Süpersonik ne demektir?

Süpersonik sesten hızlı demektir. II. Dünya Savaşı’nın ardından ABD’den NACA'(National Advisory Committee for Aeronautics/ Havacılık Alanında Ulusal Danışma Komitesi)ya katılan Alman aerodinami uzmanları kuruma büyük katkılar sağlar. Özellikle jet motorları ve süpersonik uçakların tasarımında ilerleme kaydedilir.

NASA nedir?

‘National Aeronautics and Space Administration Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi(NASA)

29 Haziran 1958 Yılında Amerika Birleşik Devletlerinde kurulmuştur. Merkezi Washington’ dadır. 17,900 kişi çalışmaktadır.Yıllık bütçesi 17,3 milyar doları bulmaktadır.

Web sitesi www.nasa.gov’dır.

Daire, 1 Ekim 1958 tarihinden itibaren faaliyet göstermeye adım atmıştır. NASA, Ay’a dönük Apollo uçuşlarında, Skylab uzay istasyonu ve daha sonra uzay mekiği gibi çalışmalarla her zaman ABD’nin uzay çalışmalarına yön vermiştir. Günümüzde NASA, Uluslararası Uzay İstasyonununu desteklemekte ve yeni Ares I ve Ares V iniş araçlarını geliştirmektedir.Uzay programı çalışmalarının yanı sıra uzun vadeli sivil ve askeri roket çalışmaları da NASA’nın çalışma alanlarının arasındadır.

NASA’nın öncüsü olan NACA’nın kuruluş yılı 1915dir. NACA (National Advisory Committee for Aeronautics/ Havacılık Alanında Ulusal Danışma Komitesi) uçaklar üzerinde çalışmaktaydı. Uçak kanatları ve çeşitli cisimlerin hava ile etkileşimlerini araştıran kurum, zamanla birçok rüzgar tüneli inşa etmiş ve ABD’nin bütün savaş uçaklarının tasarımlarını yönlendiren bir birim haline gelmiştir.

4 Ekim 1957’de Sovyet Uzay Programı çerçevesinde uzaya ulaşmayı başaran ilk insan yapımı uydu (Sputnik 1) başarısı, ABD’nin bu konuda kendi uzay başarıları elde etme çabalarının tohumlarını oluşturur. Sonrasındaysa II. Dünya Savaşı’nın ardından NACA’ya katılan Alman aerodinami uzmanları kuruma büyük katkılar sağlar. Özellikle jet motorları ve süpersonik uçakların tasarımında ilerleme kaydedilir. 29 Haziran 1958’de o zamanın ABD Başkanı Dwight D. Eisenhower, kurumun adını NASA olarak değiştirir. 1 Ekim 1958’de NASA, 4 labaratuvar ve 8.000 çalışanı ile 46 yıllık geçmişe sahip bir kurumun (NACA) ve liderliğini Wernher von Braun’un yaptığı Alman roket programının önemi tartışmasız katkılarıyla, köklü bir kurum haline gelir. Wernher von Braun halen Amerikan Uzay Programının babası olarak nitelendirilir. Askeri Balistik Füze Ajansı (Army Ballistic Missile Agency) ve Donanma Araştırma Labaratuvarı da yine NASA’ya dahil edilen birimler arasındadır.

Cape Canaveral diye bilinen dev uzay üssünde fırlatma rampaları, uzay kontrol merkezleri, telekomünikasyon sistemleri gibi sayısız tesis yer almaktadır.

NASA’nın şimdiye kadar yaptığı uzay çalışmaları, büyük oranda başarıyla sonuçlanmış fakat ABD’ye milyarlarca dolara mal olmuştur. Özellikle Ay’ın fethiyle sonuçlanan Apollo programı, Skylab, uzay mekiği programları çok büyük harcamaları gerektirmiştir. Ancak 21. yüzyıla doğru gerçekleştirilmesi beklenen büyük uzay istasyonları, Ay istasyonu ve Mars seferi programları yanında, önceki harcamaların çok küçük kalacağı hesaplanmaktadır.

Uluğ Bey kimdir?

Uluğ Bey (d. 1393 – ö. 1449), Timur İmparatorluğu’nun 4. sultanı. Matematikçi ve gökbilimci.

Timur’un erkek torunlarından hükümdar olanlardan birinin oğludur. 1393 yılında Sultaniye kentinde doğmuştur. Timur’un öldüğü sıralarda Uluğ Bey Semerkant’ta bulunuyordu. Maveraünnehir, Mirza Halil Sultan’ın saldırısı ve işgali üzerine babasının yanına gitmek zorunda kalmıştır. Babası buraları yeniden yönetimine alarak on altı yaşında olan Uluğ Bey’e yönetimini bırakmıştır. Uluğ Bey, bu tarihten sonra, hem hükümeti yönetmiş ve hem de öğrenimine devam etmiştir.

