MAVİ ASİT (Blauseure) – HCN (Siyanür Asit)

MAVİ ASİT (Blauseure) – HCN (Siyanür Asit)
(Siyan-Hidrojen-Cyanwasserstoff)

A) Özellikleri: Renksiz, acı badem yağı gibi kokan, kolay uçucu bir sıvıdır. Buharı havadan bir parça hafiftir. Yanıcıdır, hava ile karışımı patlayıcıdır.

MAK değeri = 10 cm3/m3 veya 11 mg/m3 dür.

B) Kullanma Yerleri: Kok gazında ve selluloid dumanında vardır. Siyanidikimyasal maddeler asitlerle muamelesi sırasında teşekkül eder. Tuzlarından ve eriyiklerinden karbonik asit vasıtasıyla açığa çıkarılır. Sun’i madde imâlinde, galvano-teknikte ve haşeratla mücadelede kullanılır.

C) Tehlikeleri: Mavi asit en kolay teneffüs yoluyla ve terden ıslanan vücuda girer. Üst solunum yollarında kaşıntı meydana gelir, başağrısı, baş dönmesi, adele titremesi, kulak çınlaması, çok defa fenalık ve kusma, kalp çarpıntısı, nefes darlığı, nadiren de ölüm olayı olur. Çok miktarda gazın teneffüsü birkaç dakikada öldürür.

Ç) Korunma: İşyeri iyice havalandırılmalıdır. Çalışanlara sızmaz koruyucu elbise, gözlük, eldiven, tehlikeli çalışmalarda B tipi (gri) filitreli maske verilmelidir.

D) İlk Yardım: Bulaşan elbiseler derhal çıkarılır. Vilt derhal %2 lik sodyumbikarbonat eriyiği veya suyla yıkanır. Suyun zehirlenmesi Fe2SO4ile veya (solgun baz) ilavesiyle veya klorlama ile giderilir. Felaketzedeye hemen dakikada 10 ila 30 saniye süreli olarak amilnitrit teneffüs ettirilir. Bu morarma olana kadar devam eder, derhal doktor çağırılır. Hekim gelene kadar sun’i teneffüs yapılır. (Oksijen cihazı veya elektrikli akciğerle).

BARYUM BILEŞİKLERİ

BARYUM BILEŞİKLERİ

Baryumklorür(BaCl2)
Baryum karbonat(BaCO3)
Baryum Oksit(BaO)

A) Özellikleri: Ekseriye kristal veya toz şeklinde bir maddedir.

B) Kullanma Yerleri: Boya, lastik (Linolyum) ve patlayıcı madde imalinde, haşeratla mücadele ilaçlarında kullanılır.

C) Tehlikeleri: Sağlıga zararlıdır. (Özellikle yutkunmakla olursa) Tozlarının teneffüsii hazım şikayetlerine neden olur. Nefessizlik siyanoz yapar. Suda veya mide içinde çözüşen bileşikleri kuvvetli zehirleyicidir İshal ve felç yapar

Ç) Korunma: İşyerinde aspirasyon ister. Havalandırma yapılmalıdır.Maske filitre no’su 2b dir. (İnce toz maskesi)

D) İlk Yardım: Yutulduğu zaman kusmayı tahrik eder. Nefes zorluğu meydana gelirse doktor gelinceye kadar oksijen verilmelidir.

AMONYAK (Ammoniak)

AMONYAK (Ammoniak)-NH3

A) Özellikleri: Renksiz, kuvvetli kokulu bir gazdır. Havadan hafiftir. ticarette suda çözülmüş baz halde bulunur (salmik ruhu). Hava karışımı patiayıcıdır.

MAK değeri 50cm3/m3 veya 35mg/m3‘dür.

B) Kullanma Yerleri: En çok gübre ve patlayıcı madde imalinde, soğutma tesislerinde kullanılır. Kokuşma sürecinde teşekkül eder. DİKKAT: Kapların kırılmasına. boru kaçırmalarına ve cam borulara,

C) Tehlikeleri: Cilt ve ince dokuda (solunum ve gözler) kuvvetii iltihabidir. Sağlığa zararlılığı önceden anlaşılmaz. Yüksek konsantrasyonda teneffüs edilmesi boğulmaya neden olur.

