30 Ağustos Zafer Bayramı

Anlamı:Türkiye Cumhuriyeti’nde her yıl 30 Ağustos günü Büyük Taarruz’un galibiyetini ve düşman birliklerinin ülke sınırlarını terk ettiğinin sevinci olarak kutlanan Türk milli bayramı

Zafer Bayramı, Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ulusal bayramıdır. Her yıl 30 Ağustos günü kutlanır. Zafer Bayramı, 1922 yılında 26 Ağustos’ta başlayıp, 30 Ağustos’ta Dumlupınar’da Mustafa Kemal’in başkumandanlığında zaferle sonuçlanan Başkomutanlık Meydan Muharebesi’ni (Büyük Taarruz) anmak için kutlanan bayramdır. İşgal birliklerinin ülke sınırlarını terketmesi daha sonra gerçekleşse de, 30 Ağustos sembolik olarak ülke topraklarının geri alındığı günü temsil eder.

Zafer Bayramı, ilk defa 30 Ağustos 1923 günü Afyonkarahisar, Ankara ve İzmir’de kutlanmıştır. Resmî olarak Zafer Bayramı ilân edilmesi 1935 yılının Mayıs ayında olmuştur. Zafer Bayramı, tüm yurtta törenlerle kutlanır. Devlet erkânı ve birçok vatandaş, Ankara’da Anıtkabir’i, diğer illerde de anıt ve şehitlikleri ziyaret edip, Mustafa Kemal Atatürk’e, silâh arkadaşlarına ve komutasında savaşmış askerlere şükranlarını sunar. Hemen hemen her yerleşim yerinde, askerî birlikler geçit törenlerine katılır. Ayrıca dış temsilciliklerde de çeşitli kutlamalar yapılır. 30 Ağustos günü, Türkiye’de resmî tatildir.

Her yıl, Harp Okulları ve Astsubay Meslek Yüksekokulları bu tarihte mezun verir. Tüm subay ve astsubay rütbe değişiklikleri bu tarihte geçerli olur.

Tarihi

23 Ağustos – 12 Eylül 1921 tarihleri arasında yapılan Sakarya Savaşı’yla Yunan orduları gerilemek zorunda kaldı. Bu uzun zamandır Türk ordularının elde ettiği ilk başarıdır. TBMM tarafından Sakarya Savaşı’ndan sonra Mustafa Kemal’e mareşal ve gazi unvanları verildi. Tarihin bu dönüm noktasından sonra Yunan ordularının topraktan atılma kararı alınır. Sad planı adı verilen tarrruz planı ocak ve nisan aylarında iki kez ertelenir.

Tarruzun hazırlıkları tam anlamıyla ağustos ayında tamamlanır. Batı cephesinin kuzeyindeki ve güney cephesindeki Türk birlikleri, büyük bir gizlilik içinde Kocatepe bölgesine kaydırıldı. İstanbul’daki cephane depolarından silah ve cephane gizlice Anadolu topraklarına getirtildi. İtilaf Devletleri tarafından tahrip edilerek kullanılmaz hâle getirilen toplar onarıldı. Yeni silahlar satın alındı. Orduya taarruz eğitimi yaptırıldı. Gazi Mustafa Kemal’in başkomutanlığını yaptığı Türk ordusu, 26 Ağustos 1922’de düşmana saldırdı. Bir kaç saat içinde düşman mevzileri ele geçirildi. 30 Ağustos’ta düşman çember içine alındı. Sağ kalanlar esir alındı. Esirler arasında Yunan Başkomutanı Trikopis de vardı. Bu savaş, Atatürk’ün başkomutanlığında yapıldığı için Başkomutanlık Meydan Muharebesi olarak adlandırıldı.

Büyük Taarruzun başarıyla sonuçlanmasından sonra Yunan, İzmir’e kadar takip edildi. 9 Eylül 1922’de İzmir’in kurtarılmasıyla Türk toprakları Yunan işgalinden temizlenmiş oldu.

Terminoloji nedir?