Uluğ Bey, bilgin ve olgun bir padişahtı. Boş zamanını kitap okumak ve bilginlerle ilmi konular üzerinde konuşmakla geçirirdi. Tüm bilginleri yöresinde toplamıştı. Uluğ Bey, dikkatlice okuduğu kitabı sözcüğü sözcüğüne hatırında tutacak kadar belleği vardı. Matematik ve astronomi bilgileri oldukça ileri düzeydeydi. Bir söylentiye göre, kendi falına bakarak, oğlu Abdüllatif tarafından öldürüleceğini görmüş ve bunun üzerine oğlunu kendisinden uzak tutmayı uygun görmüştür. Baba ile oğlu arasındaki bu soğukluk, Uluğ Bey’in küçük oğluna karşı olan yakınlığı ile daha da şiddetlenmiş ve sonunda Uluğ Bey’in korktuğu başına gelmiştir.

Çalışmaları

Uluğ Bey, Semerkant’ta bir medrese ve bir de rasathane yaptırmıştır. Kadı Zade bu medreseye başkanlık etmiştir. Rasathane için yörede bulunan tüm mühendis, alim ve ustaları Semerkant’a çağırmıştır. Kendisi için de bu rasathanede bir oda yaptırarak tüm duvar ve tavanları gök cisimlerinin manzaralarıyla ve resimleriyle süsletmişti. Rasathanenin yapım ve rasat aletleri için hiç bir harcamadan kaçınmamıştır. Bu gözlemevinde yapılan gözlemler, ancak on iki yılda bitirilebilmiştir.

Gözlemevinin yönetimini Bursalı Kadızade Rumi ile Cemşid’e vermiştir. Cemşid, gözlemlere başlandığı sırada ve Kadı Zade de gözlemler bitmeden ölmüştür. Gözlemevinin tüm işleri o zaman genç olan Ali Kuşçu’ya kalmıştır. Bu gözlem üzerine Uluğ Bey, ünlü Zeycini düzenlemiş ve bitirmiştir. Zeyç Kürkani veya Zeyç Cedit Sultani adı verilen bu eser, birkaç yüzyıl doğuda ve batıda faydalanılacak bir eser olmuştur. Zeyç Kürkani, bazı kimseler tarafından açıklanmış ve Zeyç’in iki makalesi 1650 yılında Londra’da ilk olarak basılmıştır. Avrupa dillerinin birçoğuna, çevrilmiştir. 1839 yılında cetvelleri Fransızca tercümeleriyle birlikte, asıl eser de 1846 yılında aynen basılmıştır.

Uluğ Begin rasathanesi (Semerkand)

Zeyç Kürkani’nin asıl kopyalarından biri Irak ve İran savaşlarından sonra Türkiye’ye getirilmiş ve halen Ayasofya kütüphanesindedir. Bir hile ile oğlu Abdüllatif tarafından 1449 yılında öldürülmüştür.

El-Harezmi kimdir?

Doğum 780 civarı-Harezm

Ölüm 835 – 850 arası-Bağdat, Irak

Ebu Abdullah Muhammed bin Musa el-Harezmi ,matematik, gökbilim ve coğrafya alanlarında çalışmış ünlü bir Fars [1][2] bilim adamıdır. 780 yılında Harzem bölgesinin Hive şehrinde dünyaya gelmiştir. 850 yılında Bağdat’ta vefat etmiştir.

Hayatı

Ebu Abdullah Muhammed bin El-Harezmi 780 yılında Özbekistan’ın Karizmi kentinde dünyaya gelmiştir. Horasan bölgesinde bulunan Harezm’de temel eğitimini alan Harezmi, gençliğinin ilk yıllarında Bağdat’taki ileri bilim atmosferinin varlığını öğrenir. İlmî konulara doyumsuz denilebilecek seviyedeki bir aşkla bağlı olan Harezmi ilmi konularda çalışma idealini gerçekleştirmek için Bağdat’a gelir ve yerleşir. Devrinde bilginleri himayesi ile meşhur olan Abbasi halifesi Mem’un Harezmi’deki ilim kabiliyetinden haberdar olunca onu kendisi tarafından Eski Mısır, Mezopotamya, Yunan ve Eski Hint medeniyetlerine ait eserlerle zenginleştirilmiş Bağdat Saray Kütüphanesi’nin idaresinde görevlendirilir. Daha sonra da Bağdat Saray Kütüphanesindeki yabancı eserlerin tercümesini yapmak amacıyla kurulan bir tercüme akademisi olan Beyt’ül Hikmet’de görevlendirilir. Böylece Harezmi, Bağdat’ta inceleme ve araştırma yapabilmek için gerekli bütün maddi ve manevi imkanlara kavuşur. Burada hayata ait bütün endişelerden uzak olarak matematik ve astronomi ile ilgili araştırmalarına başlar.

Bağdat bilim atmosferi içerisinde kısa zamanda üne kavuşan Harezmi, Şam’da bulunan Kasiyun Rasathanesi’nde çalışan bilim heyetinde ve yerkürenin bir derecelik meridyen yayı uzunluğunu ölçmek için Sincar Ovasına giden bilim heyetinde bulunduğu gibi Hint matematiğini incelemek için Afganistan üzerinden Hindistan’a giden bilim heyetine başkanlık da etmiştir.Ebu Abdullah Muhammed bin El-Harezmi 850 yılında bağdat da vefat etmiştir.

