William Gilbert

.
William Gilbert (ya da William Gylberde) (d. 24 Mayıs 1544, Colchester (Essex, İngiltere) – ö. 10 Aralık 1603 Londra veya Colchester) İngiliz hekim ve fizikçi.
1600 William Gilbert (1544-1603) İngiliz Dünyanın küresel bir mıknatıs olduğunu ve pusulanın ibresinin dünyanın magnetik kutbunu gösterdiğini buldu Okumaya devam et William Gilbert

Jerome Cardan kimdir?

.

1551 Jerome Cardan (1501-1576) İtalyan Kehribarın bazı hafif maddeleri çektiğini farkederek elektrik ile manyetizma arasında bağıntı kurdu.

Gerolamo Cardano ya da Girolamo Cardano (İngilizce Jerome Cardan, Latince Hieronymus Cardanus) (24 Eylül 1501, Pavia – 21 Eylül 1576), İtalyan Rönesans matematikçisi, fizikçi, astrolog ve hekimdir.
Leonardo da Vinci’nin arkadaşı da olan matematiksel yetenekli Avukat Fazio Cardano’nun gayri meşru oğludur.
Cardano, Milano’da (1539) Practica Arithmetica’yı basıma hazırladı. Cardano, Tartaglia’yı davet etti ve birçok ısrardan sonra ondan 3. dereceden denklemin sonucunu nasıl çözülebileceğini öğrendi. Tartaglia’dan aldığı bu bilgiyi kendisi kitabında basana kadar gizli kalacağı üzerine Cardano’dan söz aldı, ancak Cardano sözünü tutmadı. 1545’de cebir alanında ilk Latince bilimsel eser olan Ars Magna’yı (büyük sanat) yayımaladı. Okumaya devam et Jerome Cardan kimdir?

Penisilin Nedir? Ne işe Yarar?

Penisilin, 1928 yılında Londra’da İskoç Sir Alexander Fleming tarafından Penicillium Notatum adlı küfte keşfedilen antibiyotiktir. Bu madde, ilk olarak 1911 yılında bir İskandinavyalı tarafından tanımlanmış olmakla beraber o yıllarda iyileştirici gücü bilinmemekteydi. 1945 yılında Fleming’le birlikte Nobel Ödülünü kazanan Oxford’lu Florey ve Chain, penisilinin kitle halinde elde edilebilmesini temin etmişlerdir. Okumaya devam et Penisilin Nedir? Ne işe Yarar?

Wilhelm Conrad Röntgen Kimdir?

Wilhelm Conrad Röntgen, (d. 27 Mart 1845, Remscheid-Almanya – ö. 10 Şubat 1923, Münih). Alman asıllı, Nobel Fizik Ödülü sahibi fizikçi. Röntgen ışınlarını bulması ile tanınır. Okumaya devam et Wilhelm Conrad Röntgen Kimdir?

Sterilizasyon nedir?

Sterilizasyon, bir ürünün içindeki ya da bir cismin üzerindeki bütün mikropları kesin bir şekilde öldürmek anlamına gelir. Okumaya devam et Sterilizasyon nedir?

İbnünnefis kimdir?

1210-1288) Küçük kan dolaşımını bulan ünlü İslam alimi.Tam adı İbnü’n-Nefis Alaaddin Ebu’l-Alâ Ali ibn Ebi’l-Hazm el-Kureşî ed-Dımeşkîdir. 1210-88 yılları arasında yaşamıştır. Şam’da dünyaya gelen İbnü’n-Nefîs, Nureddin Zengi tarafından 12. yüzyılda kurulan hastanede (el-Bimaristan en-Nuri) tıp ilmini öğrendi. İlk hocası Abdurrahim ibn Ali el-Dahvar’ın yanında tıp eğitimini tamamladı ve Kahire’ye yerleşti. Nâsırî Hastanesinde vazife yaptı ve birçok talebe yetiştirdi. Talebeleri içinde en meşhur olanı, cerrahlıkla ilgili bir eser yazan İbnü’ l-Kuff tur. İbnü’n-Nefîs, fâkih olarak Kahire Mansuriye Medresesi’nde ders vermiş, ayrıca gramer, mantık ve felsefe ile de meşgul olmuştur. İbnü’n-Nefîs’in eserleri arasında en çok tanınanı Mu’cez olup İbnü’s-Sina’nın Kanun’unun bir çeşit özetidir. En büyük keşfi ise akciğer dolaşımını bulmasıdır.