Terimbilim (terminoloji), genel anlamda terimler ve onların kullanımıyla ilgili bir bilim dalıdır ki, bu terimler araştırmaya dayalı özellikli (spesifik) metinlerde geçen (basit) sözcükler veya birleşik sözcükler şeklindedir.
Terimbilim, Terminus (çoğul: Termini) öğretisidir. Artık konuşma dilimize yerleşmiş olan Termini’lerin kavramsallığında anlam yüklülüğüyle metinlerdeki hâllerinin incelendiği, çözümlenmesi ve araştırılması, doğru kullanım için kurallar getirilmesi ile uğraşır ve dilin fiktif didaktiğini belirler.
Bu anlamda bildiğimiz klasik sözlükler, Glossar (sözlük listesi), Thesaurus (anlam dizinleri) terimbilimin kullanım alanındadır. Dolayısıyla terimbilimin her zaman yoklanabilecek ve kendisine başvurulabilecek kontrollü bir sözcük dağarcığı vardır.
Kavramların listelenmesi veya sınıflandırılması terimbilimde genelde alfabetik biçimde ilgi alanı, temas ettiği uzmanlık dalı (örneğin biyoloji, kimya, matematik, fizik vs.) kullanım sıklığı vb. gibi bir takım spesifik özellikler ve yönlendirmeler taşır.
Terminoloji, bir kuruluşun oluşturduğu tüm bilgilerin temel yapı taşlarını oluşturur. Bu bilgilerin reklamcılık, pazarlama materyalleri, ürün/hizmet bilgileri, web siteleri, satış desteği, müşteri hizmetleri, kullanıcı belgeleri veya eğitim videoları gibi çok çeşitli biçimlerde yer alması söz konusu gerçeği değiştirmez. Terminoloji olmaksızın, orijinal veya yerelleştirilmiş bir içerikten bahsetmek mümkün olmaz.
Terminoloji ve ona bağlı olarak oluşturulan içerik, hem şirketiniz hem de şirketinizin sunduğu ürünler/hizmetler çerçevesinde (potansiyel) müşterilerinizin kendilerini nasıl tanımlayacaklarını belirler. Faaliyet alanınızı, markanızı ve sunduğunuz katma değeri yansıtır. Akıllıca yönetilen şirketler, terminolojinin nasıl global nitelikte bilgi sunumu sağladığını iyi bilir. Bu kuruluşlardaki yöneticiler, kullanılan terminolojiyi, artık tüm şirket için değer ifade eden vazgeçilmez bir fikri mülkiyet varlığı olarak değerlendirir. Ve bu değer, terminolojinin iç veya dış kullanımının artmasıyla birlikte katlanarak büyür.
Bu, terimlerin gerçekte “çevrilmediği”, bunun yerine yerel pazar için geçerli olan terimlerin saptanarak kullanıldığı veya oluşturulduğu anlamına gelir. İşte bu noktada, Locasis Terminoloji Ekibi içeriğinize değer katabilir. Bugün dil hizmetleri sektöründe yer alan en geniş ve en güncel terminoloji veri tabanına sahip olmamızın nedeni, pek çok alanda hem akademik hem de endüstriyel terminoloji araştırması yapmayı çalışma sürecimizin önemli bir parçası haline getirmiş olmamızdandır.
Ekibimiz, Türk müşterilere ulaşabilmeniz için ihtiyacınız olan yeni terminolojiyi size sunarken, aynı zamanda, markanızın pazarımızda yaygınlık kazanması ve korunması için gereken tutarlılığın sağlandığından emin olabilmek adına, kültürel farklılıkları es geçmeden, terminoloji yönetiminizi gerçekleştirme misyonunu da üstlenir. Terminoloji yönetimi, yüksek düzeyde değişiklik yönetimi içeren devamlı bir süreçtir ve Locasis Ekibi bu sürecin yönetimi konusunda harikalar yaratır. Böylece, şirket içi ekibinizin omuzlarından ek bir görev daha alınmış olur.

Terminoloji, bir kuruluşun oluşturduğu tüm bilgilerin temel yapı taşlarını oluşturur. Bu bilgilerin reklamcılık, pazarlama materyalleri, ürün/hizmet bilgileri, web siteleri, satış desteği, müşteri hizmetleri, kullanıcı belgeleri veya eğitim videoları gibi çok çeşitli biçimlerde yer alması söz konusu gerçeği değiştirmez. Terminoloji olmaksızın, orijinal veya yerelleştirilmiş bir içerikten bahsetmek mümkün olmaz.

Terminoloji ve ona bağlı olarak oluşturulan içerik, hem şirketiniz hem de şirketinizin sunduğu ürünler/hizmetler çerçevesinde (potansiyel) müşterilerinizin kendilerini nasıl tanımlayacaklarını belirler. Faaliyet alanınızı, markanızı ve sunduğunuz katma değeri yansıtır. Akıllıca yönetilen şirketler, terminolojinin nasıl global nitelikte bilgi sunumu sağladığını iyi bilir. Bu kuruluşlardaki yöneticiler, kullanılan terminolojiyi, artık tüm şirket için değer ifade eden vazgeçilmez bir fikri mülkiyet varlığı olarak değerlendirir. Ve bu değer, terminolojinin iç veya dış kullanımının artmasıyla birlikte katlanarak büyür.
Bu, terimlerin gerçekte “çevrilmediği”, bunun yerine yerel pazar için geçerli olan terimlerin saptanarak kullanıldığı veya oluşturulduğu anlamına gelir. İşte bu noktada, Locasis Terminoloji Ekibi içeriğinize değer katabilir. Bugün dil hizmetleri sektöründe yer alan en geniş ve en güncel terminoloji veri tabanına sahip olmamızın nedeni, pek çok alanda hem akademik hem de endüstriyel terminoloji araştırması yapmayı çalışma sürecimizin önemli bir parçası haline getirmiş olmamızdandır.

