık şiir yazılmıştır.

ırka-ı Şerif’in muhafızı. İslam’da anne sevgisinin büyüklüğüyle anlamlandırılmış bir din büyüğüdür. Babasının ismi Amir olduğu için tam adı Üveys Bin Amir-i Kareni’dir. Babasını 4 yaşında kaybetmiştir. Deve çobanlığı yapmıştır.

Ünlü Türk-Müslüman Bilim Adamları kimlerdir?

Abdüsselam: (1926-19..) Pakistanlı Fizik Bilgini ilk Nobel ödülü alan Müslüman Bilim Adamı.

Ahmed Bin Musa: (10.yüzyıl) Sistem mühendisliğinin Öncüsü. Astronom ve Mekanikçi.

Akşemseddin: (1389-1459) Pasteur önce Mikrobu bulan ilk bilim adamı. İstanbul’un fethinin manevi babasıdır. Fatih sultan Mehmet’ in Hocasıdır.

Ali Bin Abbas: (?-994) 1000 sene önce ilk kanser ameliyatını yapan bilim adamı. Kılcal damar sitemini ilk defa ortaya atan bilim adamıdır. Eski çağın en büyük hekimlerinden olan hipokratesin (Hipokrat) Doğum olayı görüşünü kökünden yıktı.

Ali Bin İsa: (11.yüzyıl) İlk defa göz hastalıkları hakkında eser veren Müslüman Bilim Adamı.

Ali Bin Rıdvan: (?-1067) Batıya tedavi metodlarını öğreten İslâm Âlimi.

Ali Kuşçu: (?-1474) Ünlü Bir Türk astronomi ve matematik bilginidir.

Ammar: (11.yüzyıl) İlk katarak ameliyatını kendine has biçimde yapan Müslüman Bilim Adamı.

Battani: (858-929) Dünyanın en meşhur 20 Astronomundan biri, trigonometrinin mucidi, sinus ve kosinüs tabirlerini kullanan ilk bilgin.

Beyruni: (973-1051) Dünyanın döndüğünü ilk bulan bilim adamı ümit burnu, Amerika ve Japonya’nın varlığından bahseden ilk bilim adamı. Beyruni Amerika kıtasının varlığını Kristof Colomb’un Keşfinden 500 sene önce bildirmiştir. Matematik, Jeoloji, Coğrafya, Tıp, Felsefe, Fizik, Astronomi gibi dallarda eserler yazmıştır. Çağın En Büyük Alimidir.

Bitruci: (13.yüzyıl) Kopernik’e yol açan öncülük eden astronom bilim adamı.

Cabir Bin Eflah: (12.yüzyıl) Ortaçağın büyük matematik ve astronom bilginidir. Çubuklu güneş saatini bulan ilk bilim adamıdır.

Cabir Bin Hayyan: (721-805) Atom bombası fikrinin ilk mucidi ve kimyanın babası sayılır. Maddenin en küçük parçası atomun parçalanabileceğini bundan 1200 sene önce söylemiştir.

Cahiz: (776-869) Zooloji İlminin öncülerindendir. Hayvan gübresinden amonyak elde etmiştir.

Cezeri: (1136-1206) İlk sistem mühendisi ve ilk sibernetikçi ve elektronikçi Bilgisayarın babası; oysa bilgisayarın babası yanlış olarak İngiliz matematikçisi Charles Babbage olarak bilinir.

Demiri: (1349-1405) Avrupalılardan 400 yıl önce ilk zooloji ansiklopedisini yazan alimdir. Hayat’ül Hayavan isimli kitabı yazmıştır.

Dinaveri: (815-895) Botanikçi ve Astronom bir alim olarak bilinir.

Ebu Kamil Şuca: (?-951) Avrupa’ya matematiği öğreten islam bilgini.

Ebu’l Fida: (1271-1331) Büyük Bir bilgin tarihçi ve coğrafyacıdır.

Ebu’l Vefa: (940-998) Matematik ve Astronomi bilginidir trigonometriye tanjant, kotanjant, sekant ve kosekantı kazandıran matematik bilginidir.

Ebu Maşer: (785-886) Med-cezir olayını (gel-git) ilk keşfeden bilgindir.

Evliya Çelebi: (1611-1682) Büyük Türk seyyahı ve meşhur seyahatnamenin yazarıdır.

Farabi: (870-950) Ses olayını ilk defa fiziki yönden ele alıp açıklayıp izah getiren ilk bilgindir.

Fatih Sultan Mehmet: (1432-1481) İstanbul’u feth eden ve Havan topunu icad eden yivli topları döktüren padişahtır. Fatih’in kendi icadı olan ve adı “şahi” olan topların ağırlığı 17 ton ve bakırdan dökülmüş olup 1.5 ton ağırlığındaki mermileri 1km ileriye atabiliyordu. Bu topları 100 öküz ve 700 asker ancak çekebiliyordu.

Fergani: (9.yüzyıl) Ekliptik meyli ilk defa tesbit eden astronomi alimi.