Matematik

Cebir sözcüğü de Harezmi’nin “El’Kitab’ül-Muhtasar fi Hısab’il Cebri ve’l-Mukabele” (Cebir ve Denklem Hesabı Üzerine Özet Kitap) adlı eserinden gelmektedir. Bu eser aynı zamanda doğu ve batının ilk müstakil cebir kitabı olma özelliğini taşımaktadır.

Matematik alanındaki çalışmaları [cebir]in temelini oluşturmuştur. Bir dönem bulunduğu Hindistan’da sayıları ifade etmek için harfler ya da heceler yerine basamaklı sayı sisteminin kullanıldığını saptamıştır. Harezmî’nin bu konuda yazdığı kitabın Algoritmi de numero Indorum adıyla Latince’ye tercüme edilmesi sonucu, sembollerden oluşan bu sistem ve sıfır, 12. yüzyılda batı dünyasına sunulmuştur. Hesab-ül Cebir vel-Mukabele adlı kitabı, matematik tarihinde, birinci ve ikinci dereceden denklemlerin sistematik çözümlerinin yer aldığı ilk eserdir. Bu nedenle Harezmî (Diophantus ile birlikte) “cebirin babası” olarak da bilinir. İngilizce’deki “algebra” ve bunun Türkçe’deki karşılığı olan “cebir” sözcüğü, Harezmî’nin kitabındaki ikinci dereceden denklemleri çözme yöntemlerinden biri olan “el-cebr”den gelmektedir. Algoritma (İng. “algorithm”) sözcüğü de Harezmî’nin Latince karşılığı olan “Algoritmi”den türemiştir ve yine İspanyolca’daki basamak anlamına gelen “guarismo” kelimesi Harezmî’den gelmiştir. Ayrıca Harezmi dünyanın gelmiş geçmiş en büyük matematikçilerinin başında gelir.

Coğrafya

Coğrafya alanında da tanınmış biridir ve coğrafya alanında birçok araştırmalar yapmıştır.

Başlıca eserleri

Matematik ile alakalı eserleri

El- Kitab’ul Muhtasar fi’l Hesab’il Cebri ve’l Mukabele

Kitab al-Muhtasar fil Hisab el-Hind

El-Mesahat

Matematik alanındaki çalışmaları cebirin temelini oluşturmuştur. Bir dönem bulunduğu Hindistan’da sayıları ifade etmek için harfler ya da heceler yerine basamaklı sayı sisteminin (bkz. onluk sistem) kullanıldığını saptamıştır. Harezmî’nin bu konuda yazdığı kitabın Algoritmi de numero Indorum adıyla Latince’ye tercüme edilmesi sonucu, sembollerden oluşan bu sistem ve sıfır 12. yüzyılda batı dünyasına sunulmuştur.

Astronomi ile alakalı eserleri

Ziyc’ul Harezmi

Kitab al-Amal bi’l Usturlab

Kitab’ul Ruhname

Coğrafya ile alakalı eserleri

Kitab surat al-arz

Tarih ile alakalı eserleri

Kitab’ul Tarih

Bitruci kimdir

XII. yüzyılda yasayan Endülüslü astronomi alimi.

Tam adı Ebu İshak Nurüdin el-Bitruci el-işbili’dir. Doğum tarihi kesin olarak bilinme mektedir.

Kurtuba’nın kuzeyinde bulunan Bitruc (Pedroche) şehrinde doğduğu için Bitruci, uzunca bir süre İşbiliye’de (Sevilla) oturduğu için de İşbili nisbesiyle anılmaktadır; Batı li teratüründe Alpetragius adıyla tanınır. Ünlü filozof İbn Tufeyl’in talebesi ve İbn Rüşd’ün çağdaşı olduğunun dışında, hayatı ve tahsil çevresi hakkında bilgi mevcut değildir. Her ne kadar Tuleytulalı (Tole-do) Yahuda ben Solomon Ko-hen, onun 1217 yılında öldüğü nü söylüyorsa da, bu tarih Kita-bü’1-Hey’e adlı eserinin Lâtin ce’ye tercüme edildiği yıl olup, ancak kesin bir tarih vermeden XIII. yüzyılın hemen başların da öldüğünü söylemek mümkündür.

Bitruci, İslâm ve Lâtin dün yasının astronomi sahasında büyük bir alimi olarak tanınmıştır. Avrupalı bilim adamları üzerindeki tesiri çok olduğun­dan, Batı dünyası onun ismini; Lâtince olarak, Alpetrazius şeklinde değiştirdi ve bu isimle tanıdı.

Bitruci, hocası İbn Tufeyl’in tavsiyesi doğrultusunda çalışarak, kendisini şöhrete kavuşturan Kitabü’l-Hey’e’yi kaleme aldı. Bu maksatla önce Ca’bir b.Eflah’ın, İslahu’l-Mecisti eserini okuyup, onun daha önce Batlamyus sistemine yönelttiği eleştirileri öğrendi.