Ekibimiz, Türk müşterilere ulaşabilmeniz için ihtiyacınız olan yeni terminolojiyi size sunarken, aynı zamanda, markanızın pazarımızda yaygınlık kazanması ve korunması için gereken tutarlılığın sağlandığından emin olabilmek adına, kültürel farklılıkları es geçmeden, terminoloji yönetiminizi gerçekleştirme misyonunu da üstlenir. Terminoloji yönetimi, yüksek düzeyde değişiklik yönetimi içeren devamlı bir süreçtir ve Locasis Ekibi bu sürecin yönetimi konusunda harikalar yaratır. Böylece, şirket içi ekibinizin omuzlarından ek bir görev daha alınmış olur.

Galata Köprüsü

Galata Köprüsü’nün Galata Kulesi’nden görünümü.

Galata Köprüsü

Akşam vakti Galata Köprüsü

Altın Boynuz üzerinde ilk köprü Büyük Jüstinyanüs tarafından 6. yüzyılda yapıldı. Theodorian kara duvarları yanında şehrin batı ucu sonlarında yapılan bu köprü eski Konstantinopolis’in gravürlerinde görülebilir.Galata Köprüsü, II. Abdülhamit tarafından İstanbul’da Haliç üzerine yaptırılmış olan, Karaköy’le Eminönü’nü birleştiren köprü.

Tarih boyunca Haliç’in iki yakasını Galata köprüleri birleştirmiştir. Bizans tarihçileri, Haliç üzerindeki ilk köprünün I. Justinianus (altıncı yüzyıl) devrinde yapıldığını, adının ‘Aghios Khalinikos Köprüsü’ olduğunu yazar. Yeri tam olarak bilinmemekle birlikte, 12 kemerden oluşan bu taş köprünün Eyüp-Sütlüce arasında olduğu tahmin edilmektedir.

Fatih Sultan Mehmet de İstanbul’un fethi sırasında Haliç’e bir köprü yaptırmıştır. Demir halkalarla birbirine bağlanmış ve üzerine kalın kalaslar çakılmış dev fıçılardan oluşan bu köprü Ayvansaray-Kasımpaşa arasında idi. Nişancı Mehmet Paşa bu köprünün fıçılardan değil, yan yana demirlenmiş ve kirişlerle birbirine bağlanmış gemilerden oluştuğunu söyler.

Bugünü

Galata Kulesi, Galata Köprüsü, Haliç

Tarihçe

Galata Köprüsü için ilk girişim II. Beyazıt döneminde yapıldı. Leonardo da Vinci, padişahla temasa geçerek bir Haliç Köprüsü tasarımı sundu. Gerçekleştirilmesi teknik olarak imkânsız görülen bu tasarımın üzerinden 350 yıl geçtikten sonra ilk Galata Köprüsü, 1845 yılında, Sultan Abdülmecid zamanında annesi Bezm-i Alem Valide Sultan tarafından yaptırıldı.

Köprüye ‘Cisr-i Cedid’, ‘Valide Köprüsü’, ‘Yeni Köprü’, ‘Büyük Köprü’, ‘Yeni Cami Köprüsü’, ‘Güvercinli Köprü’ adları takılmıştı. Günümüzde yalnızca Galata Köprüsü olarak bilinmektedir. 1863, 1875 ve 1912 yıllarında yenilenen Galata Köprüsü son olarak 1992’de yandı. Yanan köprü onarıldıktan sonra Balat-Hasköy arasına yerleştirildi ve Karaköy-Eminönü arasındaki eski köprü yerine modern bir köprü yapıldı.