Ç) Korunma: Yukarıdan havalandırma yapılmalı, kapalı aparatlar, geçirmez koruyucu elbise, gözlük, eldiven ve K tipi filitreli (yeşil) maske kullanılmalıdır.

D) İlk Yardım: Büyük miktarda teneffüs edildiği hallerde sakin tutmak, yatarak taşımak, derin nefes almamak gerekir. Sun’i teneffüs yapılmaz. Su buharı ise çekilir (Bronşit Kabı), oksijen verilir. Göz tahrişi bol su ile silinir. Derhal tıbbı müdahale ister.

ALKOL ( Alkohole Methanol)

ALKOL (Bk: METANOL) ( Alkohole Methanol)

A) Özellikleri: Çok defa renksiz sıvı haldedir. Kolay buharlaşır, zayıf uçucudur. Buharı havadan ağırdır. Yanıcıdır ve havayla karışımı patlayıcıdır.

MAK değeri; 2 cm3/m3 veya 5 mg/m3
(ÇOK ZEHİRLİDİR)

İzoamilalkol 100 cm3/m3 veya 360 mg/m3
İzopropilalkol 400 cm3/m3 veya 980 mg/m3
Sikloheksanol 50 cm3/m3 veya 200 mg/m3 dür.

B) Kullanma Yerleri: Extraksiyon ve çözücü olarak çok yerde kullanılır.

C) Tehlikeleri: Buharı sarhoş edici etkiyapar, ince dokuları az veya çok oranda tahriş eder ve görüş bulanıklığına, tahrik olmaya, başağrısına ve kusmaya neden olur.

Ç) Korunma: Döşemeden havalandırma yapılmalı, koruyucu gözlük, büyük miktarlarla çalışmada lastik veya sun’i elyaftan yapılmış eldiven ve gerektiğinde koruyucu elbise verilmelidir. Buharlarının teneffüs edilmesi tehlikesine karşı A tipi (kahverengi) filitreli maske takılmalıdır.

D) İlk Yardım: Alkol buharının teneffüsünden sorıra su buharı almalı (Bronşit Kabı), oksijen teneffüs etmeli. kusmalıdır.

ETİLETER (Athylather)

ETİLETER (Athylather) C4H10O

A) Özellikleri: Renksiz, çok uçuculuğu ile belirgindir. Bayıltıcıdır. Buharı havadan ağırdır. Kolay yanar ve hava ile karışımı patlayıcıdır. Oda sıcaklığında buharlaşır.

MAK değeri = 400 cm3/m3 veya 1200 mg/m3.

B) Kullanma yerleri: Çözücü olarak, organik bileşiklerin imalinde ve tıpta kullanılır.

C) Tehlikeleri: Bayıltıcıdır; Kuvvetli verildiğinde hissizlik ve bayılma olur. Eter dolması elektrostatik yükleme tehlikesi yaratır. Patlama tehlikesi. Bu yüzden kaba doldururken serbest halde olmalı; sıvıyı püskürtmekten kaçınmalıdır. Aletler ve kaplar topraklanmalıdır. Eter uzun süre havada ve güneş ışığında kalırsa yüksek bir patlayıcı madde olan peroksit teşekkül eder. Eter, oksijen, ozon ve terpentin yağı ile de aynı duruma girer

Ç) Korunma: Eter ışık altında bırakılmamalı, oksijen taşıyıcıları ve terpentin yağı ile birlikte bulundurulmamalıdır. (klor ile de). Peroksit teşekküülne mani olmak için bakır talaşı veya diğer özel maddeler üzerine konmalıdır. Eter su ile karıştırılırken, eterin asit üzerine yavaşça dökülmesine dikkat edilmelidir. (su ile asidin karıştırılışı gibi) aksi asla yapılmamalıdır. Diğer bir hususta sıcağın etkisiyle meydana gelebilecek eter buharlarının parlaması ve hatta patlamasıdır. Çalışma yeri döşemeden havalandırılmalıdır. A tip (kahverengi) filitreli maske verilmelidir.

