Macritî kimdir?

Endülüste yetişen ünlü kimyâ ve matematik âlimi. İsmi, Mesleme bin Ahmed bin Kâsım bin Abdullah el-Macritî olup, künyesi Ebül-Kâsımdır. 950 (H.338) senesinde, şimdi İspanyanın başşehri olan Madridde doğdu. Bu yüzden el-Macritî nisbesini aldı. 1007 (H.397) senesinde Kurtubada vefât etti. Endülüste yetişen âlimlerin en meşhûrlarındandır.

İlim merkezi olan Kurtubaya küçük yaşta giden Ebül-Kâsım, ilim öğrenmek için birçok İslâm ülkesini dolaştı. Devrinin din ve fen ilimlerinde mütehassıs âlimlerinden ders aldı. Onlarla ilmî mütâlaalarda ve istişârelerde bulundu. İlmî gezilerini tamamladıktan sonra, İspanyaya dönerek Kurtubaya yerleşti ve birçok ilim ve irfan âşığının toplandığı bir medrese inşâ ettirdi. Bugünkü anlamda tam bir ilimler akademisi durumundaki bu medresede, Ebül-Kâsım Gırnatî ve Ebû Bekr Kirmânî gibi pekçok âlim yetişti.

Ebül-Kâsım Macritî, fen ilimlerinin her dalında söz sâhibiydi. Astronomi, yıldız ve gezegenlerin hareketleri ile ilgili çok geniş ve esaslı bilgiye sâhipti. Batlemyüsün (M. 85-167) gök harîtası üzerine ilk defâ tâlikâtta bulunan (notlar düşen) ve astronomik cetvellerdeki yanlışlıkları düzeltme yolunda faaliyet gösteren bir âlim olarak Avrupada tanındı.

Macritî, kimyâ ilmiyle de meşgûl oldu ve bu alanda Rutbet-ül-Hakîm ve Gâyet-ül-Hakîm adlarında iki eser yazdı. Bu eserler; o devirde doğu ve batı bilim çevrelerinde tek mürâcaat kaynağı oldu.

Kimyâ üzerindeki çalışmalarında, gâyet mantıkî ve hesâba dayanan bir düşünce ve tedkik kâbiliyetine sâhipti. Maddeler üzerinde yaptığı deneyleri, eserlerinde uzun uzun anlattı. Meselâ bir miktâr cıvayı bir cam tüpe koyarak, bunu kırk gün süreyle sâkin bir ateş üzerinde tuttu. Bu süre boyunca civada meydana gelen değişiklikleri dikkatle tâkib etti. Sonunda, cıvanın oksijen ile reaksiyona girerek kırmızı toz hâline geldiğini gördü. Bugün buna cıva-oksit denilmektedir. Deneye tâbi tuttuğu maddenin ağırlığının deney sonunda değişmediğini tesbit etti. Hâlbuki, bu reaksiyonda, bir miktar cıvanın buharlaştığını görmüştü. Oksijenle birleşme doğuran bir reaksiyon hâsıl olmuş ve cıva ile birleşen oksijen kadar cıva buharlaşmıştı. Priestley ve Lavoisier, onun tesbit ettiği bu önemli kimyevî prensiplerden istifâde edip geliştirerek Kütlenin (maddenin) korunma kânununu ortaya koydular.

Macritî, Câbir bin Hayyân ve Râzîden sonra üçüncü sırada yer alan bir kimyâ üstâdı idi. Kimyânın hurâfelerden, sihir ve tılsımât gibi şeylerden ayıklanıp başlı başına bir ilim hâline gelmesini sağladı. Metodu, tecrübe ve istikra yâni tüme varım idi. Matematiğin kimyâ için kaçınılmaz bir ilim olduğunu çok iyi biliyordu. Talebelerine metodunu öğretiyor ve kimyevî reaksiyonlar üzerinde dikkatle durmalarını ısrârla tavsiye ediyordu.

Ebül-Kâsım Mesleme bin Ahmed Macritî, bir ara çalışmalarını matematik sâhası üzerinde teksîf etti.

Özellikle sayılar teorisi ve Oklid geometrisi üzerinde çalışarak eserler yazdı. Macritînin hesab hakkındaki eseri o devrin bütün ilim çevrelerinde el kitabı olarak kullanıldı. Bilim târihçisi Florian Cojori, History of Mathematics adlı eserinde, Macritîden söz ederken, matematik sâhasında özellikle sayılar teorisini geliştirdiğini ve “Adâd-ı mütehabbe” veya “Amicable numbers” (Sevgi sayıları) denilen ve sevgiye sebeb olduğu sanılan sayılar üzerinde çalışmalar yaptığını kaydetmektedir.

Macritî, ayrıca biyoloji, zooloji ve ekoloji dallarında da ilmî çalışmalarda bulundu. Dikkat çekici çalışma ve tesbitler ortaya koymayı başardı. İnsanlar arasında olduğu gibi hayvanlar arasında da, gruplaşma ve başkanlık temâyülü olduğunu, her bir hayvan grubunun âdetâ bir toplum teşkil ettiğini, anlaşma için belli dilleri ve farklı özellikleri bulunduğunu, bu sistemin kâinâtta son derece muntazam ve âhenkli bir şekilde mevcut olduğunu söyledi. Bu görüşleriyle isâbetli ve modern bir tesbit ortaya koydu. Günümüzde modern biyoloji ve zooloji bunu isbatlamaktadır.

Macritî, ekoloji ve çevre bilimlerinin de kurucusu sayılabilir.

Macritînin kurduğu medresenin yakınlarında, Endülüs Emevî Devleti tarafından Kurtubada 600.000 kitap bulunan bir kütüphâne kurulmuştu. Avrupalı ilim tâlipleri Kurtubaya gelerek, Arapça öğrenir, Macritî gibi birçok İslâm âliminden ilim tahsil ederlerdi. Endülüs medreselerinde lüzumlu kültüre sâhib olan Avrupalı talebeler, İslâm âlimlerinin yazdığı muhtelif ilim dallarına dâir el yazması eserleri çeşitli yollardan elde ederek, o zamanlar henüz teşekkül etmekte olan Avrupa ilim çevrelerine götürdüler. Eserleri tercüme ederek kendileri keşf yapmış ve eser yazmış gibi piyasaya sürüp, bir çok İslâm âliminin isimlerini unutturdular. Bugünİslâm âlimlerinin yaptığı birçok keşfler, ilmî ahlâkın aksine olarak, çalınmış ve batılı ilim adamları tarafından yapılmış gibi insanlığa tanıtılmıştır.

Macritî, batı İslâm dünyâsında, fen ilimleri dalında rönesansın ilk temsilcisi olarak değerlendirilmektedir. O, hayâtını İslâmiyete, ilim yoluyla hizmet etmeye vakfetmiş, seçkin bilim adamlarındandı. Bütün ömrünü eser yazma, tercüme ve ilmî deneyler yapma ve ilim adamı yetiştirmekle geçiren bu büyük âlim, ne yazık ki, adı unutturulan İslâm âlimlerinden biridir.

Macritînin yazmış olduğu eserlerden bâzıları şunlardır:

1) Kitâbu Semâr-il-Aded fil-Hisâb,

2) Kitâbu İhtisâri Tadîl-il-Kevâkib min Zîcil-Bettânî: Bettânînin Zîcinin hulâsasıdır.

3) Kitâbu Rütbet-il-Hakîm fil-Kimyâ,

4) Kitâb-ül-Ahcâr: Mâdenlerle ilgilidir.