En eski kayıtlara göre, Altın Boynuz üzerine köprü M.Ö. 6. yüzyılda büyük Jüstinyanüs tarafından yapıldı. 1453’te Konstantinopolis düştüğünde Türkler, gemilerini yanyana birleştirerek mobil bir köprü meydana getirdiler ve bu köprüyü orduların Altın Boynuz’un bir tarafından, diğerine geçebilmesi için kullandılar. 1502-1503 yıllarında bölgeye ilk kalıcı köprüyü yapma planları konuşuluyordu. Sultan II.Beyazıd, Leonardo da Vinci’den bir dizayn istedi. Altın Boynuz için hazırlanan köprü tek açıklıklı 240 metre uzunluğunda ve 24 metre genişliğinde idi. Yapılmış olsaydı dünyadaki en uzun köprü olacaktı. Ancak bu tasarım padişahın onayını alamayınca proje rafa kalktı. Başka bir İtalyan sanatçısısı olan Mikelanj İstanbul’a köprü için davet edildi. Mikelanj bu teklifi geri çevirdi. Bundan sonra Altın Boynuz’u geçecek bir köprü yapma düşüncesi 19. yüzyıl’a kadar rafa kaldırıldı.

Galata Köprüsü ve Boğaziçi

Hayratiye Köprüsü

Derken 19. yüzyılda, Sultan II. Mahmut (1808-1839) Azapkapı ve Unkapanı arasına yapılmış epey mesafeli bir köprü bulunuyordu. Açılış tarihi 3 Eylül 1836 olan bu köprü Hayratiye olarak biliniyordu. Proje, Yüksek Amiral Fevzi Ahmet Paşa tarafından işçileri ve deniz tersane imkânlarını kullanarak icra ediliyordu. Tarihçi Lüti’ye göre bu köprü duba bağlantısıyla yapılıyordu. Yaklaşık 500-540 metre uzunluğundaydı.

Cisr-i Cedid


“Ertuğrul Süvari Alayı”

Galata Köprüsü üzerinde, Fausto Zonaro.İlk modern Galata Köprüsü, kanal ağzına 1845 yılında Sultan Abdülmecid’in (1839-1861) annesi Valide Sultan tarafından 1845 yılında yapıldı ve 18 yıl kullanıldı. Cisr-i Atik veya Eski Köprü diye bilinen Hayratiye Köprüsü’nden ayırt edilebilmesi için bu yeni köprüye Cisr-i Cedid veya Yeni Köprü adı verildi. Köprünün Karaköy tarafında, yeni köprünün Sultan Abdülmecid Han tarafından inşa ettirildiğini belirten Şinasi’nin bir beyti vardı. Köprünün üzerinden ilk geçen Sultan Abdülmecid idi. Altından geçen ilk gemi ise Fransız kaptan Magnan’ın kullandığı Cygne gemisi oldu.

Köprü Geçiş Ücreti

İlk üç gün köprü geçişi parasız idi. 25 Ekim 1845’de Denizcilik Bakanlığı tarafından toplanan ve mürüriye olarak bilinen köprü geçiş ücreti toplanmaya başlandı. Köprü geçiş ücretleri şöyleydi:

Serbest : Ordu ve kanun uygulayıcı personel, görevdeki yangın söndürücüler, rahipler

5 para  : Yayalar

10 para : Sırtı yüklü insanlar

20 para : Sırtı yüklü hayvanlar

100 para : At arabası

3 para : Koyun, keçi ve diğer hayvanlar.

Köprü geçiş ücretini 31 Mayıs 1930’a kadar köprünün her iki sonunda ayakta duran beyaz üniformalı memurlarca toplandı.

İkinci Köprü

Bu köprü Sultan Abdülaziz’in (1861-1876) emri üzerine, III. Napolyon’un İstanbul ziyaretinden hemen önce Ethem Pertev Paşa tarafından inşa edildi ve 1863’de yerine yerleştirildi.

Üçüncü Köprü

1870 de bir Fransız şirketi Forget et Chantiers de la Mediteranee ile üçüncü köprünün yapımı için bir sözleşme imzalandı. Ancak Fransa ile Almanya arasında savaşın patlak vermesi projeyi erteledi. Eski sözleşme feshedildi ve yeni köprünün yapımı 1872’de İngiliz firması G. Wells’e verildi. Köprü 1875’de tamamlandı. Yeni köprü 480 metre uzunluğunda, 14 metre genişliğinde ve 24 duba üzerinde duruyordu. Maliyeti 105,000 altın lirasıydı. Bu köprü 1912 yılına kadar kullanıldı, bu tarihte Haliç’in daha yukarılarına doğru çekildi ve yerine tarihi 1990’lara dek uzanan eski Cisr-i Atik köprüsü yerleştirildi

Dördüncü Köprü

Dördüncü köprü Alman firması MAN AG tarafından 1912’de 350,000 altın Lirasına inşa edildi. Köprü 466 metre uzunluğunda,25 metre genişliğinde idi. Bugün hala pek çok kişinin hafızasında taze olan 1992’deki yangına kadar bu köprü kullanılmıştır. Köprünün yanma nedeni hala tam olarak bilinmemektedir. Köprü yandıktan sonra modern bir köprüye yol açmak için Altı Boynuza çekildi. ….