Gıyasüddin Cemşid: (?-1429) Matematik alimi. Ondalık kesir sistemini bulan çemşid cebir ve astronomi alimi.

Harizmi: (780-850) İlk cebir kitabını yazan ve batıya cebiri öğreten bilgin. Adı algoritmaya isim oldu rakamları Avrupa’ ya öğreten bilgin. Cebiri sistemleştiren Bilgin.

Hasan Bin Musa: (-) Dünyanın çevresini ölçen, üç kardeşler olarak bilinen üç kardeşten biri..

Hazini: (6-7.yüzyıl) Yerçekimi ve terazilerle ilgili izahlarda bulunan bilgin.

Hazerfen Ahmed Çelebi: (17.yüzyıl) Havada uçan ilk Türk. Planörcülüğün öncüsü.

Huneyn Bin İshak: (809-873) Göz doktorlarına öncülük yapan bilgin.

İbni Avvam: (8.yüzyıl) Tarım alanında ortaçağ boyunca kendini kabul ettiren bilgin.

İbni Battuta: (1304-1369) Ülke ülke , kıta kıta dolaşan büyük bir seyyah.

İbni Baytar: (1190-1248) Ortaçağın en büyük botanikçisi ve eczacısıdır.

İbni Cessar: (?-1009) Cüzzam hastalığının sebep ve tedavilerini 900 sene önce açıklayan Müslüman doktor.

İbni Ebi Useybia: (1203-1270) Tıp Tarihi hakkında eşsiz bir eser veren doktor.

İbni Fazıl: (739-805) 12 asır önce ilk kağıt fabrikasını kuran vezir.

İbni Firnas: (?-888) Wright kardeşlerden önce 1000 sene önce ilk uçağı yapıp uçmayı gerçekleştiren alim.

İbni Haldun: (1332-1406) Tarihi ilim haline getiren sosyolojiyi kuran mütefekkir. Psikolojiyi tarihe uygulamış, ilk defa tarih felsefesi yapan büyük bir islam tarihçisidir. Sosyolog ve şehircilik uzmanı.

İbni Hatip: (1313-1374) Vebanın bulaşıcı hastalık olduğunu ilmi yoldan açıklayan doktor.

İbni Havkal: (10.yüzyıl) 10 asır önce ilmi değeri yüksek bir coğrafya kitabı yazan alim.

İbni Heysem: (965-1051) Optik ilminin kurucusu büyük fizikçi. İslam dünyasının en büyük fizikçisi, batılı bilginlerin öncüsü, göz ve görme sistemlerine açıklık kazandıran alim. Galile teleskopunun arkasındaki isim.

İbni Karaka: (?-1100) Dokuzyüz yıl önce torna tezgahı yapan bilgin.

İbni Macit: (15.yüzyıl) Ünlü bir denizci ve coğrafyacı. Vasco da Gama onun bilgilerinden ve rehberliğinden istifade ederek hindistana ulaştı.

İbni Rüşd: (1126-1198) Büyük bir doktor, astronom ve matematikçidir.

İbni Sina: (980-1037) Doktorların sultanı. Eserleri Avrupa üniversitelerinde 600 sene temel kitap olarak okutulan dahi doktor. Hastalık yayan küçük organizmalar, civa ile tedavi, pastör’e ışık tutması, ilaç bilim ustası, dış belirtilere dayanarak teşhis koyma, botanik ve zooloji ile ilgilendi, Fizikle ilgilendi, jeoloji ilminin babası.

İbni Türk: (9.yüzyıl) Cebir’in temelini atan İslam bilgini.

İbni Yunus: (?-1009) Galile’den önce sarkacı bulan astronom.

İbni Zuhr: (1091-1162) Endülüs’ün en büyük Müslüman doktorlarından asırlarca Avrupa’da eserleri ders kitabı olarak okutuldu.

İbnünnefis: (1210-1288) Küçük kan dolaşımını bulan ünlü İslam alimi.

İbrahim Efendi: (18.yüzyıl) Osmanlılarda ilk denizaltıyı gerçekleştiren mühendis.

İbrahim Hakkı: (1703-1780) Büyük bir sosyolog, psikolog, astronom ve fen adamı. En ünlü eseri marifetnâme, Burçlardan, insan fizyoloji ve anatomisinden bahsetmiştir.

İdrisi: (1100-1166) Yedi asır önce bügünküne çok benzeyen dünya haritasını çizen coğrafyacı.

İhvanü-s Safa: (10.yüzyıl) çeşitli ilim dallarını içine alan 52 kitaptan meydana gelen bir ansiklopedi yazan ilim adamı. Astronomi , Coğrafya, Musiki, Ahlâk, Felfese kitapları yazmıştır.

İsmail Gelenbevi: (1730-1791) 18 yüzyılda Osmanlı’ların en güçlü matematikçilerinden.

İstahri: (10.yüzyıl) Minyatürlü coğrafya kitabı yazan bilgin.

Kadızade Rumi: (1337-1430) Çağını aşan büyük bir matematikçi ve astronomi bilgini. Osmanlının ve Türklerin ilk astronomudur.