Bitruci’nin eseri incelendiğinde, onun geniş bir tarih ve astronomi bilgi sine sahip olduğu görülür. Astrnonomiyi; zamanının önde gelen Müslüman astronomi bilginlerinden Bettani, Zerkali ve Cabir bin Eflak’ın kitapların dan öğrendi.

Bitruci, Kur’an-ı Kerim’deki astronomi ile ilgili ayetlere hususi bir ilgi gösterdi. İbn-i Bacce ile başlayıp, Zerkali, Cabir bin Eflah, İbn Tufeyl ve İbn Rüşd ile devam eden Batlamyus astronomisinin tenkidi, Bitruci ile ol gunluk noktasına ulaştı. Bu büyük astronomi alimi, yalnız Batlamyus’u ten-kidle kalmamış, bugünkü modern astronominin temeli kabul edilen Koper-nik’in ve daha pek çok Batılı bilim adamının faydalandığı birçok yeni esas lar koyup, nazariyeler geliştirmiştir.

Kitabü’l- Hey’de de görüşlerini temellendirirken, kendi dönemine kadar sayıları sekiz kabul edilen gök kürelerine bir dokuzuncusunu ilave etti ve kâinattaki her çeşit hareketin (değişmenin) kaynağının bu küre olduğunu savundu. Ona göre göğün iç içe duran bütün küreleri, en üstteki dokuzuncu kürenin etkisiyle hareket eder ve hepsi de doğrudan batıya doğru döner. Ayrıca bu kürelerin hızlı ve yavaş hareketleri dokuzuncu küreye olan ya kınlıklarıyla doğru orantılıdır.

Bitruci’nin savunduğu diğer bir husus da, Batlamyus’un sisteminde Ay, Merkür, Venüs, Güneş, Mars şeklinde sıralanan gezegenlerin, Ay, Merkür, Güneş, Venüs, Mars düzeninde sıralanmaları, yani Güneş’in Venüs’ten aşa ğıda bulunması gerektiği id1: çünkü hiçbir zaman Venüs’ün, Güneş’in önün den geçtiği görülmemişti, ayrıca o, Merkür ile Venüs’ün Ay gibi ışıklarını Güneş’ten almadıklarına, bilâkis birer ışık kaynağı olduklarına inanıyordu.

Bitruci, astronomi tarihinde bir devir açan eseriyle, modern astronomi nin temeli olan Helyo Sentrik Gezegen Sistemini ilk defa kuran kişi oldu. Geçerli trigonometrik ispatlamalarda bir üstad idi. Bunları açıklamak için onun sistemi şöyle özetlenmektedir:

l- Bütün gezegenlerin iki kutuplu olduğunu açıkladı. Batlamyus ise, tek kutuplu kabul ediyordu.

2. Gök cisimlerinin hareketlerinin, doğrudan batıya doğru olduğunu kabul etti. Batlamyus ise, gezegenlerin hareketlerinin batıdan doğuya doğru olduğunu söylemişti.

3- Bütün gök cisimleri, gerçek ve aklın ereceği biçimde mevcuttur dedi. Batlamyus ise, gök cisimlerini gerçek olmayan varlıklar olarak farz ediyordu.

4- Gök cisimlerinin hareketinin kutuplar etrafında cereyan ettiğini söyledi. Batlamyus ise, hareketin merkez etrafında olduğunu söylüyordu.

5- Az yoğun gök cisimlerinin, çok yoğun gök cisimlerine göre daha hızla döndüğünü açıkladı.

6- Yıldızların bulunduğu gök tabakalarının değişken olduğunu söyledi. Batlamyus ise, sabit olduğunu kabul etmişti.

7- Gezegenler günlük dönüşe sahiptir. Batlamyus, gezegenlerin günlük dönüşlerini kabul etmemişti.

8- Yıldızların, eşit zamanlarda eşit olmayan kavisler yaptığını, yıldızlar küresinin üç hareketinin bulunduğunu bildirerek, bunların birincisini boy­lam, ikincisini enlem, üçüncüsünü günlük olarak vasıflandırdı. Batlamyus, sadece boylam hareketi olduğunu kabul etmişti.

9- Hareketi, yer değişimi yanında, hız ve enerjinin bir fonksiyonu olarak ifade etti. Batlamyus’a göre, hareket, sadece bir konum değişimi idi.

10- Gezegenleri yeniden tarif etti. Merkür’ü güneşin üstünde, Venüs’ü güneşin altında düşündü. Platon onların her ikisini de güneşin üstünde kabul etmiştir. Batlamyus ise, onların her ikisini de güneşin altında düşünmüştür.