Bugün

Beşinci Galata Köprüsü, bir önceki köprünün birkaç metre kuzeyinde STFA şirketi tarafından inşa edildi. İnşaatı 1994 Aralık ayında tamamlanan köprü, diğerleri gibi Eminönü ve Karaköy’ü birbirine bağlıyordu. Tasarımı ve teftişi GAMB (Göncer Ayalp Engineering Company) tarafından yapıldı. Beşinci Galata Köprüsü 490 metre uzunluğunda ve 80 metrelik kısmı açılabilen bir baskül köprüdür. Köprünün yüzeyi 42 metre genişliğindedir ve her yöne doğru 3 şeritli bir yol ve bir yaya yolu bulunmaktadır. Tramvay hattının Kabataş’a kadar uzatılması sonucu, köprünün ortasındaki iki şerit tramvay yoluna ayrılmıştır. Bu köprü, Norwich’deki Trowse Köprüsü ve Amerika Birleşik Devletleri’ndeki birkaç köprünün yanı sıra, dünyada üzerinden tramvay geçen ender baskül köprülerden biridir.

Ancak köprünün böyle bir eklentiye uygun olarak tasarlanmaması nedeniyle, tramvay yolu inşaatı birçok soruna neden oldu. Kapakları açılıp kapandığında, hatların birbirine tam olarak değmemesi bu sorunların başında geliyordu. Köprünün altındaki lokanta ve market kısmı 2003’de açıldı.

Kültür

Galata Köprüsünde bir balıkçı Bugün İstanbul’un geleneksel ikonlarından biri haline gelmiş Galata Köprüsü, sürekli baştan yapılmasına rağmen (son köprü 1994 yılında inşa edildi) bu özelliğini yitirmemiştir. Köprü Yeni İstanbul (Karaköy, Beyoğlu, Harbiye) ve Eski İstanbul (Sultanahmet, Fatih, Eminönü)’yü birbirine bağladığı için “iki kültürü birbirine bağlayan köprü” simgeselliğini de taşımaktadır.

Peyami Safa’nın romanı “Fatih Harbiye” de, Fatih ilçesi’nden Harbiye’ye köprü yolu ile giden bir kimse farklı uygarlık ve farklı kültürü ayaklarına yerleştirir der. Galata Köprüsü tasarım olarak başka köprülerden pek farklı olmasa da (hatta örneğin Paris ya da Budapeşte’nin köprülerine göre oldukça sıkıcı bir tasarıma sahip olsa da) kültürel değeri nedeniyle pek çok edebiyatçı, ressam, yönetmen ve oymacıya konu olmuştur.

Sigaranın İnsan Vücuduna Etkisi

İnsan vücudunda, hiçbir bölüm yoktur ki; sigarada bulunan kimyasal maddelerden etkilenmesin. Vücudunuzda kısa bir tur yapacağız ve vücudunuzun ne halde olduğunu size göstereceğiz:

Baş ve Yüz

Bir sigara bağımlısı olarak, ağız kanserine yakalanma riskiniz çok yüksek. Ayrıca tütün duman diş eti hastalıklarına yol açar, diş çürümesine ve nefesinizin kötü kokmasına sebep olur. Bunların yanı sıra sigara bağımlılarında kronik baş ağrılarında rastlanır. Beyne giden oksijende azalma olur bu da beyin damarlarının daralmasında neden olur. Bu durum kişiyi felce kadar götürür.

Akciğer ve Bronşlar

Soluk borunuzdan ve bronşlarınızdan geçen duman göğsünüze iner. Sigara dumanındaki hidrojen siyanid, bronşlarınızın çeperini yakar ve kronik öksürük ortaya çıkar. Bronşlar zayıfladıkça, bu bölgede pek çok hastalık oluşur. Akciğer salgılarında azalma olur ve bu da kronik öksürüklere yol açar. Sigara içenler, içmeyenlere on kat daha fazla akciğer kanseri olma riski taşırlar.

Kalp

Sigaranın kalbe verdiği zararlar tek kelimeyle yıkıcıdır. Nikotin kan basıncını yükseltir ve kanın daha çabuk pıhtılaşmasına sebep olur. Sigarada bulunan karbon monoksitin kandaki oksijeni yok etmesiyle damarlarda kolesterol depolanır ve bu da kalp krizi riskini arttırır. Bunun yanı sıra, kan dolaşımı bozukluklarına bağlı olarak, felç, parmaklarda kangren ve iktidarsızlık, sigara içenlerde çok sıklıkla görülen hastalıklardır.