5) Kitâbu Ravdat-il-Hadâik,

6) Kitâb fil-Usturlâb,

7)Kitâb Şerh-il-Macistî li Batlemyüs,

8)Kitâb fit-Târih,

9) Kitâb fit-Tabîiyyât ve Tesîr-in-Neşeti vel-Bîeti alel-Kâinât-il-Heyeti: Ekoloji ve çevre bilimleri, yâni tabiat ve maddî çevrenin canlılar üzerindeki etkileri ile ilgilidir.

10) Kitâbu Mefharet-il-Ahcâr-il-Kerîmeti: Kıymetli taş ve mücevherâtın tedkîkinden bahseder.

11) Kitâb-ul-Îzâh fî İlm-is-Sihr,

12) Kitâb-ur-Risâlet-il-Câmia,

13) Kitâbu Gâyet-il-Hakîm: Kimyâ ve bilim târihi ile ilgilidir. Eserde sâdece kimyâ üzerinde durmamış, eski devir ve milletlerden kendisine ulaşan; astronomi, matematik, mekanik ve tabiat târihi ilimlerine dâir temel bilgiler hülâsa etmiştir. O dönemde Kral Alfonso tarafından Latinceye tercüme edilen eser, 1252 senesinde Picatrix adı ile neşredildi. Ayrıca ünlü şarkiyatcı Ritter, 1927 senesinde eseri Almancaya tercüme ederek yayınladı.

Kemaleddin Farisi kimdir?

On dördüncü asırda yetişen büyük matematik ve fizik âlimi. İsmi, Kemaleddin Ebu’l Hasan Farisi’dir. Hayatı hakkında fazla bilgi yoktur. İran’da yetişti. Zamanın büyük din ve fen âlimlerinden Kutbeddin Şirazi’nin talebesidir. Özellikle ilm-ül-Menazır denilen ve fiziğin temel konularından biri olan optik sahasındaki başarılı çalışmalarıyla tanındı. Optikle ilgili önceki eserleri esaslı bir şekilde tetkik etti.
Farisi, ilmi çalışmalarının büyük bir kısmını, görüntülerin ve ışıkların kürevi cisimlere ulaşması sonucu kırılması olayı üzerinde derinleştirdi. Bu konuda, önceki bütün eserleri inceledi.

Kendisi bu hususta eserinin birinde şunları söylüyor: “Birçok büyük fizik aliminin eserini incelediğimde, ışığın, ışık kaynağından doğru bir çizgi halinde etrafa yayıldığını ve su yüzeyi gibi bir yüzeye ulaştığında, oradan eşit açılarda fakat değişik yönlerde yansıdığını ve yayılma yönünde her tarafa nüfuz ettiğini söylüyorlardı.

Burada şu dört türlü olay göze çarpmaktadır: Doğrusal yarılma, kırılma, nüfuz ve yansıma açılan. Bunların hepsi eşit durumda bulunuyordu. Bu hadise büyük bir hayret ve ilgi uyandırdı. Bunun kaynağı ve sebebi neydi. Uzun müddet bunun üzerinde incele melerde bulundum.

Sonunda şu mühim sonuca ulaştım. Yansıma ve kırılma yoluyla meydana gelen görüntü, aslından farklı oluyordu. Bu durum, hayret ve ilgimi daha da arttırdı. Sonunda hocama başvurdum. Hocam Kutbeddin Şirazi, bana bu konuya dair İbn-i Heysem’in bir eserini verdi. Onu inceleyince, kesin ve açık izahların tatlı serinliğini buldum. Çok faydalı, ince ve şaşılacak bilgilerle karşılaştım. Verilen bilgiler sağlam deneylere, geometrik ve astronomik gözlemlerin neticelerine ve hakikate uygun mukaddimelerden çıkarılan kı yaslara dayanıyordu.”

Kemaleddin Ebu’l-Hasan çalışmalarını İbn-i Heysem’in Kitab-ül-Menazır adlı eseri üzerinde derinleştirdi. Bu eseri tam anlamıyla kavrayabilmek ve içindeki bilgileri açıklığa kavuşturup, ilimde yeni merhalelere ulaşabilmek için inzivaya çekildi. Bir taraftan eseri hülasa haline getirmeye çalışırken, diğer taraftan kendi ilmi seviyesine göre yeni yeni mevzu ve buluşlara ulaştı. Yaptığı bu çalışmalara Tenkihü’l-Menazırü’l Zev-il-Ebsar vel- Besair adını koydu.

Menazır, yani optik ilmi, ona göre; idrak ettiği şeyler itibariyle görme organının durum ve özelliklerini inceleyen, konularını tespit eden bir ilim dalıdır. Başlıca şu konuları ele alır: Gözün yapısı, görme olayı ve görünen şeyler, ışık ve renklerin incelenmesi, katı ve şeffaf cisimler ile ışık arasındaki münasebetler. Farisi, bütün bu konulan incelerken, matematik ve mantık metotlarını kullanarak ilmi açıklamalarda bulundu.

Şeffaf ve billur kürelerde ışığın kırılıp yansı ması hadisesini ele alırken, araştırmalarını, İbn-i Heysem’in eserinde belirttiği billur kürelere ulaşan ışığın, bunlara nüfuzu meselesi üzerine teksif etti. Kemaleddin Farisi, İbn-i Heysem’in ulaştığı sonuçlarla yetinmedi. Daha da ileri giderek, havada su buharını meydana getiren küçük ve milyonlarca su küreciklerine güneş ışığının ulaşarak bunlarda kırılmasını ve muhtelif renklerin meydana gelip, gök kuşağının teşekkülünü izah etti.

Ayın etrafında, ay ışığı sebebiyle meydana gelen hale’yi de yine aynı prensibe dayanarak ele aldı, yapı ve teşekkülünü ilmi olarak izah etti. Farisi’ye gelinceye kadar gök kuşağının teşekkülü hakkındaki anlayış ve bilgi seviyesi, ışığın karanlıkta imtizac etmesi şeklindeydi ve aralarındaki orantıya göre de muhtelif renkler meydana geliyor sanılıyordu. Bu gün bilindiği gibi, ışığın kırılması ve yansıması olayı, renk tayflarının meydana gelmesine sebep olmaktadır.

Eserleri:
Kemaleddin Farisi; matematik, cebir, optik ve genel anlamda fizik ilimleri sahasında önemli eserler bıraktı. Bunlardan budarı şunlardır:
1) Kitabu Esasi’l-Kavaid fi Usul-il-Fevaid: Bu eser, İbn-ül-Havvam Bağdadi’nin, El-Fevaidü’l-Behiyye fil-Kavaid-il-Hisabiyye adlı matematik ve cebir ilmiyle ilgili eserinin şerhidir.

2) Tezkiretü’l-Ahbab fi Beyani’t- Tehab: Matematik ile ilgili bir eserdir.
3) Makaletün an Amelin li-Nasiriddin et- Tusi,
4) Kitibu Tenkihu’l Menazır li Zev-il-Ebsar vel-Besair: Optiğe dair bir eserdir. Çok meşhur olup, Haydarabad’da iki cilt halinde basılmıştır. 1020 sayfa olan eser, 1928 ve 1929 senelerinde neşredildi.
5) Kitabu’l-Besair fi İlmi’l-Menazır fil-Hikme: Optikle ilgili olan bu eser tedkike muhtaçtır.

Farisi’nin eserleri incelenip, uyguladığı ilmi üslup ve metot anlaşılınca, insan modern bir ilim adamı ve eseriyle karşı karşıya olduğunu anlar. Gerçek bir ilim adamının ona hayran kalmaması, fikir ve düşüncelerinden faydalanmaması imkânsızdır.