Küçük Kan Dolaşımının İbnü’n- Nefis Tarafından Bulunduğunun Ortaya Çıkarılması

1553’te İspanyalı Michael Servetus’un bir dolaşım nazariyesinden bahsedip buna ‘küçük kan dolaşımı’ veya ‘akciğer dolaşımı’ adını vermesinden ve onu takiben İtalyalı Colombo ve Cesalpino’nun Galen’in başarısız modelinden yaptıkları bazı düzeltmelerden sonra 1616 yılında William Harvey, Galen nazariyesinin hatalarını tamamen gösterdi ve yeni bir akciğer dolaşım teorisi ortaya koydu. Günümüzde geçerli akciğer dolaşım sistemi modelinin ilk defa W. Harvey tarafından keşfedildiği bilgisi, 1924 yılına kadar değişmeden kaldı.

1924 yılında Freiburg Tıp Fakültesinde ilim tarihinin çehresini değiştirecek bir hâdise oldu. Muhyiddin Tantavi adlı Mısırlı genç bir Müslüman, Almanca bir doktora tezi hazırladı. Bu genç doktorun tezi, bazı Alman profesörlerin dikkatini çekti. Çünkü tezde, ilk defa, küçük kan dolaşımının İbnü’n-Nefîs adında bir Müslüman ilim adamı tarafından bulunduğundan bahsediliyordu. Profesörler buna bir türlü inanamıyorlardı. Onlara göre bu mümkün değildi. Bunun üzerine tezin bir kopyası, o sıralarda Kahire’de bulunan Alman doktor Mayerhof’a gönderildi. Dr. Mayerhof, Tantavi’yi doğrulamakla kalmayıp daha sonra yazdığı makalede bunları açıkladı. Evet, akciğer dolaşımını ilk bulan İbnü’n-Nefîs’ti. 1553’te Servetus, 1559’da Colombo, 1628’de Harvey kan dolaşımı hakkında tek söz etmeden asırlar önce İbnü’n-Nefîs akciğer dolaşımını keşfetmişti.

Bugün M. Servetus’un Îbnü’n-Nefîs’ten haberdâr ve Colombo’nun, Servetus’un kitabından bilgi sahibi olduğu, hattâ Îbnü’n-Nefîs’in kitaplarının tercümesi ile uğraşan bir kişi ile temas ettiği anlaşılmaktadır. Colombo kalp dolaşımı konusunda önemli katkıları olan bir araştırıcıdır. İtalyan anatomi okulunun diğer meşhur hocaları Fallopius ve Fabricius da Padua’da çalışmışlar ve bunlardan sonuncusu tıp eğitimini İtalya’daki Padua Üniversitesi’nde yapan W. Harvey’in en çok istifade ettiği kişi olmuştur. Bu üniversitede Kuzey Afrika Müslümanlarının tesirinin fazla olduğu da bilinmektedir.

İbnü’s-Sina, tıp başta olmak üzere 29 ayrı konudaki keşifleriyle Avrupalı ilim adamlarına öncülük yapmış, Zehravî, cerrahlığı bağımsız bir ilim haline getirmiş. 200 kadar ameliyat aletinin resimlerini çizmiş; Razi çiçek ve kızamık hastalıklarını keşfetmiş ve bu konuda ilk eser veren ilim adamı olmuştur. Akşemseddin mikrobu keşfetmiş: İbnü’r-Rüşd retina tabakasının fonksiyonundan ilk bahseden kişi olmuş; Ali ibn Abbas çağımızın modern ameliyatlarına uygun bir tarzda kanser ameliyatı yapmış, İbn Cezzar cüzamın sebep ve tedavilerini göstermiştir.