Bütün bunları dikkate alan Yahudi fen adamı ve astronomi bilgili Levi B. Gersoon Milhamut Adanai (Ö. 1344), Wors of the Lord kitabında, onu astronominin kurucusu olarak vasıflandırırken; başka bir Yahudi bilgin Ye-huda bin Salmon Kohen de, Bitruci’yi, fizik prensipleri ile, fezada düşme yen astronomik modeller inşa ettiği için övmüştür. Kopernik’in, De Revolit iönibus Arbium Coelestium adlı eseri, Bettani ve Bitruci’ye dayanmaktadır. O, bu eserinde, Bitruci ve İbn-i Şatır’ın Lâtince’ye tercüme edilmiş eserlerinden etkilenmiş ve Lâtin bilginlerinden de faydalanmıştır. Keza, Bitruci’nin güneş ve ay teorisini muhtemelen bir Lâtince tercümesinden okuyup öğrenmiştir. Onun kimsenin inkâr edemeyeceği gibi, Bitruci’nin fikirlerini çok iyi bildiğini, Venedik’te 1496 senesinde basılan Regionontanus adlı ki tabında ispat etmektedir.

Kopernik, Bitruci’den dolaylı olarak etkilenmiştir. Onun istifade ettiği batılı kaynaklar, Bitruci’nin tesiri altında kalıp, astronomi konusunda onun görüşlerinden faydalanmıştır. Bu bakımdan Kopernik, Arapça bilmez, eserleri okuyup anlayamaz görüşü isabetli değildir. Bitruci’nin Lâtin, Hıristiyan ve ortaçağ bilginleri üzerinde etkisinin dolaylı yoldan Kopernik’e etkisi aşikârdır. Bütün bunlar, modern astronominin kurucusu olarak Kopernik değil, Bitruci’yi kabul etmek mecburiyetinde olduğumuzu gösterir.

Bitruci, hem İslâm aleminde, hem de Batı’da çok tesirli oldu. Batı ilim dünyasında, Bitruci’nin etkisi altında kalan bilginlerden bazıları şunlardır: Albertus Magnos, Roger Bacon, Robert Grasseteste, Müller, Regiomonta-nus, Michael Scot, İlliam the Engilishman, Petrus de Abene, Donte, Coper-micus, Yehuda bin Salamon Kohen, Tıbbon, Leviben, Gerson, Isaac İsraeli, Vicent Benaudis, Dus Skot.

Bitruci’nin yeni sistemi, Batlamyus’un sisteminin yerini aldı ve modern çağları hazırladı. Onun bu yeni sistemi, yalnız astronomiyi değil, ortaçağ boyunca, tabiat ilimlerini ve Batı felsefesini etkiledi. Tesirleri çok derin oldu. Öyle ki, sonraki asırlarda Batılı ilim adamlarının dikkat nazırlarını, tam manasıyla İslâm alimindeki fen, matematik ve astronomi ilimlerine teksif etmelerine yol açtı.

El-Birûni kimdir

Doğum :5 Eylül 973

Ölüm :13 Aralık 1048

Branşı Antropoloji, astroloji, astronomi, kimya, karşılaştırmalı sosyoloji, jeodezi, tarih, matematik, tıp, felsefe, farmakoloji, fizik, psikoloji, bilim

Etkilendikleri Aristo,

Batlamyus, Aryabhata, Muhammed, Brahmagupta, El-Razi, El-Sizi, Ebu Nasr Mansur, İbn Sina

Etkiledikleri El-Sizi, İbn Sina, Ömer Hayyam, El-Hazen, Zekeriya El-Kazvini, İslami felsefe, İslam bilimi

Biruni İslam bilginidir. Türk kökenli olduğunu iddia edenler de olmuştur. Tam adı Ebu Reyhan Muhammed bin Ahmed el-Birûnî dir. Batı dillerinde adı Alberuni veya Aliboron olarak geçer. Gökbilim, matematik, doğa bilimleri, coğrafya ve tarih alanındaki çalışmalarıyla tanınır.

Hayatı

4 Eylül 973’te Harezm’de doğdu. Harezm Afriğî hükümdarları sülalesinden olan matematikçi ve astronom Ebu Nasr Mansur’un korumasında küçük yaşta Kas’taki (Ket) Harezm sarayına girdi. Birûni, Harezm sarayında astronomi ve matematik öğrendi. Başkenti Gürgenç olan Memunîlerin hükümdarı Ebu Abbas Memun’un 995 yılında Kas kenti üzerine yürüyerek Sultan Ebu Abdullah Muhammed’i öldürüp Harzemşah ünvanını alması üzerine Birûni, Tahran yakınlarındaki Rey kentine sığındı. Bir süre sonra da Hazar Denizi’nin güneyindeki Cürcan kentine yerleşti.

Bu dönemde Birûni, Ziyarî hükümdarı Kâbus bin Vaşmgîr’in sarayına girdi. Bir tür tarih yapıtı olan El-Asaru’l-Bakiye ani’l-Kuruni’l-Haliye’yi (Telaffuz: Ketāb al-āṯār al-bāqīa ‘an al-qorūn al-ḵālīa; Türkçe: Geride Kalan Yüzyıllar) orada yazarak sultana sundu. Memun’dan sonra Harezm sultanı olan oğlu Ali bin Memun tarafından 1009 yılında Gürgenç’e çağrılan Birûni, sarayda İbn Sina, İbn Miskeveyh, Ebu Nasr Mansur gibi bilginlerle birlikte çalıştı. Ali bin Memun’un ölümü üzerine başa geçen kardeşi II. Memun, bilginlere önem veriyordu.