Kadızade Rumi kimdir?

Asıl adı Selahaddin Musa olan, Bursalı Kadızade Rumi ortaçağın ünlü türk matematik ve astronomi bilginidir. Soyca ilim sahibi bir aileden geldiği ve çağının bilim otoritelerinden bursa kadısı Mehmet Çelebi’nin oğlu olduğu için, Bursa ve çevresinde daha çok “Kadızade” olarak tanındı. Her ne kadar bilim tarihi ile ilgili birçok kaynakta, doğumu 1337 tarihi olarak gösterilse de bu bir tahminden öteye gitmemektedir. Ölüm tarihinin ise 1436 yada 1437 olduğu sanılmaktadır.

İlköğrenimini Molla Fenari gibi değerli bilim adamlarının eğitim verdiği medresede tamamladı. Daha sonra matematik ve astronomi bilgilerine yenilerini katmak için, Horosan ve Maveraünnehir bölgelerine gitti. Burada uzun yıllar bölgenin ve çağının ünlü bilgini Seyyid Şerif Cucani’den felsefe derslerini aldı. Hocasının “Mevakif (duraklar)” adlı eserini inceleyip, eserde birtakım eksiklik ve yanlışlıklar tespit etmesi üzerine hocası Seyyid Şerif Curcani ile arası açıldı. Bu sebeple Curcan’dan ayrılarak Bursa’da okuduğu yıllarda kendisinden ders aldığı hocası Molla Fenari’den şöhretini duyduğu Maveraünnehir Bölgesinin Semerkant Şehrine geldi ve Semerkant Rasathanesi olarak bilinen gözlemevinde çalışmaya başladı. Yine bu şehirde kesin bilemediğimiz bir tarihte evlenip, Şemseddin Mehmet Adında bir oğlu oldu.

Adına “Anadolu” anlamında “Rûmi” sözcüğünün eklendiği Semerkant’ta, çağının ünlü astronomi ve matematik bilginleri ile temasa geçip, kendini tamamıyla bilimsel çalışma ve araştırmalara verdi. Kısa bir sürede çevresinde en çok sevilen ve sayılan bir bilgin olarak tanındı.

Uluğ Bey tarafından önemli bir astronomi kitabı olan “Zic-i İlhani” de gerekli düzeltmeleri yapmakla görevlendirilen Kadızâde Rûmi, birlikte çalıştığı Gıyasüddin Cemşid’in ölümünde sonra Semerkant şehirindeki Uluğ Bey Rasathanesi ve Uluğ Bey Medrese’si (bugünkü anlamıyla üniversite) yöneticiliklerine getirildi ve ölümüne dek bu görevlerini sürdürdü.

ESERLERİ

Aralarında Uluğ Bey, Fethullah Şirvani ve Ali Kuşçu’nunda bulunduğu değerli brçok bilim adamını yetiştiren Kadızâde Rûmi, doğu ve Batı bilim dünyasında uzun süre değerini koruyan ve Osmanlı Medreselerinde Ders kitapları olarak okutulan kıymetli eserler de ortaya koydu. Bunlardan en önemlileri şunlardır:

1. Muhtasar-ı Fi’l-Hisab (Hesap Özeti): zamanının bilim dili olan Arapça’yla yazılmış faydalı bir Matematik kitabıdır.
2. Risale Fi-istihracı’l-Ceyb Derece-i Vahide: (birinci Dereceden Çıkarma üzerine Risale): bu Eserde 1 derecelik yayın Sinüs değeri, O zamana kadar bilinen Matematik kurallarından daha ileri bir hesaplama yöntemiyle ortaya konmuştur.
3. El-Mülahhas Fi’l-Hey’e Şerhi: Astronomi ile ilgili bir eserdir.
4. Eşkâl-i Te’sis Şerhi: Geometri Öncüleri ve Üçgenlerden Bahseden değerli bir eserdir.

İbn-i Yunus kimdir?

Onuncu yüzyılda Mısır’da yetişen büyük astronomi alimi. İsmi, Ali bin Abdurrahman bin Ahmed bin Yunus es-Sadefi’dir. İbn-i Yunus diye meşhur oldu. Avrupa’da ise Aben Jenis adıyla tanındı.

Mısır’ın Said bölgesindeki Sadfa köyünde doğdu. Doğum tarihi bilinmeyen İbn-i Yunus, 1008 (H. 399) senesinde vefat etti.

Babası, devrin tanınmış hadis alim ve tarihçilerindendi. Dedesi, İmam-ı Şafii hazretlerinin yakınlarından ve ilmi meclisinde bulunan bir zattı. İbn-i Yunus, küçük yaşta ilim tahsiline başladı. Din ilmi yanında başta astronomi olmak üzere, fen ilimlerini öğrendi. Mısır’da hüküm süren Fatımi Sultanlarından El-Aziz ve oğlu Hakim bi-emrillah devirlerinde tanındı. Fatımi hükümdarları, ilmi çalışmalarını teşvik ederek, Kahire civarında Cebel-i Mukattam Dağında onun için bir rasathane yaptırdılar. Astronomi çalışmaları yapmasını sağladılar. Kendisine o devrin en mükemmel aletlerini temin ettiler.

İbn-i Yunus, 978 senesinde Kahire’de yaptığı gözlemler neticesinde ay ve güneş tutulmalarını en ince hesaplarla tespit etti. Böylece büyük bir şöhrete erdi. Zira bu şekilde hassas ve dakik hesaplama, o zamana kadar yapılmamıştı. Yaptığı rasatlar sonunda büyük ve mükemmel bir zic hazırladı. Bu eseri dört cilt olup, Zic-ül-Hakemi adıyla meşhurdur. İbn-i Yunus, eserinde kendinden önce gelen astronomi alimlerinin ay ve güneş tutulmalarıyla ilgili yaptıkları hesaplamaları ve yıldızların hareketleriyle ilgili bilgileri ele alıp, mukayese etti. İyice tetkik ederek, kendi rasatlarıyla elde ettiği sonuçlarla karşılaştırdı. Böylece ayın hareketinin giderek değiştiğini ortaya koydu.

Burçlar dairesinin meylini, güneşin paralaksını itidal noktalarını en doğru şekilde tespit etti. İbn-i Yunus’un gayesi, kendinden önce gelen alimlerin ortaya koyduğu bilgileri tashih edip, mükemmel bir hale getirmekti. Vardığı sonuçlar ve yaptığı hesaplamalar, günümüzdekilere çok yakındır. Bu yüzden ilim tarihçileri onu Bettani ve Ebü’l-Vefa Buzcani’den sonra, en büyük astronomi alimi bilirler.

İbn-i Yunus, yalnız astronomi ile meşgul olmadı. Asrında muteber olan diğer fen ilimleriyle de ilgilendi. Matematik ilminin dallarıyla uğraştı. Zaten Zic-ül-Hakemi adlı eserinin bir bölümü matematiksel coğrafya ile ilgilidir. Trigonometride söz sahibi oldu. O devirlerde trigonometri henüz daha başlı başına bir ilim dalı halinde değildi. İbn-i Yunus, bu ilmin başlıbaşına bir ilim haline gelmesi için esaslı çalışmalar yaptı ve bu yolda başarılı adımların atılmasını sağladı.