Dr. Sigrid Hunke’nin şu sözleri zikredilmeye değer:

“Tantavi’nin bu buluşu gösterdi ki, İslâm âlimleri teorilere uygunluk derecelerine ve önce vukua gelip gelmediklerine bakmadan, kritik deneme, titiz gözlem ve peşin hükümsüz araştırmaya gayret gösterme hususunda Orta Çağdaki Hıristiyan meslektaşlarına göre daha azimli ve daha kararlıydılar.”

Arthur Pellegrin’in şu sözleri ile bahsimize son verelim:

“Bütün Orta Çağ boyunca Müslümanlar bilhassa tıp sahasında inkârına imkân olmayan bir üstünlük göstermişlerdir. Hakikî ilim adamları olan Müslüman hekimler hastalıkların kaynağı ile seyrini, klinik gözlemler ve belki de otopsilerle derinden derine tetkik etmişlerdi.”

İnsektisid nedir?

Böcek öldürücü, böcek öldüren ilaçlara verilen genel ad.
İkinci dünya savaşından bu yana zararlı böceklere karşı organik sentetik insektisidler geniş bir uygulama alanı bulmuştur. Fakat zamanla bunlara karşı dayanıklı ırklar ortaya çıkmış ve halen de çıkmağa devam etmektedir.

İbni Zuhr kimdir

(1091-1162) Endülüs’ün en büyük Müslüman doktorlarından asırlarca Avrupa’da eserleri ders kitabı olarak okutuldu.

On birinci ve on ikinci yüzyıllarda Endülüs’te yetişen tıp âlimi. İsmi, Abdülmelik bin Ebi’l-Alâ Zühr olup, künyesi Ebû Mervân’dır. İbn-i Zühr ismiyle tanındı.

1091 senesinde Endülüs’ün işbiliyye (sevilla) şehrinde doğan ibn zühr, altı nesil boyunca tabiplik yapan bir aileden gelmektedir. Küçük yaşta ilim öğrenmeye başladı. Fıkıh, edebiyat ve din ilimlerini tahsil etti. Tıp ilmini babasından öğrendi.

Ortaya koyduğu yeni tedavi usulleri ile tanındı. O da babası gibi, Endülüs’te Murâbıtların, sonra da Muvahhid hükümdarlarının hizmetine girdi. Yazdığı eserler Avrupa’da asırlarca ders kitabı olarak okutuldu ve Avenzoar adıyla tanındı. İbn-i Rüşd ile görüştü. İlim öğrenmek için Kayrevan ve Mısır’a gitti. Dönüşünde doğduğu şehir olan İşbiliyye’ye yerleşti ve 1162 (H. 557) senesinde burada vefât etti.

İlk defâ tıp, cerrâhî ve eczâcılık incelemelerini birbirine bağlayan İbn-i Zühr, tedâvi metodlarında, insan tabiatı ve mizacının yardımına büyük bir önem verdi. Kalp cidarı iltihabının tarifini yaptı. Rasyonel tedâvi metotlarını buldu ve bunları geliştirdi. İlk olarak peritonit, sulu ve kuru perikarditi, akciğer hastalıklarından ayıran İbn-i Zührdür. Ona göre meslekte asıl rehber deneydir. O sadece geçmişte müşahede edilen hâdiselerle ilgili yeni düşünceler değil, ondan önce bahsedilmeyen hâdiseler üzerinde de yeni izah tarzları getirdi.