1017 yılında Türk hükümdar Gazneli Mahmut’un Gürgenç’i alarak Memunî Hanedanlığı’na son vermesiyle beraber Birûni, Gazne’ye götürülerek Gazneli Mahmut ile çalışmaya başladı. Bunu izleyen on yıl içinde astronomi ve matematik çalışmalarının doruğuna erişti. Bu tutsaklığı sırasında, anayurtlarından sürülmüş ve tutsak olan Hintli bilginlerle tanıştı. Birçok dilde ilmi çeviriler yaptı.

Gazneli sarayında büyük saygı gören Birûni, hayatının sonuna kadar Gazne sarayında kaldı. Yine Gazneli Mahmut’un oğlu Sultan Mesut ve torunu Sultan Mevdud döneminde değer gördü. Son yıllarını Gazne’de geçirdi ve burada 1048 yılında öldü.

Hakkındaki çalışmalar

Birûni hakkında yakın zamanlarda birçok çalışma yapılarak, yeni bilgiler edinilmiştir. Birûni’nin Tahdidu Nihayâti’l-Emâkin adını taşıyan ve Zeki Velidi Togan tarafından bilim dünyasına tanıtılan eserine göre, adının Beyrûnî olarak okunması gerektiği anlaşılmıştır. Yine bu araştırmalarda Birûni’nin anadili, kökeni ve ölüm tarihi hakkında daha kesin bilgiler elde edilmiştir.

Sıklıkla Arapça ve bazen de Farsça eser veren Birûni, Kitabu’s-Saydane adlı eserinin önsözünde anadilinin bilimsel çalışmalar için yetersiz kaldığını, Arapça ve Farsça’yı sonradan öğrendiğini ve bu iki dili kullanmakta güçlük çektiğini belirtmektedir. O dönemde Birûni’nin yaşadığı yörede hakim olan Harezmce’nin de Farsça’nın bir lehçesi olduğu ve Birûni’nin kullandığı Türkçe sözcüklerdeki düzen göz önünde bulundurulduğunda Birûni’nin anadilinin Türkçe olabileceği sonucu ortaya çıkmaktadır. Aynı şekilde Birûni’nin Arap veya Fars kökenli olduğunu savunanların karşısında, onun Türk olabileceğini düşünen çalışmacıların sayısı çok fazladır.

Yine Kitabu’s Saydane’de yaşının ay takvimine göre seksenden fazla olduğunu söyleyen Birûni’nin buradan sanıldığı gibi 1048’de ölmemiş olduğu sonucunu ortaya çıkarmaktadır. Çeşitli tahminler birleştirildiğinde Birûni’nin ölüm yılının yaklaşık 1051 olduğu sonucu ortaya çıkmaktadır.

Kişiliği

El Birûni, astronomi üzerine yaptığı en iyi çalışmayı Gazneli Mahmut’un oğlu Mesut’a sundu. Sultan Mesut da bunun üzerine kendisine bir fil yükü gümüşü hediye edince, “Bu armağan beni baştan çıkarır, bilimden uzaklaştırır.” diyerek bu hediyeyi geri çevirdi. Aslında Birûni eczacılıkta uygulamalı eğitime, kitaplardan çok daha fazla önem vermiştir. Birûni, elle tutarak ve gözlemleyerek veri toplamanın insana, kitaptan okumaktan çok daha fazla yarar sağladığına inanmış ve bunu uygulamıştır. Gerçek bir bilim anlayışına sahip olan Birûni, ırk kavramına da önem vermezdi. Başka bir halkın ileri kültüründen derin bir saygıyla söz ederdi. Aynı şekilde dinler ve düşünceler konusundaki anlatımı sırasında o dinler hakkında itiraz veya eleştiride bulunmadığı gibi, o dindeki deyimleri aynen kullanmasıyla da dikkat çekmektedir. Sanskrit dilinden Arapça’ya çevirdiği Potancali adlı kitabının önsözünde “İnsanların düşünceleri türlü türlüdür, dünyadaki gelişmişlik ve esenlik de bu farklılığa dayanır.” şeklinde yazmıştır.

Eserleri

El-Birûni’nin Ay’ın farklı durumlarını gösteren modellemesi

Çok yönlü bir bilim adamı olan El Birûni, ilk öğrenimini Yunan bir bilginden aldı. Tanınmış ve seçkin bir aileden gelen Harezmli matematikçi ve gökbilimci Ebu Nasr Mansur tarafından kollanan El Birûni, ilk çalışmalarını bu alimin yanında yaptı. İlk eseri, “Asar-ül-Bakiye”dir.