Birçok bilginin çalışmalarına ışık tuttu. 0 ve 1°nin sinüsünü son derece dikkatle hesapladığı gibi tanjant ve kotanjant cetvellerini de muntazam bir şekilde hazırladı ve çalışmalarında kolay bir hesaplama metodu geliştirdi. Bu metodla bütün hesaplar süratle yapılıyordu. Böylece logaritmanın keşfine giden ilk adımları attı ve haklı olarak ilim tarihçileri tarafından kabul edildi. Çünkü o, logaritma’nın temel prensibi olan çarpmayı, bölmeye çevirme usulünü bulmuş ve ilk defa kullanmıştı.

Trigonometri için büyük önemi olan dönüşüm formüllerini ilim dünyasına ilk defa o kazandırdı. Onun bu formülleri kullanarak hesap yapması, ortaçağ bilginlerini şaşkına çevirdi. İbn-i Yunus, trigonometri üzerindeki araştırma ve çalışmalarında, özellikle kürevi trigonometride birçok zor problemleri çözmeyi başardı.

Batılı bazı bilim tarihçileri, logaritmanın kaşifi olarak 1550–1617 seneleri arasında yaşıyan İskoçyalı bilgin John Nepier’i kabul ederler. Halbuki onun bulduğu bu formül, kendisinden tam yedi asır önce İbn-i Yunus tarafından kullanılan yukarıda gördüğümüz formüllerden ibarettir.

John Napier, buradan hareketle, İbn-i Yunus’un bulduğu logaritmik formülleri geliştirmiştir. İbn-i Yunus, ömrünün büyük bir kısmını yıldızlar ve özellikle gezegenleri tetkik etmekle geçirdi. On sekiz yıldızın gökküresindeki koordinat değerlerini buldu. Onların hareket ve faaliyetleri üzerinde durdu. Yıldızların gözlenmesinde kullanılan ve görünüp kaybolma periyotlarının tespitine yardımcı olan rakkas, yani sarkaç aletini keşfetti. Batılılar, bunu ünlü İtalyan bilim adamı Galile’ye (1564–1642) mal ederlerse de yapılan araştırmalar, iddialarını çürütmektedir.

İbn-i Yunus, sarkacı Galile’den tam yedi asır önce keşfederek ilmi çalışmalarında kullanmıştır. Saatlerde sarkacı kullanan da yine İbn-i Yunus’tur. Fransız bilim tarihçisi Sedillat, Histoire Generale des Arabes adlı eserinde bu hususları belgelendirmiştir. Nallino da araştırmaları neticesinde aynı sonuca ulaşmış ve bu hakikati itiraftan geri kalmamıştır. Eserleri:

İbn-i Yunus’un yazdığı eserlerin bazıları şunlardır:

1)Kitab-uz-Zıll: Sinüs ve kosinüs ile ilgilidir.

2)Zic-ül-Hakemi: En meşhur eseri olup, dört cilttir. Eser, seksen bir bölümden meydana gelmiştir. Asırlar boyunca sahasında müracaat kaynağı olarak kaldı. Gerek ilmi seviyesi, gerekse üslubunun açıklığı dolayısıyla 1804 senesinde Fransızcaya tercüme edilmiştir. Eserin bir bölümü ise 1822 senesinde Leiden’de basılmıştır. Bir nüshası Kahire Kütüphanesinde mevcuttur.

3)Kitabu Gayet-il-İrtifa: Namaz vakitlerinin hesaplanmasıyla ilgilidir.

4)Kitab-ül-Meyl,

5) Tarihu A’yani Mısır, Kitab-ut-Ta’dil-il-Muhkem: Ay ve güneş tutulmalarının tetkikiyle ilgilidir.

6)El-Ukud ves-Su’ud fi Evsaf-il Ud, Kitabun anir-Rakkas. Nasırüddin Tusi gibi birçok astronomi alimleri, İbn-i Yunus’un eserlerinden faydalandı. Kopernik ve Fransız bilgin Laplace de, İbn-i Yunus’un eserlerini inceleyerek çok istifade ettiler.

Gıyaseddin Cemşid kimdir?

Gıyaseddin Cemşid al-Kaşi, (~ 1380, Kaşan – 22.06.1437, Semerkand) 14. yüzyılın son yarısında, Kaşan’da doğmuş bir Hekim, Matematikçi ve Gökbilim adamıdır.

Yaşam Öyküsü

Doğum ve ölüm tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Öğrenimini Kaşan’da tamamlamış, Uluğ Bey’in daveti üzerine Semerkand’a gitmiş ve çalışmalarına burada devam etmiştir. Matematik ve astronomi üzerine çalışmaları olan al-Kaşi, aritmetikte ondalık sistemi ilk kullanan kişidir. Meraga Gözlemevi’nde yapılmış olan gözlemleri içeren İlhan’ın Zici adlı zicteki tabloları yeniden hesap ederek İlhan’ın Zici’ni tamamlayan Hakan’ın Zici adlı eserini yazmıştır; Süllem el-Sema adlı eserinde ise gök cisimlerinin uzaklıkları sorununu tartışmıştır.

Gıyaseddin Cemşid al-Kaşi’nin en önemli eseri, Ortaçağ İslâm Dünyası’ndaki matematik bilgisini bütün yönleriyle serimlediği Matematiğin Anahtarı adlı kitabıdır; bu eserinin bir bölümünde ondalık kesirleri kuramsal yönden incelemiş ve bu kesirlerle toplama, çıkarma, çarpma ve bölme gibi aritmetiksel işlemlerin nasıl yapılacağını örnekleriyle göstermiştir; burada vermiş olduğu bilgiler daha sonra 16. yüzyılın Osmanlı ünlü matematikçilerinden ve astronomlarından Takiyüddin tarafından kullanılacak, trigonometri ve astronomiye uygulanarak geliştirilecektir.

Usule uygun, sin 1° belirlemek için Gıyaseddin Cemşid al-Kaşi aşağıdaki çözümü bulmuş, sonraları 16. yüzyılda Fransız matematikçilerinden François Viète tarafından sık sık kullanılmıştır.

Eserleri

Khagani Zij 1413 yılında,

Ar-Risala al-Muhitija, 1424 yılında,

Miftah al-Hisab, 1427 yılında yazmıştır.

Ondalık kesirleri bulmuştur

Fergani kimdir

Fergani

Ebu el-Abbas Ahmed bin Muhammed bin Kesir el-Fergani Batı’da Alfraganus olarak da bilinen İranlı Müslüman astronom ve 9.yüzyılda yetişmiş en ünlü astronomlardan biridir.Fergana’da bulunan ünlü bir Türk ailesine mensuptur.Ay’daki Alfraganus kraterinin ismi O’na ithafen verilmiştir.

Fergani’nin 9.yüzyıl başlarında dünyaya geldiği,861 yılında hayatta olduğu ve bundan kısa bir süre sora vefat ettiği kabul edilmektedir.

İlim tahsilini zamanın kültür merkezi olan Fergana’da yaptı.Sonra,o devirde İslam aleminin ilim ve devlet merkezi olan Bağdat’a gitti.Kısa sürede kendisini tanıtan Fergani,astronomi ve matematik alanında kendisini kabul ettirdi.Abbasi halifeleri Memun,Mutasım,el-Vasık ve el-Mütevekkil devirlerinde önemli ilmi araştırmalar yaptı ve birçok eser yazdı.Halife Mütevekkil,konusunda söz sahibi oaln Fergani’yi 861 yılında Nil kıyısındaki ölçümleri yapabilmek için,Ravda adasında bulunan nilometrenin inşasını yönetmesi ve yapılan ölçüm işlerine nezaret etmesi için Mısır’a gönderdi.

Fergani,astronomi,matematik,coğrafya ve mekanik sahalarında çalışmalar yaptı.Bunlar arasında astronomiye daha çok ağırlık verdi.İlmi çalışmalarında deneye dayanan inceleme ve araştırmalar yaptı.