İbn-i Zühr, tıp alanında birçok eser yazdı. Bunlardan El-İktisada fi Islâh-il-Enfûsî vel-Ecsâd adlı eseri, bedenî ve ruhi hastalıkların teşhis ve tedâvileriyle ilgili olup çok önemlidir. 1121 senesinde tamamladığı bu eser yedi bölümden meydana gelmektedir. Dil, ağız ve ses sağlığı, göz sağlığı ve tedâvi usulleri, kulak ve burun hastalıkları ile tedavileri anlatılan eserde ayrıca, baş, saç, kaş ve kirpikler üzerinde incelemeler yapılmış, insan yüzünün aldığı renklere göre sıhhat veya hastalıkların teşhis edilebileceği belirtilmiştir. Göğüs, sırt ve karın bölgesi ile bel, bacaklar ve kalça bölgesi hastalıkları ve tedâvileri anlatılmıştır. Son bölümünde, buhran ve başka ruhi hastalıklar ve tedavileri ele alınmış, humma, zatürree ve zâtülcenb gibi hastalıklar izah edilmiştir.

Eserin yazma nüshası, Paris Bibliothegue Nationale 2959 numarada kayıtlıdır. Diğer bir nüshası ise Madrid Escurial Kütüphanesi 834 numarada mevcut olup, Paris nüshasından daha sağlamdır.

İbn-i Zühr’ün yazdığı diğer eserlerden bazıları şunlardır:

1. Kitaba-ül-Ağziye: Gıda ile ilgili olan bu eseri Muvahhidiler hükümdarlarından Abdülmü’min bin Ali’ye ithaf etmiştir

2. Kitaba-üt-Teysîr fil-Müdâvati vet-Tedbîr,.

3. Risâletün fi İllet-il-Baras vel-Behek,

4. Tezkire: İlâçlarla ilgili bir eserdir.

5. Taiyye Kasîdesi: Hastalıkların teşhisiyle ilgili çok önemli bir eser olup, bir benzerinin yazılmadığı ifade edilmektedir.

6. Makâletün fi İlel-il-Külliyye: Yaygın ve bulaşıcı hastalıkların tetkikine aittir.

7. Kitaba-üz-Ziynet,

8. Tezkiret-ün fi Emr-id-Devâ-il-Müshil ve Keyfiyeti Anzihî.

İbni Hatip KİMDİR

 

İbni Hatip, ( 1313 – 1374 ) Vebanın bulaşıcı hastalık olduğunu ilmi yoldan açıklayan doktordur.

Endülüsün büyük doktorlarından olup asıl adı lisanüddin Ebu Abdullah Muhammed bin Abdullah bin Said bin âli bin Ahmed bin es Selmani’dir. Gırnata da öğrenim gören ibn-i hatip, gırnata’nın en büyük bilginleri arasına girdi.

Büyük bir müellif, şair, devlet adamı ve doktor olan ibn-i hatip, bir süre vezirlik yaptı. Çeşitli konularda atmışa yakın eser veren ibn-i hatip, vebanın yayıldığını söyleyerek yüzlerce yıl önce karantina uygulamasını başlatmıştır. ibn-i hatip’in tıpla ilgili olan eseri El Mukni’üs Sail an’il Maraz’ıl Hail (vebayı soranı ikna eden kitap) 1863 yılında M.J Müller tarafından tercüme edilmiş ve neşredilmiştir.

Veba hastalığı ve bulaşıcılığı hakkında, Yersin ve Kitasato tarafından 1894 tarihinde mikrobu keşfedilmeden önce eser veren, bu konudaki izahlarıyla dikkatleri üzerine çeken büyük bir Müslüman hekimdir.

Aynı zamanda vezir ve şair olan İbni Hatip, Gırnata’ya yerleşen Hatip Oğulları ailesindendir. Asıl adı Lisanüddin Ebu Abdullah Muhammed bin Abdullah bin Said bin Abdullah bin Said bin Ali bin Ahmed es Selmani’dir.

İbni Hatip, Gırnata’da öğrenim gördü. Güçlü bilginlerden dersler aldı. Bıkma usanma bilmez gayretleri sonucu en büyük bilginler arasına girdi. Büyük bir müellif, şair, devlet adamı ve doktor oldu. Vezir Ebü’l Hasan’ın vefatından sonra yerine geçti (1354). 1360 yılına kadar bu vazifede kaldı. Bir ara vazifeden alındı ise de birkaç sene sonra tekrar vezirliğe getirildi ve nihayet 1374 yılında Gırnata’da vefat etti.