SONUÇLAR

Sigaranın sağlık üzerindeki kötü etkileri araştırmalarla kanıtlanmıştır. Bu araştırmalar göre, sigara tiryakisi erkeklerin %40’ı henüz emeklilik yaşına gelmeden hayatını kaybetmektedir. Bu oran sigara kullanmayanlarda %18’dir. Sigara kullanan kadınlarda ise rahim kanseri riski çoğalmaktadır, hamile kadınların sigara içmesi ise sakat ve ölü doğumlarla sonuçlanmaktadır.

Tüm bunlara rağmen, sigarayı bıraktığınız anda vücut kendi kendini tamir etmeye başlar. On yıl içinde vücut hiç sigara içmemiş gibi olur. Ancak, sigarayı bırakmak için kanser ya da kalp hastası olmayı beklerseniz, vücudunuzun kendini tamir etmesi için pek fazla vakti olamayacaktır. Ne yazık ki, bu hastalıklar çoğunlukla öldürücüdür. Sigarayı bırakmanız için daha iyi bir sebep olamaz. Ne Dersiniz?

UÇAK YAKITLARI

Pistonlu uçak motorlarının yerine daha geliştirilmiş olan jet motorlarının

Kullanılması benzinin yerine jet yakıtının kullanılmasını gerekli kılmıştır.

gazyağı türü sınıfından olup ismi “Kerosene” olarak tanımlanır. Jet

Motoru devamlı bir yanma ile çalıştığından alevlenme noktasının yüksek olması

Gerekir. Bu da jet yakıtlarında 44 0C civarındadır.

Uçaklarda hava olaylarından kurtulmak yakıt tasarrufu ve sürtünme gibi bazı etkenlerden

Dolayı yüksek irtifalara çıkmak zorundadır. Bu yüzden jet yakıtları donma

Noktasının yüksek olması gerekmektedir. Bu donma noktası – 50 0C

Civarındadır.

Ayrıca uçaklara gerekli yakıtı depolayabilmek için uçakların belirli

Bölgelerini yakıt tankı olarak kullanılmaktadır. Bu sebepten dolayı uçaklarda kullanılan

Yakıtlar korozyon yapmamalı ve içinde fazla miktarda su bulunmamalıdır.

Sivil uçaklarda kullanı1an jet yakıtı JP 1~ JET-Al cinsinden askeri

Uçaklarda ise JP 4 kodlu yakıtlar kullanı1maktadır.

Sultan Ahmet Cami

İnşaat başlangıç yılı       1609

Tamamlanma yılı          1616

Cami Mavi, yeşil ve beyaz renkli İznik çinileriyle bezendiği için ve yarım kubbeleri ve büyük kubbesinin içi de gene mavi ağırlıklı kalem işleri ile süslendiği için Avrupalılarca “Mavi Cami (Blue Mosque)” olarak adlandırılır. Ayasofya’nın 1934 yılında camiden müzeye dönüştürülmesiyle, İstanbul’un ana camii konumuna ulaşmıştır.

Aslında Sultan Ahmet Camii külliyesiyle birlikte, İstanbul’daki en büyük yapı komplekslerinden biridir. Bu külliye bir cami, medreseler, hünkar kasrı, arasta, dükkânlar, hamam, çeşme, sebiller, türbe, darüşşifa, sübyan mektebi, imarethane ve kiralık odalardan oluşmaktadır. Bu yapıların bir kısmı günümüze ulaşamamıştır.

Yapının mimari ve sanatsal açıdan dikkate sayan en önemli yanı, 20.000’i aşkın İznik çinisiyle bezenmesidir. Bu çinilerin süslemelerinde sarı ve mavi tonlardaki geleneksel bitki motifleri kullanılmış, yapıyı sadece bir ibadethane olmaktan öteye taşımıştır. Caminin ibadethane bölümü 64 x 72 metre boyutlarındadır. 43 metre yüksekliğindeki merkezi kubbesinin çapı 23,5 metredir. Caminin içi 260 pencereyle aydınlatılmıştır. Yazıları Diyarbakırlı Seyyid Kasım Gubarî tarafından yazılmıştır. Çevresindeki yapılarla birlikte bir külliye oluşturur ve Sultanahmet, Türkiye’nin altı minareli ilk camiidir.

Sultan Ahmet Camii’nin 1895 yılındaki hali

Tarihçe

Sultan Ahmet Camii’nin 1895 yılındaki hali

Efsaneye göre dönemin padişahı I. Ahmet, başta minareleri altından yaptırmak istemiştir. Ama kaplamada kullanılacak olan altının değeri padişahın bütçesini fazlasıyla aşınca, caminin mimarı Sedefkar Mehmet Ağa bu emri güya yanlış işiterek, “altın” sözcüğünden “altı” yaparak, camiyi 6 minareli inşa ettirmiştir.