Astronomi

Fergani,Kur’an-ı Kerim’in ve aklın prensiplerine uygun olmayan Batlamyusçu astronomiyi ilk defa tenkid edenler arasında yer aldı.Gök cisimlerinin,Batlamyus ve izindekilerinin iddia ettiği gibi bazı akıl dışı ruhi cisimler olduğunu kabul etmedi.Onların,akli,kati,homosentrik ve eksantrik daireler şeklinde hareketlere sahip olduklarını ispatladı.Kainatın ve gezegenlerin hacim ve büyüklükleri ile birbirine uzaklıklarını inceledi.Yaptığı hesaplamalar,Kopernik’e kadar Batı astronomisinde değişmez ölçüler olarak kabul edilerek asırlarca kullanıldı.fergani,Güneş’in yarıçapının uzunluğunun 3250 Arap mili olduğunu söyledi.Bu da 6.410.000 metre ve 3990 İngiliz miline eşittir.

Fergani,Güneş’in de kendine göre hareketli olduğunu,ilim tarihinde ilk defa keşfeden alimdir.Kendi devrine kadar gök cisimlerinin hareketi biliniyordu.Ancak,Güneş’in de bir yörügesinin bulunduğunu kendi etrafında batıdan doğuya doğru döndüğünü ilk defa keşfeden alim Ferganidir.Ayrıca 41 yıl devam eden astronomi incelemelerinde enlem(paralel)ler arasındaki mesafeyi hesapladı.

Fergani,Güneş tutulmasını önceden tespit eden bir usül de buldu.Bu usülle,842 yılında bir Güneş tutulması olacağını önceden tespit etti ve o gün bu konuda rasatlarda bulunup incelemeler yaptı.Dünya’nın yuvarlak olduğu konusunda yeni deliller gösterdi.

Fergani,856 yılında Kahire’ye gitmiş ve Usturlab Yapımı Üzerine adlı bir eser yayınlamıştır.

Astronominin Unsurları(Elements of Astronomy)

Astronominin Unsurları(Elements of Astronomy),Fergani’nin astronomi üzerine yazdığı en önemli eserlerinden biridir.833 yılında yazıldığı tahmin edilen kitap, Batlamyus’un Almagest adlı kitabının betimleyici ve yeterli bir özeti niteliği taşımaktadır.Bu kitap,12.yüzyılda Gerardo Cremonesse tarafından Liber de Aggregationibus Scientie Stellarum et Principiis Celestium Motuum adıyla Latince’ye çevirlmiş ve Regiomontanus devrine kadar,Avrupa’da çok popüler bir eser olmuştur.Eser üçüncü defa Latince’ye Jacob Christmann tarafından Muhammedis Alfragani Arabis Chronologia et astronomica elementa adıyla çevrilmiştir 1590 ve 1618 yıllarında Frankfurt’ta basılmıştır.Bu çeviride eserin Jacob Anatoli tarafından yapılan İbranice çevirisi esas alınmıştır.Jacob Anatoli’nin İbranice çevirisi Qizzur Almagesti adıyla 1231-1235’lerde yapılmıştır.Bu çeviride büyük olasılıkla Gerardo Cremonesse’nin çevirisi kullanılmıştır.Anatoli’nin çevirisi Fergani’ninkinden 3 bölüm fazladır. Bunlardan sonuncusu (33. Bölüm) coğrafya ile ilgilidir ve yeryüzündeki yerlerin konumları ve gün uzunlukları yer alır.

Eser,son olarak Hollandalı oryantalist Jacob Golius tarafından,17.yüzyılda Leiden nüshası temel alınarak Muhammedis Fil. Ketiri Ferganensis. qui Vulgo Alfraganus Dicitur. Elementa Astronomica. Arabice & Latine. Cum Notis ad Res Exoticas sive Orientales, quae in iis Occurrunt adı ile Latince’ye çevrilmiş ve 1669’da Amsterdam’da basılmıştır.

Bu eser,astronomi alanında 13.yüzyıl bilim adamı Sacrobosco’nun kaleme aldığı Yer Küresi adlı astronomi kitabına kadar bir el kitabı olarak kullanılmıştır.Sacrobosco,kendi kitabını yazarken bu eserden faydalanmıştır.Ayrıca Dante’nin ünlü eseri İlahi Komedya’daki evren görüşü Fergani’den alınmadır.

Mekanik

Fergani,fizik ve mekanik alanlarında da çalışmalarda bulunmuştur.Çizimini kendi hazırladığı ve yapımına nezaret ettiği Nil nehri sularının hızını ve seviyesini ölçen Mikyas ül-Cedid adında bir alet yapmıştır.

Fergani,astronomi ve mekanikten başka matematik ve matematiki coğrafya alanlarında çalışmalar yapmıştır.

Fergani,halife el-Memun’dan başlayarak,el-Mütevekkil zamanına kadar El Cezire(Mezopotamya)’de yaptığı araştırmalar,yazdığı eserler ve bulduğu ölçüm aletleriyle zamanın önde gelen alimleri arasında yer aldı.O’nun astronomi,matematik,coğrafya ve mekanik sahasındaki çalışmaları bu ilim dallarıın gelişmesine önemli ölçüde yardımcı oldu.Onların temellerini güçlendirdi ve yeni gelişmelere yol açtı.Daha sonraki devirlerde aynı konularla ilgilenen alimler, Fergani’nin eserlerinden istifade ettiler. Fergani’nin tesirleri o devirdeki bütün Türkistanlı alimlerin üzerinde görülmektedir.

Fergani’nin tesiri,Avrupalı bilginler üzerinde de görülmektedir.Latince’ye tercüme edilen eserleri, asırlarca Avrupa üniversitelerinde okutuldu. Hazırladığı zicler,Fransız matematikçisi D.Alembert ve Laplance’nin en çok faydalandığı eserler arasında yer aldı.

Eserleri

Usul el-İlm el-Nücum: Yıldızlarla ilgili bir eserdir. Kitabın diğer isimleri şunlardır; El-Medhal fi el-Mejisti, El-Medhal ila İlm el-Heyet el-Eflak, Kitab el-Füsul el-Selasin

El-Kamil fi el-Usturlab: Usturlab yapımına ilişkindir. Fi Sanat el-Usturlab adıyla da tanınır.