İbni Hatip, doktorluğun yanında edebiyat, tasavvuf ve felsefeyle de uğraştı. Bu konularda 60 kadar eser verdi. Eserlerinden ancak üçte biri gününüze Kadar gelebildi.

Tarihle ilgili “Gırnata Tarihi” eserinin yanında daha çok ve bayla ilgili eseriyle şöhret buldu. İbni Hatip bu eserinde, vebayı günümüzün modern anlayışı içerisinde gayet güzel izah etmektedir.

İbni Hatip, “El Mukni’üs Sail an’il Maraz’ıl Hail(Vebayı soranı ikna eden kitap)adındaki bu eserinde, kara ölüm diye nitelendirilen, Avrupa’yı kasıp kavuran, çaresiz ve devasız bırakan veba salgınına mantıki bir izah kazandırıyordu. O devre kadar özellikle Avrupa’da hastalık fert fert doğar, bulaşma söz konusu değildir şeklinde bir kanaat vardı. Bu yanlışa İbni Hatip bütün bütün karşı çıkıyor, şahsi deney ve tecrübeleri, ayet ve hadislerin ışığı altında modern bir anlayış içinde açıklık getiriyordu.

İbni Hatip, vebanın kesinlikle bulaşma yoluyla yayıldığını, hasta ve eş yalarıyla intişar ettiğini anlatıyordu: “Bazı kimseler hastalığın bulaşma yoluyla yayıldığını kabul etmiyorlar. Biz, bulaşmanın mümkün olabileceği görüşünü nasıl kabul edip doğrulayabiliriz?” sorusunu soranlara şu cevabı veririz:

“Bulaşmanın varlığı; tecrübe, araştırma, hisler ve kendilerine güvenilir nakillerin açıklığı sayesinde anlaşılmaktadır. Bu gerçekler, pek sağlam delillerdir. Hastalıklı kimse ile temas etmeyen kimseler sağlıklı kalmaktadırlar. Buna en güzel örnek, bilhassa Afrika’da gözlemlerimizle tespit ettiğimiz bedevi oymaklarıdır. Temasa geçenler ise hastalığa yakalanmaktadırlar. Bu geçiş için hastanın giydiği elbiseyi, giyme, kullandığı kap kaçağı kullanma, takındığı küpeleri takınma, vebalı evden bir kişinin diğer insanlarla görüşmesi, temiz bir limana hastalığa bulaşmış bir geminin gelmesi yeterlidir. Dikkatli bir araştırmacı bunu gayet açıklıkla görebilecektir.”

İbni Hatip, bu görüşleriyle İslâm medeniyetini, Antik medeniyetin (eski Yunan medeniyeti) çok çok fevkine çıkarmış oluyor, insanlığa paha biçilmez bir hizmette bulunu yordu.

İbni Hatip, veba hakkındaki bu cesurca açıklamalarını ileri sürerken, hiç şüphesiz ayet ve hadisler den ilham alıyordu. “Kendi kendinizi tehlikeye atmayınız.” (Bakara, 195) “Bir yerde taun (veba) çıktığı zaman oraya girmeyin. Eğer hastalık çıkan yerde iseniz, oradan da çıkmayınız” (hadisi şerif) gibi dini rehberleri vardı. Hz. Ömer Şam’da veba salgınının çıktığını öğrendiği zaman oraya girmemiş, askerlerinin halkla görüş melerini engellemişti. Ta o zamanlar günümüzde geliştirilen karantina usulü böylesine tatbik edilmişti. İşte İbni Hatip’in önünde izahlarını dayandırdığı böylesine sağlam deliller vardı. Sonra gözlem ve deneyleriyle de aynı neticeye varmış, hiçbir kimsenin cesaret edemediği bir dönemde cesurca izahlarda bulunmuştu.

İbni Hatip’in bu kıymetli eseri 1863 yılında M.J. Müller tarafından tercüme edilmiş ve neşredilmiştir.