Kambur Vesim: (?-1761) Verem mikrobunu Robert Koch’dan 150 sene önce keşfeden ünlü doktor.

Katip Çelebi: (1609-1657) Osmanlılarda Rönesansın müjdecisi coğrafyacı ve fikir adamı.

Kazvini: (1203-1283) Ortaçağın Herodot’u Müslümanların Plinius’u, astronom ve coğrafyacı bilgin.

Kemaleddin Farisi: (?-1320) İbni Heysem ayarında büyük İslam matematikçisi, fizikçi ve astronom.

Kerhi: (?-1029) İslam Matematikçilerinden.

Kindi: (803-872) İbni Heysem’e kadar optikle ilgili eserleri kaynak olan bilgin. Fizik, felsefe ve matematik alanında yaptığı hizmetleri ile tanınmıştır.

Kurşunoğlu Behram: (1922-?) Genelleştirilmiş izafiyet teorisini ortaya atan beyin güçlerimizden. Halen Prof.Behram Kurşunoğlu Amerika’da Florida Üniversitesinde teorik fizik merkezinde başkanlık yapmaktadır

Lagarî Hasan Çelebi: (17.yüzyıl) Füzeciliğin atası, Osmanlılarda ilk defa füze ile uçan bilgin.

Macriti: (?-1007) Matematikte başkan kabul edilen Endülüslü Matematikçi ve astronom.

Mağribi: (16.yüzyıl) Çağının en büyük matematikçilerinden. Mağribinin eseri olan Tuhfetü’l Ada isimli kitabında üçgen, dörtgen, daire ve diğer geometrik şekillerinin yüz ölçümlerini bulmak için metodlar gösterilmiştir.

Maaşallah: (72?-815) Meşhur İslam astronomlarındandır. Usturlabla İlgili ilk eseri veren bilgindir.

Mes’ûdi: (?-956) Kıymeti ancak 18. 19. Yüzyıllarda anlaşılan büyük tarihçi ve coğrafyacı. Mesudi günümüzden 1000 sene önce depremlerin oluş sebebini açıklamıştır. Mesûdinin eserlerinden yel değirmenlerinin de Müslümanların icadı olduğu anlaşılmıştır.

Mimar Sinan: (1489-1588) Seviyesine bugün dahi ulaşılamayan dahi mimar. Mimar Sinan tam manası ile bir sanat dahisidir.

Muhammed Bin Musa: (9.yüzyıl) Dünyanın Çevresini ölçen 3 kardeşten biri. Matematikçi ve astronom.

Mürsiyeli İbrahim: (15.yüzyıl) Piri reisten 52 sene önce bugünkü uygun Akdeniz haritasını çizen haritacı. Günümüzden 500 sene önce kadar önce yaşamıştır.

Nasirüddin Tusi: (1201-1274) Trigonometri sahasında ilk defa eser veren, Merağa rasathanesini kuran, matematikçi ve astronom.

Necmeddinü-l Mısri: (13.yüzyıl) Çağının ünlü astronomlarından.

Ömer Hayyam: (?-1123) Cebirdeki binom formülünü bulan bilgin. Newton veya binom formülünün keşfi Ömer Hayyam’a aittir.

Piri Reis: (1465-1554) 400 sene önce bu günküne çok yakın dünya haritasını çizen büyük coğrafyacı. Amerika kıtasının varlığını Kristof Kolomb ‘dan önce bilen ünlü denizci.

Razi: (864-925) Keşifleri ile ün salan asırlar boyunca Avrupa’ya ders veren kimyager doktor ünlü klinikçi. Devrinin En büyük bilgini İbni Sina ile aynı ayarda bir bilgin.

Sabit Bin Kurra: (?-901) Newton’ dan çok önce diferansiyel hesabını keşfeden bilgin. Dünyanın çapını doğru olarak hesaplayan ilk İslam bilgini. Matematik ve astronomi alimi.

Sabuncu Oğlu Şerefeddin: (1386-1470) Fatih devrinin ünlü doktor ve cerrahlarındandır. Deneysel fizyolojinin öncülerindendir.

Seydi Ali Reis: (?-1562) Ünlü bir denizci, matematik ve astronomi alimidir.

Şemsettin Halili: (?-1397) Büyük bir astronomi bilginidir.

Şihabettin Karafi: (?-1285) orta çağın en büyük fizikçi ve hukukçularından.

Takiyyüddin Er Rasit: (1521-1585) İstanbul rasathanesi ilk kuran çağından çok ileride asrın önde gelen astronomi alimidir.

Uluğ Bey: (1394-1449) Çağının en büyük astronomu ve trigonometride yeni çığır açan ünlü bir alim ve hükümdar.

Zehravi: (936-1013) 1000 sene önce ilk çağdaş ameliyatı yapan böbrek taşlarının nasıl çıkarılacağını ve ilk böbrek ameliyatını gerçekleştiren bilim adamı..

Zerkali: (1029-1087) Keşif ve hizmetleri ile ün salmış astronomi alimidir.