D) İlk Yardım: Solunum durması halinde, doktor gelene kadar sun’i teneffüs yapılmalı ve mümkünse oksijen verilmelidir.

ASETİLEN

ASETİLEN C2H2

A) Özellikleri: Renksiz, kötü kokulu ve kükürtlü, fosforlu veya arsenikli hidrojenle karışık olması nedeniyle sağlığa zararlı bir gazdır. Yanıcıdır, havanın oksijeni olmaksızın da az bir basınçla patlayabilir. Havadan hafiftir. Hava ile karışımı patlayıcıdır.

B) Kullanma yerleri: Su ile kalsiyum karpitin etkilen yoluyla teşekkül eder. Otojen kaynak ve kesme işlemlerinde yaygın olarak kullanılır.

C) Tehlikeleri: Yüksek konsantrasyonları bayıltıcıdır. Temiz olmayan asetilenin. kuvvetle teneffüsü çok tehlikeli ve öldürücüdür.

Ç) Korunma: Alev almaz, emprenye edilmiş koruyucu elbise verilmelidir. Kapalı tutulmalı, üstten havalandırılmalıdır. B(Gri) filitreli maske kullanılmalıdır.

D) İlk Yardım: Nefes almanın durması halinde sun’i teneffüs yapılmalıdır.

ARSENİK VE ARSENİK BİLEŞİKLERİ- As (Arsenikli Hidrojen hariç)

A) Özellkleri: En önemli bileşiği arsenitri oksittir. Ekseriya çok ince toz haldedir. Çok zehirlidir.

B) Kullanma Yerleri: Cam sanayiinde ve konservecilikte kullanılır, haşeratla mücadele ilaçları yapılır. Kükürt ihtiva eden maden filizlerinin işlemesinde yan ürün olarak teşekkül eder. DİKKAT.

C) Tehlikeleri: Büyükçe bir miktarının bir defada vücuda girmesi, dinmez bir kusma ile gelen karın ağrısı ve ishal yapar. 0.1 gr arsenik öldürür. Arsen bileşikleri hemen ve çok acı veren tırnak altı iltihabı yapar. Küçük miktarlarının devamlı etkisi kronik arsenik zehirlenmesine neden olur. Bu kaide olarak el ve ayak ayalarında derinin kuvvetle sertleşmesi ile belli olur.

Ç) Korunma: Tozları teşekkül ettiği yerde emilmelidir. Oda havalandırması döşemeden yapılmalıdır. Mümkün olduğu kadar aparat, koruyucu elbise ve kauçuk kaplamalı kumaş eldiven kullanılmalıdır. Filitre koruyucu kademesi no’su 2b olan ince toz maskesi verilmelidir.

D) İlk Yardım: Boğazdaki kusma etkisi ılık ve sofra tuzu ihtiva eden bol su içmek suretiyle giderilir. Hayvan kömürü verilir. Sakin ve sıcak tutulur. Derhal doktor çağrılır (Meslek Hastalığı).

Pestisit Nedir? Etkileri Nelerdir?

İnsanlar kolay veya parasız sahip oldukları nimetlerin değerini maalesef bilmemekte, bu nimetleri hem hor, hem de hiç bitmeyecek gibi bol kullanmaktadır. Bunun sonucu oluşan gıda, hava, su ve toprak kirliliği buna en güzel örnektir. Yoğun ve bilinçsiz bir şekilde kullanılan ve çevre kirliliğine neden olan etkenlerden biri olan pestisitler, ekonomik bir şekilde üretilmeleri ve kullanım kolaylığı nedeniyle; ürünü hastalıkların, böceklerin, yabancı otların ve diğer zararlıların olumsuz etkilerinden koruyarak verim ve kaliteyi güvence altına almayı amaçlayan tarımsal savaşımda çok önemli bir yer tutmaktadır.