Ebu’l Vefa Buzcani kimdir

Ebu’l Vefa Buzcani( 940 – 988)
Onuncu yüzyılda İslam aleminde yetişmiş büyük matematik ve astronomi alimi ismi Muhammed bin Yahya bin İsmail bin Abbas’tır. 10 Haziran 940 (H.328) tarihinde Horosan’ın Buzcan kasabasında doğdu.Bu yüzden Ebü’l-Vefa Buzcani diye meşhur oldu. 1 Temmuz 988 (H.388) tarihinde Bağdat’ta vefat etti.
İlim tahsiline amcası Ebu Amr Mugazili ve Ebu Yahya bin Kanib’İn yanında başlayan Ebü’l Vefa on dokuz yaşında Bağdat’a gitti (959). Ölümüne kadar burada ilim ile meşgul oldu. Şerefüddevle’nin sarayında yaptırdığı rasathanede çalışan alimIer arasında yer aldı. Matematik başta olmak üzere ömrünün büyük kısmını astronomik gözlemler yapmak eser telif etmek ve ders vermekle geçirdi.
Ebu’l Vefa Matematik ve astronomideki hizmetleriyle ilim tarihinde unutulmazlar arasında yerini almıştır .Onugerek klasik ve gerekse modern matematik konularında gördüğümüz birçok trigonometrik kavram tarif teorem ve formülleri ilk defa ortaya koyan bir Müslüman bilgin olarak tanıyoruz. Yazdığı eserler yüzyıllarca hem İslam dünyasında hem de Avrupa’da kaynak kitaplar olarak kabul edilmiştir.
Ebü’l Vefa trigonometride büyük hizmetlerde bulundu ona büyük ölçüde açıklık kazandırdı. Bilhassa küresel trigonometride sinüs konusunu ilmi bir düşünceyle inceledi. Tanjant tabloları düzenledi. Trigonometriye tanjant kotanjat sekant A=1/Cos A ve kosekant A=1/sinüs A tarifve kavramlarını kazandırdı. Trigonometrinin altı esas eğrisi (grafiği) arasındaki trigonometrik oranlan ilk defa belirtti. Bu oranlar bugün bile trigonometride grafiklerin tarifinde aynen kullanılmaktadır .
Ebü’l Vefa çağına kadar hiçbir matematikçinin yapamadığı incelikte trigonometrik çizelgeler düzenledi. Astronomik gözlemleri için gerkli olan sinüs ve tanjant değerlerini gösteren çizelgeleri on beşer dakikalık (açı dakikası) aralıklarla hesaplayarak hazırladı.
Onun matematiğe kazandırdığı bu yenilikleri Avrupa’da ancak beş yüzyıl kadar sonra Alman bilgini Johann Müller (1436-1476) tarafından ilk defa ortaya atılıp kullanılabildi.
Bu demektir ki Avrupa ancak Ebü’l Vefa’nın eserlerinin Batı dillerine çevrilmesinden sonra bu konudaki bilgilere sahip olabilmiştir. Diophantos’un ve Batlamyus’un eserlerini inceleyip açıkladı. Zamanına kadar hiçbir matematikçinin yapamadığı hassaslıkta trigonometrik çizelgeler hazırladı. Astronomik gözlemlere için gerekli ceyb (sinüs) ve zıl (tanjant) değerlerini gösteren çizelgeleri on beşer dakikalık açı aralıklarıyla hesapladı. Trigonometrinin altı esas oranı arasındaki trigonometrik münasebetlerini ilk defa açıkladı. Bu oranlargünümüzde de aynen kullanılmaktadır .
Ünlü bilim tarihçisi Plorian Cajori History of Mathematick adlı eserinde onun hakkında: ” Ebü’l Vefa şüphesiz kiHarezmi’nin matematik ve cebirdeki buluşlarını önemli ölçüde geliştirdi. Özellikle geometri ile cebir arasındaki münasebetler üzerinde durdu. Böylece bazı cebirsel denklemleri
geometri yoluyla çözmeyi başardı ve diferansiyel hesabın ve analitik geometrinin temelini kurdu. Bilindiği gibidiferansiyel hesap insan zekasının
bulduğu mühim ve pek faydalı bir mevzu olup ilim ve teknolojik muasır gelişmelerin temel kaynağını teşkil etmektedir. Ayrıca Battani’nin trigonometreleriyle ilgili eserlerini inceleyerek girift ve anlaşılmayan yönlerini
açıklığa kavuşturdu.” demektedir.
Sekant’ın kaşifi olarak genellikle Kopernik bilinirse de ünlü bilim tarihçilerinden Morite Candon ve Carra da Vaux’un araştırmaları sonucu bu buluşan Ebü’l Vefa’ya ait olduğu tesbit edilmiştir. Ebü’l Vefa sinüs değerlerinin hesabı için yeni bir metod geliştirdi. Böylece hazırladığı cetvellerinde 30 derece ve 15 derecelik açının sinüsünü son derece dakik olarak virgülden sonraki sekiz ondalık basamak halinde hesapladı.
Trigonometrinin yanında cebir ilmi üzerinde de derinlemesine çalışmalarda bulunan Ebü’l Vefa o zamana kadar bilİnmeyen dördüncü dereceden denklemlerin çözümünü gerçekleştirdi. Bugün 30 derecelik yayın sinüs değerinin hesaplama metodlarını da Ebü’l Vefa’ya borçlu bulunuyoruz. Onun bulduğu bu değerin bugün bulunan değerlere göre ilk sekiz ondalık kesrinin denkliği görülmektedir .Ebul Vefa trigonometrik çizelgeleri hazırlamada da öylesine bir incelik göstermiştir ki onun 10 dakikalık aralıkla düzenlediği sinüs çizelgesindeki incelik (prezisyon) 1/604 kadardır .