El-Birûni’nin eserlerinin sayısı yüz seksen civarındadır. Yetmiş adet astronomi ve yirmi adet de matematik kitabı bulunmaktadır. Tıp, biyoloji, bitkiler, madenler, hayvanlar ve yararlı otlar üzerinde bir dizin oluşturmuştur. Ancak bu eserlerden sadece yirmi yedisi günümüze kadar gelebilmiştir. Özellikle Birûni’nin eserlerinin Ortaçağ’da Latince’ye çevrilmemiş olması, kitaplarının ağır bir dille yazılmış olmasının bir sonucudur. Ancak Birûni kendisinin de dediği gibi, yapıtlarını sıradan insanlar için değil bilginler için yazmaktaydı.

Yine Harezmi “Zîci’nin Temelleri” adlı yapıtının 12. yüzyılda Abraham ben Ezra tarafından İbranice’ye çevrildiği bilinmektedir. Batı’nın Birûni ilgisi ise 1870’lerde başladı. O günden bugüne Birûni eserlerinin bazılarının tamamı veya bir kısmı Almanca ve İngilizce’ye çevrildi.

Mektuplarından, Birûni’nin Aristo’yu bildiği anlaşılır. İbn Sina gibi önemli bilginlerle beraber çalışan Birûni, Hindistan’a birçok kez gitti. Bu nedenle Hindistan’ı konu alan bir kitap yazdı. Onun bu kitabı birkaç dile çevrildi. Birûni’nin bir tane de romanı vardır.

Matematik

Birûni’nin matematikçi yönü, en çok bilinen yönüdür. Yaşadığı yüzyılın en büyük matematikçisi olan Birûni, trigonometrik fonksiyonlarda yarıçapın bir birim olarak kabul edilmesini öneren ilk matematikçidir. Sinüs, kosinüs gibi fonksiyonların bir oran, yani sayı olduğunu savunan Birûni’nin, trigonometriye en büyük katkısı ise kendinden önce kullanılan sinüs ve kosinüs gibi fonksiyonlara sekant, kosekant ve kotanjant fonksiyonlarını ilave etmesidir. Birûni’nin bu yönü batı dünyası tarafından ancak iki asır sonra keşfedilip kullanılabilmiştir. Öte yandan Birûni’nin, yeryüzünde yükseltisi bilinen bir noktadan ufuk alçalması açısının ölçülmesi yoluyla merdiven yayı uzunluğunu hesaplaması da geometri açısından önemli bir çalışmasıdır. Merdiven yayı uzunluğunun ilk kez Birûni tarafından bu yöntemle bulunması yaygın bir kanıdır. Ancak Birûni bu yöntemi başka bir bilginden aldığını belirtmiştir.

Astronomi

Birûni’nin astronomi alanında yaptığı çalışmaların başında Sultan Mesut’a 1030’da sunduğu “Mesudî fi’l Heyeti ve’n-Nücum” adlı yapıtı gelmektedir. Bu yapıt günümüze gelmiş olup bu konuda yaptığı çalışmalarının bir kısmı kayıptır. Kanun adlı eserinde Aristo ve Batlamyus’un görüşlerini tartışma konusu yaparak Dünya’nın kendi ekseninde dönüyor olma olasılığı üzerinde durması bilim tarihi açısından önemlidir. Ancak bu konuda kesin bir sonuca varamadığı varsayılan Birûni’nin günümüze değin bu konuda bir eseri ulaşmamıştır.

“Nihâyâtü’l-Emâkin” (Türkçe: Mekânların Sonları) adlı yapıtı, coğrafyadan, jeoloji ve jeodeziye (yeryüzü düzlemini ölçme bilgisi) kadar bir dizi konudaki yazılarını içerir. Sultan Mesut’a sunduğu “el-Kanunü’l-Mesudi”, Birûni’nin astronomi alanındaki en önemli yapıtıdır. Bilim tarihçilerine göre Birûni, Kopernik’le başlayan çağdaş astronominin temellerini atmıştır.

Coğrafya

Coğrafya alanında ise tutulum düzleminin gök ekvatoruna göre eğikliğini de (tutulum eğikliği) Kas, Gürgenç ve Gazne’de yaptığı çeşitli hesaplamalarla aslına çok yakın değerlerde bulmuştur. Ayrıca birçok enlemi ve boylamı hesaplayabilmiştir. Boylamın belirlenmesi enleminkine nazaran daha zor olduğundan Birûni, iki nokta arasındaki boylam farkını enleme ve aradaki toplam uzaklığa dayanan bir formülle hesaplama yoluna gitmiştir. Ölçme ve gözlemlerinde hata payını en aza indirgemek için uğraşmıştır. Bunun yanında gözlem aletlerinin boyutunu büyütmek yerine onları çapraz çizgilere bölmeleyerek duyarlılığı arttıracağını keşfederek verniye ilkesinin temellerini atmıştır. Aşağıda ekliptik eğimin değerini bulan bazı bilim adamlarının ortaya attığı sayı değerleri bulunmaktadır:

Bilim adamı Yıl Ekliptik eğimi

Batlamyus – 23 50’

El Me’mun astronomları 832 23 33’ 39”

Sabit bin Kurre 875 23 30’ 30’’

El-Battani 880 23 35’

El-Biruni 995 23 27’

Tycho Brahe 1790 23 30’

Bradley 1750 23 38’.3

Modern ölçütler 1950 23 26’.7

Diğer bilimler

Birûni, “Kitâbü’l-Camahir fi Marifeti’l-Cevahir” (Türkçe: Cevherlerin Özellikleri Üstüne) adlı yapıtında, yirmi üç katı maddenin ve altı sıvının özgül ağırlıklarını bugünkü değerlerine çok yakın olarak saptamıştır. Aynı şekilde Hint tarihi hakkında da kitap yazan Birûni, Hintlilerin inandığı boş inançları, inanışlarını, yaşam biçimlerini ve gelenek-görenekleri çok ayrıntılı olarak anlatmıştır. Bunu yaparken tamamen tarafsız ve önyargılardan uzak davranmıştır.