Pestisit deyimi, insektisit (böcek öldürücü), herbisit (yabani ot öldürücü), fungusit (küf öldürücü), rodentisit (kemirgen öldürücü) vb. şeklinde sınıflandırılan kimyasal maddelerin tümünü kapsamaktadır. Pestisitler, etkili maddelerinin kökenlerine göre de gruplara ayrılabilir:

1. İnorganik maddeler
2. Doğal organik maddeler
a) Bitkisel maddeler
b) Petrol yağları vb.
3. Sentetik organik maddeler
a) Klorlu hidrokarbonlar
b) Organik fosforlular
c) Diğer sentetik organik maddeler ( azotlu bileşikler, piretroidler)

Pestisitlerin kullanımı çok eski tarihlere dayanmaktadır. M.Ö. 1500’lere ait bir papirüs üzerinde bit, pire ve eşek arılarına karşı insektisitlerin hazırlanışına dair kayıtlar bulunmuştur. 19.yy’da zararlılara karşı inorganik pestisitler kullanılmış, 1940’lardan sonra pestisit üretiminde organik kimyadan faydalanılmış, DDT ve diğer iyi bilinen insektisit ve herbisitler keşfedilmiştir. Bugüne kadar 6000 kadar sentetik bileşik patent almasına karşın, bunlardan 600 kadarı ticari kullanım olanağı bulmuştur. Ülkemizde tarımı yapılan kültür bitkileri, sayıları 200’ü aşan hastalık ve zararlının tehdidi altında olup yeterli savaşım yapılmadığı için toplam ürünün yaklaşık 1/3’i kayba uğramaktadır. Bu kayıpların önlenmesi bakımından pestisitlerin daha uzun yıllar büyük bir kullanım potansiyeline sahip olacağı kuşkusuzdur. Formülasyon olarak 30 000 ton civarında olan pestisit kullanımımızda en yoğun kullanılan gruplar sırasıyla herbisitler, insektisitler, fungusitler ve yağlardır.

Bununla beraber, yoğun ve bilinçsiz pestisit kullanımının sonucunda gıdalarda, toprak, su ve havada kullanılan pestisitin kendisi ya da dönüşüm ürünleri kalabilmektedir. Hedef olmayan diğer organizmalar ve insanlar üzerinde olumsuz etkileri görülmektedir. Pestisit kalıntılarının önemi ilk kez 1948 ve 1951 yıllarında insan vücudunda organik klorlu pestisitlerin kalıntılarının bulunmasıyla anlaşılmıştır. Pestisitlerin bazıları toksikolojik açıdan bir zarar oluşturmazken, bazılarının kanserojen, sinir sistemini etkileyici ve hatta mutasyon oluşturucu etkiler saptanmıştır. Pestisit kalıntılarının en önemli kaynağı gıdalardır. Bu nedenle 1960 yılında FAO ve WHO “Pestisit Kalıntıları Kodeks Komitesi”ni kurmuşlar ve bu komitenin çalışmaları sonucu konu ile ilgili tanımlamalar yapılmış, bilimsel araştırma verilerine dayanılarak gıdalarda bulunmasına izin verilen maksimum kalıntı değerleri saptanmıştır. Ülkemizde de tarımsal ürünlerde kullanılan pestisitlerin gıdalarda bulunması müsaade edilebilir maksimum miktarları ürün ve ilaç bazında belirlenmiştir. Bu bilgilere Tarım Bakanlığının Web sayfasından kolaylıkla ulaşmak mümkündür.

Pestisitlere Karşı Dayanıklılık Oluşumu

Savaşımda kullanılan pestisitlere karşı zararlı ve hastalıkların dayanıklılık kazandıkları bilinmektedir. Dayanıklılığın pratikteki anlamı hastalık ve zararlıların daha önce kendilerine karşı başarıyla uygulanan toksik maddelerden artık etkilenmedikleridir. 1970’de dayanıklı olarak saptanan tür sayısı 244 iken, 1980’de bu sayı 428’e yükselmiştir. Tarımsal ürün zararlılarında meydana gelen çeşitli tipteki dayanıklılıklar sonucunda pestisitin etkinliğindeki azalmayı aşmak için daha yüksek dozlarda uygulama gerekmekte, bu da hem maliyetin artmasına ve ürün veriminde azalmalara yol açmakta, hem de üründe ve çevrede kalıntı miktarının ve kirliliğin artmasına neden olmaktadır.