Ebu’l Vefa Encylopedia Britanica’nın yazdığına göretanjantı yayın bir fonksiyonel olarak trigonometriye katmıştır. “Zıll=Gölge” dediği çizgileri yayın iki katı; tanjantı ve sekantı da “kutr zıll” diye tarifetmiştir. Ebü’l Vefa üçgenler üzerinde ilk ciddi çalışmayı yapan bilgin olarak tarihe kaydolmuştur. Onun bu konudaki keşifleritarifleri kavramları çizelgeleri daha sonra Avrupa’nın ünlü matematikçilerinden D’Alembert (1717-1178) ve Laplace ( 17 49-1827) ile çağdaşları olan büyük matematikçilerin fikir yapıIarının temelinde yer bulmuştur .
Demek oluyor ki klasik ve modem matematikte görülen düzlem ve küresel trigonometriye ait tarif kavram ve formüllerin çoğunluğunu ilk defa ortaya koyan trigonometriye tanjant kavramı kazandıran tanjantı yayın bir fonksiyonu olarak düşünerek trigonometrik bilgileri sistematik bir disiplin haline getiren Ebu’l Vefa’dır.
Her ne kadar müsteşrik Henrich Suter İslam Ansiklopedisi’ne yazdığı makalede trigonometriye tanjantkontenjant sekant kosekant ile ilgili tarif ve kavramların daha önce yaşayan Habeş EI-Hasib tarafından bilindiğini kaydetmekteyse de yapılan araştırmalar sonucunda bu görüşün doğru olmadığı anlaşılmıştır .
Ebu’l Vefa sadece tanjant cetvellerini düzenlemek trigonometriye sekant ve kosekantı kazandırmakla kalmadı Sinüs problemini derinden derine inceledi. Trigonometrinin alt temes çizgisi arasındaki oranları belirtti. Onun tespit ettiği bu oranlar bugün bile o çizgilerin tarifinde kullanılmaktadır. Aynca Ebu’l Vefa Battani (858-929)’nin trigonometriyle ilgili eserini hatırı sayılır derecede geliştirdi. Virgülden sonra üçüncü haneye kadar hesaplama imkanını veren sinüs cetvellerinin yeni hesaplama metodlarını buldu. Ebu’l Vefa’nın ulaştığı bu yüksek basamağı Avrupa ancak asırlarca sonra aşabilmiştir .
Ebu’l Vefa’nın yaptığı hizmetler sadece bunlardan ibaret değildir. O aynı zamanda büyük maharet sahibi bir geometriciydi. Birçok problemlerle uğraştı ve parabolün ekseni atrafında döndürülmesi ve parabolliod’un hacmi konularıyla meşgul oldu.
Ebu’l Vefa sadece matematikte değil astronomide de isim yaptı. O kadar ki bu sahada yaptığı keşif onu büyük bir şöhrete kavuşturdu. O Avrupa’da Batlamyus’un ay teorisi üzerinde ilk defa araştırma yapan Tycho Brahe’den (1546-1601) tam 600 sene önce teorinin kritiğini yaptı ona tenkitler yöneltti. Noksanlarını görüp yeniden gözlemlerde bulundu ve ayın üçüncü değişimini keşfetti. Bu Ebu’l Vefa için keşfe ismini verdirecek kadar büyüktü.
Zamanında birçok Müslüman astronomi ve matematik alimi Ebu’l Vefa’nın çalışmalarını ve eserlerini görmek üzere Bağdat’a gittiler ve derslerinde bulundular. Günümüzde birçok Batılı ilim adamı Ebü’l Vefa’nın eserleri üzerinde araştırma yapmaktadır. Onun yaptığı ilmi çalışmalar o devirde İslam alimlerinin ilim ve fende ne kadar ileri olduğunu açık bir şekilde göstermektedir .
Zahiruddin Beyhaki Tarihu Hukema-il-İslam kitabında Ebü’l Vefa’nın şu sözlerini nakletmektedir: ” Mal can emniyeti ve sıhhat olmadan yaşanılan hayat hayat değildir. Bir kimse sana söz ile üstün gelirse aldırmayeter ki sükut ile galip gelmesin. Bir kimsenin seviyesine uygun olarak arkadaşlık et. Eğer sen cahile ilimlelaubaliye ciddiyetle muamele edersen arkadaşına eziyet etmiş olursun. Halbuki sen onlara sıkıntı vermekten uzaksın. Sözüne ancak ihtiyacı anında kıymet verenle sohbet etme. Hocanın hakkını gözetmemek ahlaka sığmaz. Düşük karaktersiz kimselerle görüşüp konuşma! “
ESERLERİ
1- kitab’ül-Kamil: Trigonometri ve astronomiden bahseden meşhur eseridir. Birinci bölümde yıldızların hareketinden önce bilinmesi gereken meseleler ikinci kısmında yıldızların hareketlerinin incelenmesi üçüncü kısımda yıldızların hareketlerine arız olan şeyler anlatılmaktadır. Eserin yazma bir nüshası Paris National Kütüphanesi’nde 1138 numarada kayıtlıdır.
L.P .E.A. Sedilot tarafından eser tercüme edilerek basılmıştır .
2- Ez-Ziyc’üs şamil: Ebu’l Vefa’nın astronomiden bahseden en önemli eseri budur. Ziyc-i şamil de denilen bu kitap ince ve isabetli gözlemlerle dolu bir faaliyet abidesidir. Öyle ki bu Ziyc (astronomi cetveli) Harizmi (780-850) ve Ferganalı Ahmed bin Kesir’in ziycleri gibi asırlar sonra bölüm bölüm D’Alembert (1717-1783) ve Laplace (1749-1827) gibi Batılı büyük matematikçi ve astronomların eserlerinde yer buldu.
3- Kitabün fi Amel-il-Mistarati vel-Pergar vel-Gunye
4- Kitab ma Yahtacu İleyh-il-Küttab vel Ummal min İlm-il-Hisab
5- Kitabun Fahirün bil Hisab
6- Kitabun fi ilmi Hisab-il-musellesat-il-Küreviyye
7- Kitabun fil-Felek
8- Kitabun fil-Hendese
9- Kitab’ül-Medhal ila Aritmetik
10- Tefsir-üi-Harezmi fil Cebri vel-Mukabele