Tıp alanında da birçok eser veren Birûni, döneminde bir kadını sezaryenle doğum yaptırmayı başarmıştır. Şifalı otlar ve birtakım ilaçlar üzerine yazdığı “Kitabu’s Saydane”, Birûni’nin son yapıtı olmakla beraber 1050’de yazılmıştır. Bu kitapta üç bin kadar bitkinin neye yaradığını ve nasıl kullanıldığı yazmaktadır. İlaçların yanında o bitkinin Arapça, Farsça, Yunanca, Sanskritçe ve Türkçe gibi başka dillerdeki adının yer alması etimolojik açısından çok önemli bir gelişmedir.

Bilimsel bakış açısı olarak İbn Sina’nın Aristo tarzı düşüncesine karşı çıkan Birûni, tek tanrı inancını benimseyerek evrenin bir başlangıcının olduğunu ve öncesiz bir evrenin tanrının gereksiz sayılması demek olduğunu savunmuştur.

İbn Sina’nın bu tarz yaklaşımına sürekli karşı çıkan Birûni’nin İbn Sina ile yazışırken yaptığı tartışmalardan bir kısmı günümüze kadar ulaşmıştır. Öte yandan Birûni, astroloji gibi bilim sayılmayan bir konuyla da ilgilenmiş ve “Kitabu’t Tefhim fî Evaili Sanaati’t-Tencim” adında bir astroloji eseri yazmıştır. Ancak simya, efsun, büyü gibi diğer akıl dışı alanlar üzerinde çalışmadığı gibi bunlara karşı çıkmıştır. Bunun yanında Birûni, devletlerin tarihlerini incelerken ekonomik nedenleri araştırarak, devletlerin ilişkilerinin altında dinî nedenler aranmasının yanlış olduğunu öne sürmüştür.

Batı’da “Aliboron” adıyla bilinen Birûni’nin yapıtları birçok Batı diline çevrilmiştir. Birûni, hiçbir eserinde tek bir bilime veya konuya bağlı kalmadan, bilimi tek bir bütün olarak gören bir bilim adamıdır.

Birûni’nin onlarca yapıtı arasında en çok bilinenleri aşağıdaki gibidir:

EI-Asâr’il-Bâkiye an’il-Kurûni’I-Hâli-ye

EI-Kanûn’ül-Mes’ûdî

Kitab’üt-Tahkîk Mâ li’I-Hind

Tahdîd’ü Nihâyeti’l-Emâkin li Tas-hîh-i Mesâfet’il-Mesâkin

Kitabü’I-Cemâhir fî Ma’rifet-i Cevâ-hir

Kitabü’t-Tefhim fî Evâili Sıbaâti’t-Tencim

Kitâbü’s-Saydele fî Tıp

Kalıt

Birûni, günümüzde en bilinen İslam bilginlerinden biridir. Tüm dünyadaki çeşitli ülkelerde Birûni’yi anmak için sempozyumlar, kongreler düzenlendi, pullar bastırıldı. Türk Tarih Kurumu 68. sayısını “Birûni’ye Armağan” adıyla Birûni‘ye tahsis etti. 1973 yılında Türkiye’de basılan pullar arasında Birûni’ye de yer verildi. UNESCO’nun 25 dilde çıkardığı Conrier Dergisi 1974 Haziran sayısını Birûni’ye ayırdı. Kapak fotoğrafının altına, “1000 yıl önce Orta Asya’da yaşayan evrensel dahi Birûni; Astronom, Tarihçi, Botanikçi, Eczacılık uzmanı Jeolog, Şair, Mütefekkir, Matematikçi, Coğrafyacı ve Hümanist” diye yazılarak tanıtıldı.

Şimşek ve yıldırım

Yıldırım, gök gürültüsü ve şimşekle görülen, gökyüzü ile yer arasındaki elektrik boşalmasıdır.

Şimşek, bir bulutun tabanı ile yer arasında, iki bulut arasında veya bir bulut içinde elektrik boşalırken oluşan kırık çizgi biçimindeki geçici ışığa denir.

Gök gürültüsü ise, şimşek çakması ya da yıldırım düşmesi esnasında duyulan, patlamaya benzer çok yüksek sestir.

Volkanik patlamalar ve kum fırtınaları esnasında da, toz veya kül bulutu içerisindeki statik elektrik nedeniyle yıldırım oluşabilir[kaynak belirtilmeli]