Hedef Olmayan Organizmalar Üzerine Etkisi

Hemen bütün insektisitler spesifik olmadıkları için sadece hedef organizmaları öldürmez, omurgalı ve omurgasız diğer organizmaları da etkilerler. Zararlı etkilerin şiddeti, insektisitin ve formülasyonun tipine, uygulama şekline ve tarımsal arazinin tipine bağlı olarak değişmektedir. En genel yan etkiler şunlardır:

1. Arılar, kuşlar ve balıklar, mikroorganizmalar ve omurgasızlar gibi hedef olmayan organizmalarda ölümler,
2. Kuş, balık ve diğer organizmalarda üreme potansiyelinin azalması,
3. Hedef olamayan organizmalarda dayanıklılık oluşması sonucu insanlara hastalık taşıyan böcek ve parazitlerin kontrolden çıkması,
4. Ekosistemin yapısının ve türlerinin sayılarının değişmesi gibi uzun dönemli etkiler.

İnsanlar Üzerine Etkileri

Pestisitlerin insanlarda belirli miktarlarda toksik olmaları nedeniyle savaşımda çalışan herkesin bunların kullanımı sırasında meydana gelebilecek potansiyel zarardan sakınmaları gerekir. İnsanların pestisitlere maruz kalması mesleki zehirlenmeler veya kaza ile meydana gelebilmektedir. Her iki tür zehirlenmenin ana nedenleri:

1. Halkın bu konuda yetersiz eğitime sahip olması ve pestisitlerin toksisite potansiyellerinin bilinmemesi,
2. Uygun olmayan koşullarda depolama,
3. Kaza ile saçılma sonucu gıdaların kontamine olması,
4. Dikkatsiz yükleme ve taşıma,
5. Yıkanmamış pestisit kaplarının kullanımı,
6. Genel bakım ve atık değerlendirme işlemleri

Mesleki zehirlenmeler, üretim, formülasyon hazırlama, taşıma, yükleme ve uygulama sırasında deri ve solunum yoluyla maruz kalma (akut zehirlenme) olarak tanımlanabilir. Daha çok organik fosforlular ve karbamatlılar bu tip zehirlenmeye neden olurlar. Bunlar vücutta kolin esteraz enzimini inhibe ederek asetil kolin birikimine yol açarlar. Kaza ile meydana gelen zehirlenmelerde pestisitlerin yaprak ve topraktaki kalıntıları veya onların toksik dönüşüm ürünleriyle temas sonucu hastalıklar meydana gelebilmektedir. Aşırı dozlarda alınmadıkça organik klorlu pestisitlerin insanlara akut zehirlilikleri enderdir. Bu bileşikler daha çok kronik zehirlenmeler meydana getirmektedir. Sinir sistemini etkiler ve karaciğere zarar verirler. Son yıllarda ilaçların besin maddelerindeki kalıntılarının insanlar için kronik toksisitesi iki şekilde ele alınmaktadır:

1. Kabul edilebilir günlük alım (Acceptable Daily Intake-ADI): Bir kişinin bir günde alabileceği kabul edilebilir günlük ilaç miktarını mg/kg olarak ifade eden değerdir.
2. Maksimum kalıntı limitleri (Maximum Residue Limits-MRL): Gıda maddelerinde bulunmasına izin verilen en fazla ilaç miktarını (ppm) ifade eden değerdir.

“Codex Alimentarius”, USEPA (United States Environmental Protection Agency) gibi kuruluşların bu değerleri içeren listeleri mevcuttur. Bu miktarlar tarımsal ürünlerin dış pazarlaması bakımından da önemlidir. Zira tolerans miktarını aşan değerlerde pestisit kalıntısı tespit edilen tarımsal ürünler alıcı ülkeler tarafından geri çevrilmektedir.