Ancak efsaneler bir kenara, İstanbul’da meydana gelen her büyük olay, her büyük eser, İslam dünyasını yakından ilgilendiriyor ve başlıca konu ediliyordu. Sultan Ahmet Camii’nin yapılması da hayranlıklar, geniş yankılar uyandırmıştı. Fakat İmparatorluğun bazı eyaletlerinden de itirazlar gelmişti. İtiraz edenler, camiye altı minare yapılması Kabe’ye saygısızlık olur diyorlardı. Çünkü o zamanlar altı minaresi olan tek mabed Mekke’de idi. Padişah bu meseleyi bütün İslam alemini memnun edecek bir şekilde halletti: Mekke’ye yedinci minareyi yaptırdı.

Minarelerle alakalı diğer bir husus da, şerefelerdir. Sultanahmet minarelerinin dördü üçer, ikisi de ikişer şerefelidir ve toplam 16 şerefe yapmaktadır ki bu da aynı zamanda Sultan Ahmet’in 16. padişah olduğuna işaret eder. Sultan 1. Ahmed 14. padişah olmasına rağmen aradaki fark Osmanlı Devleti’nin Fetret Devri’ndeki Yıldırım Beyazıt’ın iki oğlu Emir Süleyman ve Musa Çelebi’nin tahta geçmemesine karşın padişah sayılmasındandır.

Caminin içeriye açılan 3 kapısından herhangi birinden girildiğinde dış görünüşü tamamlayan boyama, çini ve vitray camlarının zengin ve renkli süslemeleri ile karşılaşılır. İç mekan büyük bir bütündür; ana ve yan kubbeler geniş sivri kemerlerin dayandığı 4 iri sütun üzerinde yükselir. Caminin içini 3 taraftan çevreleyen balkonların duvarları, yine İznik çinileri ile süslüdür. Bunların yukarısı ve bütün kubbe içleri ise boya işidir. Avlunun batı girişinde ise, demirden ağır bir kordon bulunmaktadır. Bu kordon avluya atıyla giren padişahın kafasını çarpmaması için eğmesini gerektiriyordu. Bu, padişahın bile camiye girerken kendisine çeki düzen vermesi gerektiğini göstermek amaçlı sembolik bir eylemdi.

Gece aydınlatması

Mimari

Sultanahmet camiinin tasarımı Osmanlı cami mimarisi ile Bizans kilise mimarisinin 2yüz yıllık sentezinin zirvesini oluşturur.Komşusu olan ayasofyadan bazı Bizans esintileri içermesinin yanı sıra geleneksel İslami mimari de ağır basar ve klasik dönemin son büyük camisi olarak görülür.caminin mimarı, büyük usta Sinan’ın “boyutta büyüklük, heybet ve ihtişam” fikirlerini yansıtmada başarılı olmuştur.

Ön cephe görünüm

Dış :

Köşe kubbelerin üstündeki küçük kulelerin eklenmesi dışında, geniş ön avlunun cephesi Süleymaniye Camii’nin cephesiyle aynı tarzda yapılmıştır.Avlu neredeyse caminin kendisi kadar geniştir ve kesintisiz, tekdüze desenli bir kemer altıyla çevrilmiştir.her iki tarafında abdesthaneler vardır.ortadaki büyük altıgen fıskiye avlunun boyutları göz önüne alındığında küçük kalır.avluya doğru açılan dar anıtsal geçit kemer altından mimari olarak farklı durur.yarı kubbesi kendinden daha küçük uzun bir davul şeklinde bir kubbeyle taçlandırılmış ve ince sarkıt bir yapıya sahiptir.

Ağır bir demir zincir batı tarafındaki avlu girişinin üst kısmını asılı tutar.caminin avlusuna yalnızca sultan at sırtında girebilirdi.zincir aşağıda tutulurdu böylece sultan her girişinde başını eğmek zorunda kalırdı.bu da hükümdarın dinine karşı saygısını göstermek adına sembolik olarak yaptığı bir şeydi.

İç:

Her katında alçak düzeyde olmak üzere, caminin içi İznik’te 50 farklı lale deseninden üretilmiş 20binden fazla çiniyle bezenmiştir.alt seviyelerdeki çiniler gelenekselken galerideki çinilerin desenleri çiçekler, meyveler ve servilerle gösterişli ve ihtişamlıdır.20binden fazla çini iznikte çömlekçi kasap hacı ve Kapadokyalı barış efendinin yönetiminde üretilmiştir.her çini başına ödenecek tutar sultanın emriyle düzenlense de çini fiyatı zamanla artmış, bunun sonucunda kullanılan çinilerin kalitesi zamanla azalmıştır.renkleri solmuş ve cilaları sönükleşmiştir.arka balkon duvarındaki çiniler 1574teki yangında zarar gören Topkapı sarayının hareminden geri dönüştürülen çinilerdir.