EBU’L VEFA BUZCANİ ( 940 – 988)
Onuncu yüzyılda İslam aleminde yetişmiş büyük matematik ve astronomi alimi ismi Muhammed bin Yahya bin İsmail bin Abbas’tır. 10 Haziran 940 (H.328) tarihinde Horosan’ın Buzcan kasabasında doğdu.Bu yüzden Ebü’l-Vefa Buzcani diye meşhur oldu. 1 Temmuz 988 (H.388) tarihinde Bağdat’ta vefat etti.
İlim tahsiline amcası Ebu Amr Mugazili ve Ebu Yahya bin Kanib’İn yanında başlayan Ebü’l Vefa on dokuz yaşında Bağdat’a gitti (959). Ölümüne kadar burada ilim ile meşgul oldu. Şerefüddevle’nin sarayında yaptırdığı rasathanede çalışan alimIer arasında yer aldı. Matematik başta olmak üzere ömrünün büyük kısmını astronomik gözlemler yapmak eser telif etmek ve ders vermekle geçirdi.
Ebu’l Vefa Matematik ve astronomideki hizmetleriyle ilim tarihinde unutulmazlar arasında yerini almıştır .Onugerek klasik ve gerekse modern matematik konularında gördüğümüz birçok trigonometrik kavram tarif teorem ve formülleri ilk defa ortaya koyan bir Müslüman bilgin olarak tanıyoruz. Yazdığı eserler yüzyıllarca hem İslam dünyasında hem de Avrupa’da kaynak kitaplar olarak kabul edilmiştir.
Ebü’l Vefa trigonometride büyük hizmetlerde bulundu ona büyük ölçüde açıklık kazandırdı. Bilhassa küresel trigonometride sinüs konusunu ilmi bir düşünceyle inceledi. Tanjant tabloları düzenledi. Trigonometriye tanjant kotanjat sekant A=1/Cos A ve kosekant A=1/sinüs A tarifve kavramlarını kazandırdı. Trigonometrinin altı esas eğrisi (grafiği) arasındaki trigonometrik oranlan ilk defa belirtti. Bu oranlar bugün bile trigonometride grafiklerin tarifinde aynen kullanılmaktadır .
Ebü’l Vefa çağına kadar hiçbir matematikçinin yapamadığı incelikte trigonometrik çizelgeler düzenledi. Astronomik gözlemleri için gerkli olan sinüs ve tanjant değerlerini gösteren çizelgeleri on beşer dakikalık (açı dakikası) aralıklarla hesaplayarak hazırladı.
Onun matematiğe kazandırdığı bu yenilikleri Avrupa’da ancak beş yüzyıl kadar sonra Alman bilgini Johann Müller (1436-1476) tarafından ilk defa ortaya atılıp kullanılabildi.
Bu demektir ki Avrupa ancak Ebü’l Vefa’nın eserlerinin Batı dillerine çevrilmesinden sonra bu konudaki bilgilere sahip olabilmiştir. Diophantos’un ve Batlamyus’un eserlerini inceleyip açıkladı. Zamanına kadar hiçbir matematikçinin yapamadığı hassaslıkta trigonometrik çizelgeler hazırladı. Astronomik gözlemlere için gerekli ceyb (sinüs) ve zıl (tanjant) değerlerini gösteren çizelgeleri on beşer dakikalık açı aralıklarıyla hesapladı. Trigonometrinin altı esas oranı arasındaki trigonometrik münasebetlerini ilk defa açıkladı. Bu oranlargünümüzde de aynen kullanılmaktadır .
Ünlü bilim tarihçisi Plorian Cajori History of Mathematick adlı eserinde onun hakkında: ” Ebü’l Vefa şüphesiz kiHarezmi’nin matematik ve cebirdeki buluşlarını önemli ölçüde geliştirdi. Özellikle geometri ile cebir arasındaki münasebetler üzerinde durdu. Böylece bazı cebirsel denklemlerigeometri yoluyla çözmeyi başardı ve diferansiyel hesabın ve analitik geometrinin temelini kurdu. Bilindiği gibidiferansiyel hesap insan zekasınınbulduğu mühim ve pek faydalı bir mevzu olup ilim ve teknolojik muasır gelişmelerin temel kaynağını teşkil etmektedir. Ayrıca Battani’nin trigonometreleriyle ilgili eserlerini inceleyerek girift ve anlaşılmayan yönleriniaçıklığa kavuşturdu.” demektedir.
Sekant’ın kaşifi olarak genellikle Kopernik bilinirse de ünlü bilim tarihçilerinden Morite Candon ve Carra da Vaux’un araştırmaları sonucu bu buluşan Ebü’l Vefa’ya ait olduğu tesbit edilmiştir. Ebü’l Vefa sinüs değerlerinin hesabı için yeni bir metod geliştirdi. Böylece hazırladığı cetvellerinde 30 derece ve 15 derecelik açının sinüsünü son derece dakik olarak virgülden sonraki sekiz ondalık basamak halinde hesapladı.
Trigonometrinin yanında cebir ilmi üzerinde de derinlemesine çalışmalarda bulunan Ebü’l Vefa o zamana kadar bilİnmeyen dördüncü dereceden denklemlerin çözümünü gerçekleştirdi. Bugün 30 derecelik yayın sinüs değerinin hesaplama metodlarını da Ebü’l Vefa’ya borçlu bulunuyoruz. Onun bulduğu bu değerin bugün bulunan değerlere göre ilk sekiz ondalık kesrinin denkliği görülmektedir .Ebul Vefa trigonometrik çizelgeleri hazırlamada da öylesine bir incelik göstermiştir ki onun 10 dakikalık aralıkla düzenlediği sinüs çizelgesindeki incelik (prezisyon) 1/604 kadardır .
Ebu’l Vefa Encylopedia Britanica’nın yazdığına göretanjantı yayın bir fonksiyonel olarak trigonometriye katmıştır. “Zıll=Gölge” dediği çizgileri yayın iki katı; tanjantı ve sekantı da “kutr zıll” diye tarifetmiştir. Ebü’l Vefa üçgenler üzerinde ilk ciddi çalışmayı yapan bilgin olarak tarihe kaydolmuştur. Onun bu konudaki keşifleritarifleri kavramları çizelgeleri daha sonra Avrupa’nın ünlü matematikçilerinden D’Alembert (1717-1178) ve Laplace ( 17 49-1827) ile çağdaşları olan büyük matematikçilerin fikir yapıIarının temelinde yer bulmuştur .
Demek oluyor ki klasik ve modem matematikte görülen düzlem ve küresel trigonometriye ait tarif kavram ve formüllerin çoğunluğunu ilk defa ortaya koyan trigonometriye tanjant kavramı kazandıran tanjantı yayın bir fonksiyonu olarak düşünerek trigonometrik bilgileri sistematik bir disiplin haline getiren Ebu’l Vefa’dır.
Her ne kadar müsteşrik Henrich Suter İslam Ansiklopedisi’ne yazdığı makalede trigonometriye tanjantkontenjant sekant kosekant ile ilgili tarif ve kavramların daha önce yaşayan Habeş EI-Hasib tarafından bilindiğini kaydetmekteyse de yapılan araştırmalar sonucunda bu görüşün doğru olmadığı anlaşılmıştır .
Ebu’l Vefa sadece tanjant cetvellerini düzenlemek trigonometriye sekant ve kosekantı kazandırmakla kalmadı Sinüs problemini derinden derine inceledi. Trigonometrinin alt temes çizgisi arasındaki oranları belirtti. Onun tespit ettiği bu oranlar bugün bile o çizgilerin tarifinde kullanılmaktadır. Aynca Ebu’l Vefa Battani (858-929)’nin trigonometriyle ilgili eserini hatırı sayılır derecede geliştirdi. Virgülden sonra üçüncü haneye kadar hesaplama imkanını veren sinüs cetvellerinin yeni hesaplama metodlarını buldu. Ebu’l Vefa’nın ulaştığı bu yüksek basamağı Avrupa ancak asırlarca sonra aşabilmiştir .
Ebu’l Vefa’nın yaptığı hizmetler sadece bunlardan ibaret değildir. O aynı zamanda büyük maharet sahibi bir geometriciydi. Birçok problemlerle uğraştı ve parabolün ekseni atrafında döndürülmesi ve parabolliod’un hacmi konularıyla meşgul oldu.
Ebu’l Vefa sadece matematikte değil astronomide de isim yaptı. O kadar ki bu sahada yaptığı keşif onu büyük bir şöhrete kavuşturdu. O Avrupa’da Batlamyus’un ay teorisi üzerinde ilk defa araştırma yapan Tycho Brahe’den (1546-1601) tam 600 sene önce teorinin kritiğini yaptı ona tenkitler yöneltti. Noksanlarını görüp yeniden gözlemlerde bulundu ve ayın üçüncü değişimini keşfetti. Bu Ebu’l Vefa için keşfe ismini verdirecek kadar büyüktü.
Zamanında birçok Müslüman astronomi ve matematik alimi Ebu’l Vefa’nın çalışmalarını ve eserlerini görmek üzere Bağdat’a gittiler ve derslerinde bulundular. Günümüzde birçok Batılı ilim adamı Ebü’l Vefa’nın eserleri üzerinde araştırma yapmaktadır. Onun yaptığı ilmi çalışmalar o devirde İslam alimlerinin ilim ve fende ne kadar ileri olduğunu açık bir şekilde göstermektedir .
Zahiruddin Beyhaki Tarihu Hukema-il-İslam kitabında Ebü’l Vefa’nın şu sözlerini nakletmektedir: ” Mal can emniyeti ve sıhhat olmadan yaşanılan hayat hayat değildir. Bir kimse sana söz ile üstün gelirse aldırmayeter ki sükut ile galip gelmesin. Bir kimsenin seviyesine uygun olarak arkadaşlık et. Eğer sen cahile ilimlelaubaliye ciddiyetle muamele edersen arkadaşına eziyet etmiş olursun. Halbuki sen onlara sıkıntı vermekten uzaksın. Sözüne ancak ihtiyacı anında kıymet verenle sohbet etme. Hocanın hakkını gözetmemek ahlaka sığmaz. Düşük karaktersiz kimselerle görüşüp konuşma! ”
ESERLERİ
1- kitab’ül-Kamil: Trigonometri ve astronomiden bahseden meşhur eseridir. Birinci bölümde yıldızların hareketinden önce bilinmesi gereken meseleler ikinci kısmında yıldızların hareketlerinin incelenmesi üçüncü kısımda yıldızların hareketlerine arız olan şeyler anlatılmaktadır. Eserin yazma bir nüshası Paris National Kütüphanesi’nde 1138 numarada kayıtlıdır.L.P .E.A. Sedilot tarafından eser tercüme edilerek basılmıştır .
2- Ez-Ziyc’üs şamil: Ebu’l Vefa’nın astronomiden bahseden en önemli eseri budur. Ziyc-i şamil de denilen bu kitap ince ve isabetli gözlemlerle dolu bir faaliyet abidesidir. Öyle ki bu Ziyc (astronomi cetveli) Harizmi (780-850) ve Ferganalı Ahmed bin Kesir’in ziycleri gibi asırlar sonra bölüm bölüm D’Alembert (1717-1783) ve Laplace (1749-1827) gibi Batılı büyük matematikçi ve astronomların eserlerinde yer buldu.
3- Kitabün fi Amel-il-Mistarati vel-Pergar vel-Gunye
4- Kitab ma Yahtacu İleyh-il-Küttab vel Ummal min İlm-il-Hisab
5- Kitabun Fahirün bil Hisab
6- Kitabun fi ilmi Hisab-il-musellesat-il-Küreviyye
7- Kitabun fil-Felek
8- Kitabun fil-Hendese
9- Kitab’ül-Medhal ila Aritmetik
10- Tefsir-üi-Harezmi fil Cebri vel-Mukabele