Pestisitlerin kalıntı yoluyla kronik toksisiteleri yanında bazılarının insanlarda mutajenik, teratojenik ve kanserojen etkilerinin de olduğu son yıllarda yapılan çalışmalarla saptanmıştır.

Çevre Üzerine Etkileri

Tarımsal alanlara, orman veya bahçelere uygulanan pestisitler havaya, su ve toprağa, oradan da bu ortamlarda yaşayan diğer canlılara geçmekte ve dönüşüme uğramaktadır. Bir pestisitin çevredeki hareketlerini onun kimyasal yapısı, fiziksel özellikleri, formülasyon tipi, uygulama şekli, iklim ve tarımsal koşullar gibi faktörler etkilemektedir.

Pestisitlerin püskürtülerek uygulanması sırasında bir kısmı evaporasyon ve dağılma nedeniyle kaybolurken, diğer kısmı bitki üzerinde ve toprak yüzeyinde kalmaktadır. Havaya karışan pestisit rüzgarlarla taşınabilir; yağmur, sis veya kar yağışıyla tekrar yeryüzüne dönebilir. Bu yolla hedef olmayan diğer organizma ve bitkilere ulaşan pestisit, bunlarda kalıntı ve toksisiteye neden olabilir.

Toprak ve bitki uygulamalarından sonra toprak yüzeyinde kalan pestisitler, yağmur suları ile yüzey akışı şeklinde veya toprak içerisinde aşağıya doğru yıkanmak suretiyle taban suyu ve diğer su kaynaklarına ulaşabilirler. Eğim, bitki örtüsü, formülasyon, toprak tipi ve yağış miktarına bağlı olarak taşınan pestisitler, bu sularda balık ve diğer omurgasız su organizmalarının ölmesine; bu organizmalardaki pestisit kalıntısının insanların gıda zincirine girmesi ve kontamine olmuş suların içilmesiyle kronik toksisitenin oluşmasına neden olurlar.

Toprağa geçen pestisitler güneş ışınlarının etkisiyle fotokimyasal degradasyona, bitki, toprak mikroorganizmaları ve diğer organizmaların etkisiyle biyolojik degradasyona uğramakta; toprak katı maddeleri (kil ve organik madde) tarafından adsorlanıp desorplanmakta veya kimyasal degradasyona uğramaktadırlar. Toprak içine geçmiş pestisitler kapiller su vasıtasıyla toprak yüzeyine taşınmakta ve buradan havaya karışabilmektedir. Toprağın yapısı, kil tipi ve miktarı, organik madde içeriği, demir ve alüminyum oksit içeriği, pH’sı ve toprakta var olan baskın mikroorganizma türleri tüm bu olayları etkileyen faktörlerdir. Toprakta pestisitin tutulmasıyla hareketi ve biyolojik alımı engellenmekte ve çeşitli şekillerde degradasyonu ile ya toksik özelliğini kaybetmekte ya da daha toksik metabolitlerine dönüşebilmektedir. Pestisitin kendisinin ya da toksik dönüşüm ürünlerinin hedef olmayan yerleri veya organizmaları kontamine etmesi istenmediğinden tüm bu olayların bilinmesi ve incelenmesi önem taşımaktadır.

Gıdaların Kontaminasyonu

Bitkinin direkt yolla veya toprakta kalan pestisiti kendi bünyesine alması ve bu bitkilerin insan gıdası veya hayvan yemi olarak kullanılması sonucunda pestisitler insanların gıda zincirine girmektedirler.

Kimyasal savaşım, belirtilen riskler nedeniyle titizlikle yapılması gereken bir iştir. Bu riskleri minimuma indirmek için uygulama sırasında gerekli her türlü önlem alınmalıdır.

Dr. Ülkü Yücel (Ankara Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezi, Nükleer Kimya Bölümü)

Kaynak: http://www.dogainsanisbirligidernegi.org.tr/