İç kısmın daha yükseklerine mavi boya hakimdir fakat düşük kalitelidir.200den fazla karışık leke desenli cam doğal ışığı geçirir, bugün avizelerle desteklenmişlerdir.avizelerde devekuşu yumurtası kullanımının örümcekleri uzak tuttuğunun keşfedilmesi örümcek ağlarının oluşumunu engellemiştir.Kurandan sözler içeren hat dekorasyonlarının çoğu zamanın en büyük hat sanatçısı Seyyid kasım Gubarî tarafından yapılmıştır.yerler yardımsever insanlarca eskidikçe yenilenen halılarla kaplıdır.pek çok büyük pencere geniş ve ferah bir ortam hissi vermektedir.Zemin kattaki açılır pencereler “opus sectile” adı verilen bir döşeme şekliyle dekore edilmiştir.her kavisli bölüm bazıları ışık geçirmeyen 5 pencereye sahiptir.her yarı kubbe 14 pencereye ve merkez kubbe 4ü kör olmak üzere 28 pencereye sahiptir.pencereler için renkli camlar Venedik sinyorundan sultana hediyedir.bu renkli camların çoğu bugün sanatsal değeri olmayan modern versiyonlarıyla değiştirilmiştir.

Caminin içindeki en önemli unsur ince işçilikle oyulmuş ve yontulmuş mermerden yapılma mihraptır. Bitişik duvarlar seramik çinilerle kaplanmıştır.fakat çevresindeki çok sayıda pencere onu daha az ihtişamlı gösterir.mihrabın sağında zengin dekore edilmiş minber bulunur. Cami en kalabalık halinde dahi olsa herkesin imamı duyabileceği şekilde tasarlanmıştır.

Padişahın kulübesi güneydoğu köşesindedir.bir platform, iki küçük dinlenme odası ve sundurmadan oluşur ve padişahın güneydoğu üst galerideki locasına geçişi bulunur.bu dinlenme odaları 1826da yeniçerilerin ayaklanması sırasında veziriazamın yönetim merkezi oldu.Hünkar Mahfil 10 adet mermer sütunla desteklenmiştir.zümrüt, gül ve yaldızlarla süslenmiş ve yaldızlarla 100 adet Kuran işlenmiş kendi mihrabı vardır.

Caminin içindeki birçok lamba zamanında altın ve diğer değerli taşlarla ve de içinde devekuşu yumurtası ya da kristal toplar bulunabilecek cam kaselerle kaplıydı.bu dekorların tümü ya kaldırıldı ya da yağmalandı.

Duvarlardaki büyük tabletlerde halifelerin isimleri ve kurandan parçalar yazılıdır.bunları orijinal haliyle 17. yüzyılın büyük hat sanatçısı Emetli Kasım Dubarım yapmıştır fakat yakın zamanda restore edilmek için kaldırılmışlardır.

Minareler:

Çoğu tur rehberi doğru olmayan şu hikayeyi anlatır : Sultanahmet camii Türkiye’de 6 minaresi olan 2 camiden biridir, diğeri ise Adana’daki sabancı camiidir.minarelerin sayısı ortaya çıkınca sultan küstahlıkla suçlanmıştır çünkü o zamanlarda, Mekke’deki Kabe’de de 6 minare bulunmaktadır.sultan bu problemi Mekke’deki camiye yedinci minareyi yaptırarak çözer.

Halbuki gerçekte Mekke’deki Camii, Sultanahmet camii inşa edilmeden 1 yüzyıl öncesinden beri 7 minareye sahiptir.

4 minare caminin köşelerindedir.kalem şeklindeki bu minarelerin her birinin 3 şerefesi vardır.ön avludaki diğer iki minare ise ikişer şerefelidir.

Yakın zamana kadar müezzin günde 5 kere dar sarmal merdivenleri çıkmak zorunda kalıyordu, bugün ise toplu dağıtım sistemi uygulanıyor.ve diğer camilerce de yankılanan ezan şehrin eski bölümlerinde de duyuluyor.Türklerin ve turistlerin oluşturduğu kalabalık günbatımı vaktinde, güneş batarken ve cami renkli projektörlerle parlak bir şekilde aydınlatılmaya başlarken parkta toplanıp yüzünü camiye vererek akşam ezanını dinliyorlar.

Cami inşa edildiği dönemlerde uzunca bir süre cuma günleri Topkapı Sarayı’ndakilerin ibadetlerini gerçekleştirdiği mekan olmuştur.